Errart: Sanatın doğayla buluştuğu yer
Proje 1: Emanet İzlek
“Çalışma, katılımcıları bir deste kart aracılığıyla mekânı yeniden keşfetmeye davet eder. Desteden rastgele seçilen her kart, mekânın farklı noktalarına işaret eden örtük yönlendirmeler barındırır. Bu ipuçları, dört sanatçının alanla kurduğu öznel ilişkinin, gözlemlerinin ve mekânsal deneyimlerinin izleridir. Katılımcıyı yürümeye ve çevresine dikkat kesilmeye teşvik eden bu süreç ile örneğin bir dut ağacına gizlenmiş nesneyi arayan kişi, yol boyunca alandaki diğer dut ağaçlarını da keşfetme imkanı bulur. Varış noktalarında ise onları birer "emanet" bekler. O yere bırakılmış bir nesne, kısa bir metin ya da uydurulmuş bir hikaye biçimini alabilen bu emanetler, varış noktasını bir ödülden çok mekâna dair yeni bir hikayenin başlangıcı haline getirir. Katılımcılar bu izleri takip ederken, sanatçıların mekânsal okumalarına ortak olur ve mekânla dinamik bir bağ kurar.”
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü 3. ve 4. sınıflarında lisansüstü eğitim alan 18 öğrenci, bölüm başkanı Devabil ve Zafer Hocalarla birlikte ERRART çiftliğinde 5 gün geçirdiler. 4 gruba ayrılan öğrenciler 40 dönümlük çiftliği karış karış gezip doğayla derinlemesine tanıştılar, iç içe oldular. Gezinin bitişinde, 4 öğrenci grubundan birinin yukarıdaki paylaşımlarında okuduğunuz gibi deneyimlerini kendi aralarında tartıştıktan sonra hocalarına ve bizlere sundular.
Bir diğer grubun sunumu ise şöyleydi:
Proje 2: Bizden Bize
“Projenin çıkış noktasını, saha araştırması sırasında karşılaştığımız 650 yıllık zeytin ağacı oluşturuyor. Süreç boyunca 'doğal' ve 'organik' kavramları üzerine yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda, insanın bu ekosistemin dışarısında değil, ayrılmaz bir parçası olduğunu gözlemledik. Doğanın kendi içindeki döngüsüyle, insanların kurduğu ilişkilerin aslında tamamen aynı zeminde işlediği sonucuna vardık. Mevcut pratiğimizde; 'ritüel', 'kutsama' ve 'insan' kavramlarının birbirleriyle kurduğu bağları inceliyoruz. Bu doğrultuda projeyi, katılımcıları bir araya getiren etkileşimli ve ritüelistik bir performans olarak kurguladık. Doğadan toplanannesnelerle tasarlanan enstrümanlar ve performans anında bedenlerin ürettiği sesler, bu deneyimin işitsel kanalını oluşturdu.”
Kentte ilhamı kaybettik
Bunlardan başka 4’er kişilik 2 ayrı öğrenci grubunun proje konuları ise: “Hemzemin Durum: Bulunulmayan Zaman” ve “Düzenin Geçiciliği / Zorunlu Biçimlerin Çöküşü” idi. Aradaki sohbetlerimizde öğrencilerden birinin şu ifadesi hepimizi kent hayatını tekrar sorgulamaya yöneltti: “Kentte, beton yığını içinde yaşıyoruz. Sanat üretmek için besin kaynaklarımız kaos, kargaşa, yaşamda var olabilmenin sürdürülebilirliğinin endişesi ve politika. Burada tabiatın var olduğunun farkına vardık. Ağaçlar, çiçekler, kuşlar, balıklar, doğanın sesi bizi bambaşka ilham kaynaklarıyla tanıştırdı.” Maalesef, bu tespitten de anlaşıldığı gibi çocuklarımız, öğrencilerimiz doğayı ancak filmlerden, fotoğraflardan görebilir hale geldiler. Halbuki sanat ve doğa yaşamımızda birbirini tamamlayan iki ana öge.
