Pudra şekeri kaşığı koleksiyonu olur mu?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Kırk yıllık dostum Bilgi Kenber, bir gün "Pudra şekeri serpme kaşıkları biriktiriyorum" dediğin­de şaşırmış, "Bunun da koleksiyo­nu mu olur?" diye düşünmüştüm. Fakat Paris'teki evinde koleksiyo­nu görünce fikrim değişti. Goog­le'a "Cuillers à Sucre" yazmanız bile neden söz ettiğimi anlamaya yeter. Haznesi ince deliklerle süs­lenmiş, küçük bir kepçeyi andıran bu zarif kaşıklar, başlı başına başka bir dünyanın kapısını aralıyor.

2000'li yılların başında Bilgi'ye bu koleksiyon üzerine mutlaka bir kitap hazırlaması gerektiğini söy­lüyordum. Beni heyecanlandıran, bir Türk koleksiyonerin son dere­ce niş bir alanda dünya ölçeğinde eşsiz bir mirasa sahip olmasıydı. Bu koleksiyonun yalnızca özel bir arşivde kalmasını değil; müzele­rin, üniversitelerin ve kütüphane­lerin raflarına girecek bir kitapla kalıcı hale gelmesini istiyordum. Bu ısrarımın bir gün hayatımı kurtaracağını ise elbette aklımın ucundan geçirmemiştim. Bunu mecazi anlamda söylemiyorum; kelimenin tam anlamıyla yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiden söz ediyorum.

Bir antika pazarında başlayan tutku

Bilgi, bu kaşıklarla ilk kez bir an­tika pazarında karşılaşıyor. Baş­langıçta onları çay süzgeci sanıyor ve iki tanesini satın alıyor. 1980 yı­lında Paris'e yerleştikten sonra ise müzayedelerde aynı kaşıklarla ye­niden karşılaşmaya başlıyor. Araş­tırdıkça bunların çay süzgeci değil, özellikle çileklerin üzerine pudra şekeri serpmek için kullanılan Cu­illers à Sucre olduğunu öğreniyor.

Paris'teki Drouot Müzayede Evi'nde tanıştığı uzman Jean Nor­bert Salit, koleksiyonunu şekil­lendirmesinde en büyük yol gös­tericisi oluyor. Özellikle 18. yüzyıl Fransası'nda büyük ilgi gören bu zarif objeleri yıllar boyunca büyük bir titizlikle biriktiriyor. Sonun­da sayıları 150'yi bulan koleksiyo­nun en kıymetli parçası ise Pier­re Jourdan-Barry'den satın aldığı, Fransız kraliyet arması taşıyan ve Aix-en-Provence'a ait gümüş ka­şık oluyor.

Koleksiyonu gördüğümde Bil­gi'ye şunu söyledim: "Allah sa­na uzun ömür versin ama senden sonra bu koleksiyon dağılabilir. Bunları bir kitapta toplarsan, yıl­lar boyunca verdiğin emek gelecek kuşaklara bir bütün olarak kalır." Fikri beğendi ama harekete geç­medi. Ben her fırsatta kitabın ha­zırlıklarını soruyor, o ise aynı ceva­bı veriyordu: "Oktay'cığım, insan­lar böyle bir kitabı niye alsın? Bir yayınevi de satmayacağını bildiği bir kaşık kitabını neden yayımla­sın?"

Bir kitabın peşinden

Israrlarım üzerine Bilgi, Paris'te sanat kitapları yayımlayan So­mogy Éditions d'Art ile görüştü. Yayınevi projeyi reddetti. Bana du­rumu anlatınca yalnızca tek bir şey söyledim: "Bir randevu daha al. Bu kez birlikte gideceğiz."

Paris'e gittim ve görüşmeye be­raber katıldık. Yayınevi yöneticisi­ni ikna etmeye çalışırken, farkında olmadan kendi kaderimi de değiş­tiriyormuşum. Bunu elbette yıllar sonra anlayacaktım. Yayınevinden olumlu yanıt çıkınca Bilgi şaşkın­lıkla bana döndü: "Şimdi ne yapı­yoruz?"

Kitabın baskısı için Güzel Sa­natlar Matbaası'ndan Dilara Bas­kan'dan randevu aldım. Bilgi ve grafikeri 19 Kasım 2003'te İstan­bul'a geldiler. Ertesi sabah saat 10.00'da matbaada buluşacak, ki­tabın hazırlıklarına başlayacaktık. Tam o sırada hayatın akışını değiş­tirecek beklenmedik bir gelişme yaşandı.

