Vergi affı beklentisi(!)

Son 23 yılda neredey­se her 3 yılda bir çe­şitli adlar altında ver­gi afları uygulandı. Bu uygulamaların sonucu olarak, vergi mükellef­leri bu yıl da ciddi bir beklenti içerisine gir­di. Son günlerde sosyal medyada ve kamuoyu­nun bazı kesimlerin­de yeni bir affın yolda olduğu yönündeki paylaşımlar artınca bunun üzerine Maliye Bakanı Şimşek yaptığı açıkla­mada, “asla böyle bir düzenle­me olmayacaktır” diyerek şim­dilik noktayı koymuş oldu.

Vergi sistemimizin uygulama­sında, maliye ile mükellefler ara­sındaki vergi ilişkisi konusunda mesleğimi icra eden bir mali mü­şavirim. Hem idarenin sorunları­nı ve beklentilerini hem de mükel­lefin sorunlarını ve beklentilerini çok iyi bilen biriyim. Yıllardır yaz­dıklarımdan ve de söylemlerim­den “vergi aflarına” karşı olduğu­mu tekrarlamak isterim. Benim gibi, “vergi aflarına karşıyım” gibi klasik açıklamalar yapan çok sayı­da kişi vardır.

Ancak, sadece bu klasik söyle­min tek taraflı veya yalnız başına dile getirilmesinin yeterli olmadı­ğı düşüncesinde olan biriyim. Kar­şı olmanın veya taraf olmanın da arka planda birçok doğru veya bir­çok yanlışı var. Bunun doğru olanı; öncellikle adil bir vergi sisteminin hayata geçirilmesi, akabinde ise ciddi bir vergi denetim sistemiyle kayıp ve kaçağı önleyecek sağlıklı ve uygulanabilir bir sistemin ku­rulmasıdır.

Vergi afları neden doğru değil

Değerli vergi hocası Prof. Murat Batı’nın konuyla ilgili son maka­lesinde dile getirdiği görüşlerine katılmamak mümkün değil. Vergi afları, ilk bakışta kamu alacakları­nın tahsilini kolaylaştıran bir araç gibi görünse de aslında ciddi bir adalet sorunu yaratır. Düzenli ve yükümlülüklerini zamanında ye­rine getiren mükellefler açısından bakıldığında, af uygulamaları bir tür cezalandırma anlamına gelir­ken; yükümlülüklerini yerine ge­tirmeyenler için ise adeta bir ödül işlevi görür.

Üstelik vergi aflarından yalnız­ca zor durumda olan mükellefler yararlanmaz. Aksine, af beklenti­sini alışkanlık haline getiren bir kesim de ortaya çıkar. Bu durum, yükümlüler arasında “nasıl olsa af çıkar” anlayışını besler ve ver­giye gönüllü uyumu zedeler. Böy­le bir ortamda, dürüst ve uyumlu mükelleflerin motivasyonu da ka­çınılmaz olarak azalır.

Daha da önemlisi, bu yaklaşım devlet ile mükellef arasındaki güven ilişkisini aşındırır. Devletin vergi alacaklarından af yoluyla vazgeç­mesi, yükümlülüklerini zamanında yerine getirmeyenler için bir avan­taj yaratırken, kurallara uyanlar açı­sından ise ciddi bir haksızlık doğu­rur. Bu nedenle vergi afları, yalnızca mali bir araç olarak değil, aynı za­manda vergi ahlakını ve kamu otori­tesine duyulan güveni etkileyen bir politika olarak değerlendirilmelidir.

Vergi affı beklentisinin sürekli canlı tutulması, kısa vadeli çözüm­ler sunsa bile uzun vadede vergi sis­temine zarar verir. Bu nedenle bu tür düzenlemelere başvurulurken çok daha dikkatli olunmalı; özellikle dürüst mükelleflerin korunması ve vergiye gönüllü uyumun teşvik edil­mesi öncelik haline getirilmelidir.

Vergi mükellefleri neden haklı

Son yıllarda, globalde ve içeride yaşanan ekonomik sorunlar bir­çok vergi mükellefini de çok olum­suz etkiledi. Son yıllarda yaşanan ve reel piyasayı çok etkileyen baş­ta kur, faiz ve enflasyon sorunu nedeniyle ekonomide eskisinden farklı olarak bazı dürüst ve vergiye uyumlu mükellefleri de olumsuz etkilediği bir gerçek. Başta ver­gi mükellefi işletmeler, geçmişte­ki uygulamalara benzer bir “vergi affı” beklentisine eskisinden daha istekli oldukları görülüyor.

Dolayısıyla; bu dönem vergi affı beklentisi içerisinde olan mükel­leflerin, içine düştükleri finansal sorunları nedeniyle vergi ödemek­te zorlanmalarını kendi kusur­larından ziyade yaşanan yüksek enflasyon ve faiz politikaları yü­zünden özellikle krediye ulaşma­larında yaşadıkları sıkıntılar ile kayıt dışı işletmelerin yarattığı haksız rekabete bağlamaktadırlar.

Sayın Maliye Bakanı son deme­cinde; zaten mevcut mevzuatımız­da, vergisini ödemekte zorlanan mükelleflere gerekli kolaylık ya­pılmakta ve taksit imkânı tanın­maktadır dedi. Elbette Sayın Ba­kanın açıkladığı bu imkân mevzu­atımızda mevcut ve uzun yıllardır da uygulanmaktadır. Bu düzenle­me nedir derseniz; zor durumda olan mükellefler, talepleri halinde vergi dairelerine başvurmak sure­tiyle (bazı şartlarda teminat gös­tererek) “tecil faizi” ödemek sure­tiyle 12-24-36 gibi vadelerle borç­larını taksitlendirebilirler. Vergi borçlarına uygulanan mevcut ge­cikme zammı aylık %3,7 iken, tecil ve taksitlendir faiz oranı ise yıllık %39 olarak uygulanmaktadır. Gö­rüldüğü gibi bu oranlar halen çok yüksek.

Sonuç olarak

Ekonomik dalgalanma dönem­lerinde, genelde bütçe açıklarının yüksek seviyede olduğu, özellik­le de her seçim döneminden ön­ce, hükümetlerin tercih ettiği ve sıklıkla uygulama ihtiyacı duy­duğu vergi afları her zaman vergi mükelleflerinin beklentisine yol açmıştır. Ancak, geçmiş uygula­malardan gördüğümüz; hazinenin veya mükellefin beklentilerinden ziyade siyaset tarafı daha istekli olmuştur.

Bu kez; Hazine ve Maliye Baka­nı’nın beklentilere yol açan “ver­gi affına” kapıyı kapatan açıkla­maları yalnızca mevcut tartışma­ları sonlandırmakla kalmamakta, aynı zamanda farklı beklentilerin yeniden oluşmasına yol açacaktır. Beklentiler ne olursa olsun; esas olan, af beklentisi yaratmak değil, kurallara uyumu teşvik eden, adil ve sürdürülebilir bir vergi sistemi inşa etmektir. Şimdi diyeceksiniz; bu kadar izahattan sonra “vergi af­fı” var mı yok mu? Cevap; şimdilik (!) yok. Kalın sağlıcakla.

Yazara Ait Diğer Yazılar