Marmara Üniversitesi ile yıllar sonra yeniden
Peki, ben niye mi oradaydım? Çünkü Prof. Devabil Kara hoca resim ve heykel bölümü için bir danışma kurulu oluşturdu. Ben, Erol Tabanca, Nevzat Sayın, Safa Bayar ve Erkan Doğanay’dan oluşan danışma kurulu zaman zaman bir araya gelerek Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim ve Heykel Bölümünü daha ileri nasıl taşırız diye tartışıyoruz. Marmara Üniversitesi ile ilk tanışmam Teknik Eğitim Fakültesi Matbaacılık Bölümü ile 1992-93 yıllarında olmuştu. Üniversite ve sanayi işbirliği projelerine örnek teşkil edecek bir çalışma ile KASAD (Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği) olarak bölümün çalışma ortamlarını eğitsel, fiziksel ve teknolojik olanaklarla donatma amacıyla ciddi yatırımlar yapmıştık. Aradan geçen 33 yıl sonra bile yatırımlarımızın meyvelerini hala toplamaya devam ediyor olmanın gururunu yaşıyorum.
Marmara Üniversitesi ile bu deneyimimin bana verdiği ilhamla, Resim ve Heykel Bölümünün danışma kurulunda yer alma teklifini hiç düşünmeden kabul ettim. Bir diğer etken de bölümün öğrencilerinin sanat piyasasında kabul görme oranının yüksek olmasıydı. Genç sanatçılara kucak açan platformlarda sıkça Marmara Üniversitesi çıkışlı öğrenci görmek pek tesadüf olmasa gerek. Bu kez danışma kurulunun bir diğer üyesi Erol’un daveti ile ERRART çiftliğinde buluştuk. Eşi Rana ile birlikte projelendirdikleri bu çiftliğin kuruluş amacı da zaten sürdürülebilir tarım, doğaya saygı ile sanatçıya, tasarımcıya, edebiyatçıya bu doğallığın içinde deneyimleme, çalışma, okuma, yazma, düşünme olanaklarını sunmaktı. Siz yeter ki sanatla yaşamak isteyin, birbirinizi mutlaka bulursunuz. Sanatın peşinden gidebileceğiniz gibi, sanatı kendinize çekecek ortamı da yaratabilirsiniz.
Errart'ın arkasındaki fikir
Erol Tabanca sanatın, kendi şahsına, kurumuna olduğu kadar toplumun gelişmesinde de ne kadar etkili itici güç olduğunun farkında olan bir iş insanımız. İş hayatı boyunca her daim sanatla iç içe olmuş, bir mimar ve uygulayıcı olarak kentlerde yarattığı devasa yapıları mutlaka sanat eserleriyle buluşturmuş, mimari estetiğe sanatı katmıştır. Bütün bu yaptıkları Erol’u kesmemiş, memleketi Eskişehir’e bir saygı duruşu göstererek OMM’u (Odunpazarı Modern Müzesi) Türkiye’nin sanat hayatına kazandırmış, dünyanın önemli sanat müzelerinin mimarlarının isimleri ile birlikte anıldığının bilinci ile projeyi Japon mimar Kengo Kuma’ya emanet etmiştir. Son zamanlarda ERRART çiftliği ile de sanatın, tasarımın ve edebiyatın, tatbikatından tartışmasına uzanan bir deneyimleme platformu yaratmıştır.
Hayatım boyunca bin kez söyleyip yazmışımdır ama bir kez daha söylemekten bir zarar gelmez: Sizi siz yapan, doğduğunuz, büyüdüğünüz yere küçücük bir minnet borcunuz varsa, Erol Tabanca gibi, bunu oraya sanat yatırımı yaparak ödeyin. Siz de, şehriniz de ölümsüzleşin; gelecek kuşaklara örnek olun.