Kraliçe neden geldi?
Einstein’ın izafiyet teorisine göre, büyük bir nesneye yakın olduğunuzda zaman daha yavaş ilerler. Doğaldır ki uzaklaştığınızda da zaman daha hızlı akar. Tıpkı Avrupa Birliği’ne girme umudumuz gibi. Teşbihte hata olmaz, Avrupa Birliği bir nesne değil elbet, bir benzetme yapayım dedim.
1996 yılında Gümrük Birliği’ne girdiğimizde AB için de yol yakın diye düşünüyor ve zamanın biran önce akmasını diliyorduk. Hiç unutmuyorum, o yıllar benim de AB’ye çok merak sardığım ve sıkça televizyona çıkıp AB’ye ne zaman gireceğimize dair fikir yürüttüğüm, umudumuzu koruduğumuz yıllardı. Eğitimimi bile bu alanda şekillendirip sürdürdüm. Ancak ne var ki gün geçtikçe umudumuz azaldı, zaman hızlı akmaya başladı. Bugün farkettim ki üzerinden tam 30 yıl geçmiş, zaman da su gibi akıp geçmiş.
Bu 30 yılda elbet çok şey değişti. Avrupa değişti, batı değişti, doğu değişti, Türkiye değişti. Örneğin o yıllarda Çin dünya için böylesine önemli bir tehdit değildi. Batı endüstride daha güçlü, Avrupa Birliği daha genç ve diri, ABD daha barışçı idi. Sıcak savaşlar yoktu ve ikinci dünya savaşı sonrası yükselen Batı, sanayileşmeyi ajandasında ilk sıraya koymuş, savunma sanayinde ise sırtını ABD’ye dayamıştı.
Yıllar geçti, bizim AB umudumuz azaldı, Gümrük Birliği’ndeki iyileşme beklentilerimiz de büyük ölçüde karşılıksız kaldı. Çin başta olmak üzere doğu bloğu güçlendi. Üretim gücü ile birlikte kno-how ve markalaşmada da liderlik doğuya kaymaya başladı. Otomotiv endüstrisi başta olmak üzere teknolojide sektörlerinin pek çoğunda batının gücü ve liderliği doğu ülkelerine kaydı. Menfaatler ve hedefler farklılaştı. ABD gitgide daha saldırgan hale gelirken, Avrupa’da artık savunma sanayinde kendisini daha yalnız hissetmeye başladı. Nitekim son birkaç aydaki gelişmeler de bu durumu daha net ortaya koyuyor.
Avrupa’nın yeni tedarik haritasında türkiye
Belçika Kraliçesi Mathilde’nin Türkiye ziyareti, diplomatik takvimde yer alan sıradan bir nezaket turu olarak görülebilir mi diyenlere rahatlıkla görülemez diye cevap verebilirim. Bu ziyaretin satır aralarına dikkatle bakıldığında çok daha güçlü bir mesaj var. Avrupa sermayesi, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’yi yeniden keşfediyor. Yukarıda bahsettiğim güvenlik gerekçelerini de üzerine eklendiğinde bu ziyaret iki yönden de daha anlaşılır hale geliyor.
Kraliçeler tek başına seyahat etmez; arkalarında stratejik bir niyet, ekonomik bir ajanda ve siyasi bir mesaj taşırlar. Mathilde’nin Türkiye’ye 400’ü aşkın iş insanı, kamu temsilcisi, akademisyen ve sektör lideriyle gelmesi, Belçika’nın Türkiye’ye yalnızca dost bir ülke olarak değil, Avrupa’nın üretim ve tedarik güvenliği açısından vazgeçilmez bir ortak olarak baktığını açıkça gösteriyor.
Son yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmalar ve savaşlar şirketleri tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmaya zorladı. En ucuz nerede üretirim sorusu yerini en güvenli ve en hızlı nerede üretirime bıraktı. Türkiye; Avrupa’ya yakınlığı, gelişmiş sanayi altyapısı, güçlü lojistik ağı, genç iş gücü ve Gümrük Birliği avantajı sayesinde Avrupa şirketleri için doğal bir üretim ve dağıtım merkezi haline gelmiş durumda. Belçika Kraliçesi’nin ziyareti de, işte tüm bu gerçekleri teyit eder nitelikte.
Belçika neden Türkiye’ye bu kadar önem veriyor?
Belçika, Avrupa’nın siyasi başkenti olmanın ötesinde, Antwerp ve Zeebrugge limanlarıyla kıtanın en kritik lojistik merkezlerinden biri. Türkiye ise üretim kabiliyeti ve bölgesel erişim gücüyle Avrupa’nın doğuya açılan kapısı. Bu iki ülkenin iş birliği, klasik ticaret ilişkisinin çok ötesine geçebilir. Savunma sanayii, yenilenebilir enerji, sağlık teknolojileri, kimya, lojistik ve dijital dönüşüm gibi alanlarda kurulacak ortaklıklar, önümüzdeki yıllarda milyarlarca euroluk yatırım fırsatı yaratabilir. Kraliçe Mathilde’nin ziyareti, Belçika’nın Türkiye’ye verdiği stratejik önemi de ortaya koymuş oldu.
Bu temaslar sayesinde doğrudan yabancı yatırım artabilir, ikili ticaret hacmi büyüyebilir ve Türkiye’nin yatırım algısı güçlenebilir. Avrupa’nın merkezinden gelen bu güçlü heyet, uluslararası yatırımcılara “Türkiye hâlâ önemli bir merkez” mesajı vermiş oldu.
Zaman zaman Avrupa ile Türkiye ilişkilerinde siyasi gerilimler yaşansa da ekonomi kendi rotasını çizmeye devam ediyor. Avrupa üretmek zorunda. Türkiye ise üretim, lojistik ve pazar erişimi açısından benzersiz avantajlar sunuyor. Bu nedenle Avrupa sermayesi Türkiye’yi göz ardı edemez. Belçika Kraliçesi’nin ziyareti, bu gerçeğin sembolik ama son derece güçlü bir teyididir.
Ben bu ziyareti Belçika’dan ziyade Avrupa’nın bütününün bir ziyareti olarak okuyorum. İçinden geçtiğimiz bu süreci iyi değerlendirip fırsata çevirebilirsek Avrupa ile olan ilişkilerimizi de geliştirebileceğimiz gibi AB’nin kapılarını açtırabilme şansımızı da arttırabiliriz. En azından temennim bu. Yaşayıp göreceğiz.