Konut piyasasını yanlış mı ölçüyoruz?
Son haftalarda konuta erişimi farklı taraflarından ele almaya gayret ediyorum. Finansmanı, orta sınıfın değişen konut ihtiyacını, uygun fiyatlı konutun nasıl üretilebileceğini ve son olarak kiralık sosyal konutu konuştuk. Hala aklıma takılan bir soru var aslında.
Konuta erişimin gerçekten iyileşip iyileşmediğini nasıl ölçeceğiz? 2025 yılında Türkiye'de 1,7 milyon konut satıldı, 2026 yılının ilk 8 ayında ise konut satışları 1 milyon adedin üzerinde yer aldı. İlk 8 aydaki satışların yaklaşık %70'i ikinci el konutlardan oluştu. Kredili satışların toplam satışlar içindeki payı %14 seviyesinde kaldı. Piyasa oldukça hareketliydi ama bu hareketliliğin önemli bölümü mevcut konut stokunun el değiştirmesiyle gerçekleşti.
Satış ile erişim aynı değil
Ev sahipliği verileri satış ve erişim arasındaki ayrımı daha görünür hale getiriyor. Türkiye'de ev sahipliği oranı 2006 yılında %60,8 iken 2025'te %57,1'e geriledi. Aynı dönemde kiracıların oranı %23,5'ten %27'ye yükseldi. Dar gelirli hanelerde değişim daha belirgin. Ev sahipliği oranı %59,3'ten %48,7'ye gerilerken kiracılık %25'ten %34'e çıktı. Dolayısıyla yüksek satış rakamını doğrudan konuta erişimin iyileştiği şeklinde yorumlamak mümkün değil. Satışlar artsa da özellikle düşük ve orta gelir grubundaki hanelerin satın alma kapasitesi aynı anda gerileyebilir. Açıkçası konut piyasasındaki erişilebilirlik tartışmasının biraz daha bu tarafa yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaç konut satıldığı kadar, o konutu kimin hangi gelir ve hangi finansman imkanlarıyla alabildiğini de bilmemiz gerekiyor.
Erişilebilirliği ölçebiliriz
Bir hanenin konuta erişimini belirleyen üç temel unsur var: kullanılabilir geliri, sahip olduğu özkaynak ve mevcut finansman koşullarında ulaşabileceği borçlanma kapasitesi. Bu üçünü birlikte değerlendirdiğimizde hanenin konut için kullanabileceği ödeme kapasitesine ulaşıyoruz. Bunu da bulunduğu bölgedeki gerçek konut fiyatıyla karşılaştırıyoruz.
Konuta erişilebilirlik = hanehalkı ödeme kapasitesi / konut fiyatı
Burada Türkiye ortalaması üzerinden tek bir oran hesaplamayı da yeterli görmüyorum. Bence yüzde 20’lik dilimlerdeki beş gelir grubu için ayrı ayrı bu göstergenin izlenmesini gerekir. Her gelir grubunda aylık kullanılabilir hane gelirinin %30'unun konut ödemesine ayrıldığı bir temel senaryo, %40'ının ayrıldığı bir stres senaryosu kurulabilir. Vade, finansman maliyeti, kredi-değer oranı ve hanenin özkaynağı hesaba katıldığında erişilebilecek azami konut değeri ortaya çıkar. Son aşamada bu değer, aynı bölgedeki gerçekleşen konut fiyatıyla karşılaştırılır.
Hangi konut, hangi gelire?
Erişilebilirlik yalnız finansmanla da ilgili değildir. Üretilen konutun niteliği ve fiyatı ile o bölgede yaşayan hanelerin gelir yapısının birbirine ne kadar uyduğu da önemlidir.
İstanbul bunun iyi bir örneği. Örneğin KONUTDER’in yaptığı çalışmada İstanbul'un 2025-2034 döneminde yaklaşık 1,22 milyon yeni konuta, yıllık ortalama yaklaşık 122 bin konuta ihtiyacı bulunduğu görülüyor. Buna karşılık güncellenmiş yapı izin verilerine göre 2021- 2025 döneminde İstanbul'da yıllık ortalama yaklaşık 99 bin konut için iskan alınmış durumda. Üstelik bu rakamın içinde kentsel dönüşüm nedeniyle mevcut konutların yerine yapılan konutlar da bulunuyor.
Dolayısıyla net ilave arz bundan daha düşük olabilir. Fakat yalnız bu açığı kapatmak da yeterli olmayacak. Yılda ihtiyaç kadar konut üretip bunları hanehalkının ödeme kapasitesinin üzerinde fiyatlarsak, kağıt üzerinde arz açığını azaltırken erişilebilirlik sorununu devam ettirmiş oluruz. Son haftalarda daha küçük ama nitelikli konutu, kamu-özel sektör ortaklığını ve kiralık sosyal konutu konuşmamızın nedeni de buydu. Her gelir grubuna aynı konut ve aynı finansman modeliyle ulaşamayız.
Yeni bir gösterge
Bu nedenle satış, fiyat, ruhsat ve iskan göstergelerinin yanına artık düzenli bir Konuta Erişilebilirlik Endeksi eklenmesini öneriyorum.
Üstelik tek bir Türkiye ortalamasından söz etmiyorum. Gelir grupları ve şehirler itibarıyla, İstanbul gibi büyük piyasalarda mümkünse ilçe bazında hesaplanan bir yapıdan söz ediyorum. Hane geliri, özkaynak, finansman maliyeti ve gerçekleşen konut fiyatı aynı hesapta buluşmalı.
Böyle bir gösterge politika tasarımını da değiştirir. İlk kez konut alacaklara verilecek desteğin hangi gelir grubunda gerçekten karşılık bulacağını, faiz değişikliklerinin erişilebilirliği ne ölçüde etkilediğini, sosyal konutun hangi gruplara yönelmesi gerektiğini veya hangi şehirlerde kiralık konut politikasına daha fazla ihtiyaç bulunduğunu daha sağlıklı görebiliriz.