19 Kasım günü İngiltere'nin İs­tanbul Başkonsolosluğu'ndan te­lefon geldi. Başkonsolos Roger Short, benimle ertesi sabah sa­at 10.00'da konsoloslukta buluş­mak istiyordu. Kısa süre önce or­tak dostlarımız Zeynep ve Kara­ca Taşkent'in evindeki bir davette tanışmıştık. O akşam bana Palm Court için yeni çam ağaçları alma­yı düşündüklerinden söz etmiş, bu konuda fikrimi almak istedi­ğini söylemişti. Ancak aynı saat­lerde matbaada önemli bir toplan­tım vardı. Bu nedenle daveti kabul edemeyeceğimi, isterlerse ertesi gün gelebileceğimi ilettim. Kısa süre sonra tekrar aradılar. Buluş­mayı 21 Kasım sabahı saat 10.00'a erteledik.

Hayatı değiştiren erteleme

Ertesi gün, 20 Kasım 2003'te Güzel Sanatlar Matbaası'nda kitap üzerine çalışıyorduk. Saat 11.00'e doğru birileri telaşla içeri girip te­levizyonu açmamızı istedi. Ekrana baktığımızda gördüğümüz manza­ra karşısında donup kaldık.

Bir gün önce aynı saatte, aynı yerde buluşmak üzere davet edil­diğim İngiltere'nin İstanbul Baş­konsolosluğu'nda büyük bir pat­lama meydana gelmişti. Başkon­solos Roger Short ve konsolosluk çalışanları hayatını kaybetmişti.

Bir kitabı yayımlatmak için gös­terdiğim ısrar, beni o gün orada ol­maktan alıkoymuştu. O an anladım ki bazen insanın hayatını değişti­ren şey, yıllarca peşinden koştuğu büyük hedefler değil; önemsiz gibi görünen küçük kararlar olabiliyor. İşte bu yüzden Cuillers à Sucre ki­tabı benim için hiçbir zaman yal­nızca bir koleksiyon kitabı olmadı.

Bir kitaptan fazlası

Kitap sonunda yayımlandı. "Bin adet bile satar mı?" diye düşünür­ken beklenenden çok daha fazla il­gi gördü; ikinci baskısını yaptı, Bil­gi telif geliri bile elde etti. Bugün Cuillers à Sucre koleksiyonu Fran­sa ve Belçika'daki önemli müze­lerde birçok kez sergilendi. Ancak bana göre bu koleksiyonun yolu yurt dışına çıkmadan önce mutla­ka Türkiye'den de geçmeli. Çünkü kültür mirasına sahip çıkmak, yal­nızca eser üretmek değil; onu gele­cek kuşaklarla buluşturabilmektir.

Yolun sonu: Hermitage

Bu dileğin gerçekleşip gerçek­leşmeyeceğini bilmiyorum. Çünkü bugün Bilgi Kenber ile St. Peters­burg Hermitage Müzesi arasında koleksiyonun bir bütün halinde müzeye kazandırılması konusun­da prensip anlaşmasına varılmış durumda. Müze, satın alma için gerekli kaynağı oluşturmak üzere çalışmalarını sürdürüyor.

Hermitage'ın bu konudaki cid­diyetini ise daha önce yaşanan bir gelişmeden biliyoruz. Bilgi'nin yıllar boyunca oluşturduğu Porte Bouquet Koleksiyonu, sekiz fark­lı müzede sergilendikten son­ra Hermitage tarafından önce al­tı ay boyunca ziyaretçilere sunul­du, ardından koleksiyonun kitabı hazırlandı ve sonrasında tamamı müzeye kazandırıldı.

Bugün o koleksiyon, "Bilgi Ken­ber Koleksiyonu" adıyla Hermita­ge'ın kalıcı koleksiyonunda yer alı­yor. Dilerim aynı hikâye Cuillers à Sucre için de yazılır. Yine de içim­de küçük bir ukde var. Dünya kül­tür mirasının parçası sayılabilecek bu koleksiyonun, yurt dışına git­meden önce Türkiye'de de sergi­lenmesini çok isterdim.

Sanırım sıra şimdi başka bir hikâyede... Porte Bouquet kolek­siyonunun öyküsünü de bir başka yazıda anlatmak şart oldu.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.251,29 1,22 %
Dolar 47,1170 0,06 %
Euro 53,9615 0,14 %
Euro/Dolar 1,1444 0,01 %
Altın (GR) 6.059,11 -1,45 %
Altın (ONS) 3.976,69 0,00 %
Brent 84,0595 -0,78 %