Toplantı çok, karar yok
Geçtiğimiz günlerde uluslararası bir araştırmayı incelerken dikkatimi çeken bir veri oldu. Çalışanların önemli bir bölümü artık toplantıları “iş yapmayı engelleyen faaliyetler” arasında görüyor. İlk bakışta abartılı gibi geliyor.
Ancak özellikle büyük şirketlerde çalışanlarla konuştuğunuzda benzer bir cümleyi sık duymaya başlıyorsunuz: “Bütün gün toplantıdayız ama asıl işi akşam yapıyoruz.” Aslında modern şirketlerin en görünmez verimlilik kaybı tam da burada başlıyor. Çünkü artık birçok organizasyonda toplantı, karar almak için kullanılan bir araçtan çok, karar alıyormuş hissi yaratan bir ritüele dönüşüyor. Takvimler doluyor, ekranlar açılıyor, sunumlar yapılıyor ama toplantıdan çıkan somut karar sayısı aynı hızda artmıyor.
Atlassian tarafından yayımlanan son araştırmalara göre çalışanların yaklaşık yüzde 59’u toplantıları verimsiz buluyor. Yüzde 64’ü ise daha az toplantıyla daha hızlı karar alınabileceğini düşünüyor. Microsoft’un Work Trend Index araştırmaları da çalışanların gün içinde sürekli bölünen dikkat nedeniyle odaklanma kapasitesini kaybettiğini ortaya koyuyor. Bir başka ifadeyle insanlar artık çalışmaktan çok, çalışmayı organize etmeye zaman harcıyor.
Takvim ekonomisi
Özellikle hibrit çalışma düzeniyle birlikte şirketlerde yeni bir dönem başladı. Eskiden toplantılar belirli bir ihtiyaç doğrultusunda yapılırdı. Bugün ise birçok organizasyonda takvimler otomatik biçimde doluyor. Davet edilen kişi sayısı artıyor, toplantı süreleri uzuyor, ancak alınan kararların kalitesi aynı ölçüde yükselmiyor.
Harvard Business Review’da yayımlanan son analizlerden biri, şirketlerin “koordinasyon kapasitesi” büyürken “aksiyon kapasitesinin” aynı ölçüde gelişmediğine dikkat çekiyor. Yani organizasyonlar daha fazla konuşuyor ama daha yavaş hareket ediyor. Birçok şirkette toplantı aynı zamanda bir “risk dağıtma mekanizması” işlevi görüyor. Kararın tek bir kişi tarafından alınması yerine herkesin sürece dahil edilmesi daha güvenli kabul ediliyor. Sonuçta sorumluluk dağılıyor ama hız kayboluyor.
Karar yorgunluğu
Sorun yalnızca zaman kaybı da değil. Sürekli toplantı halinde olmak çalışanlarda ciddi bir zihinsel yük yaratıyor. Özellikle orta kademe yöneticiler günün büyük bölümünü toplantılarda geçirirken, stratejik düşünme alanını kaybediyor.
Gün içinde onlarca farklı konuya girip çıkmak, dikkat parçalanmasına yol açıyor. Araştırmalar, sık bölünen çalışma düzeninin karar kalitesini düşürdüğünü ve çalışanların tükenmişlik hissini artırdığını ortaya koyuyor. Sürekli çevrim içi olmak, sürekli cevap vermek ve sürekli koordinasyon halinde çalışmak bir noktadan sonra üretkenliği azaltıyor. Üstelik toplantı yoğunluğu arttıkça organizasyon içinde başka bir sorun daha ortaya çıkıyor: Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Çünkü birçok çalışan artık toplantılarda çözüm üretmekten çok görünür olmaya çalışıyor. Özellikle çevrim içi toplantılarda insanlar katkı vermekten çok “orada bulunduğunu göstermeye” odaklanıyor. Bir başka problem de “hazırlıksız toplantı kültürü.” Birçok toplantı net bir gündem olmadan başlıyor, karar kriterleri önceden paylaşılmıyor ve toplantı sonunda kimin ne yapacağı belirsiz kalıyor. Bu da aynı konuların tekrar tekrar konuşulmasına neden oluyor.
Sessiz verimsizlik
Bugün birçok şirket teknoloji yatırımı yapıyor, yapay zekâ çözümleri geliştiriyor, süreçlerini dijitalleştiriyor. Ancak organizasyonel alışkanlıklar aynı hızda değişmiyor. En büyük çelişki de burada ortaya çıkıyor: Şirketler hızlanmak istiyor ama çalışma biçimleri yavaşlıyor. Özellikle yapay zekâ çağında hızlı karar alma kapasitesi rekabet avantajına dönüşüyor. Ancak şirket içinde her kararın uzun toplantı zincirlerinden geçmesi, organizasyonları ağırlaştırıyor. Bu nedenle artık birçok küresel şirkette “toplantısız gün”, “30 dakika kuralı” ya da “küçük ekip kararı” gibi uygulamalar yaygınlaşıyor. Belki de artık şirketlerin kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor: Gerçekten karar almak için mi toplantı yapıyoruz, yoksa karar alıyormuş gibi görünmek için mi?
Ne yapmalı?
● Toplantıların süresi kadar çıktısı da ölçülmeli.
● Her toplantının sonunda net bir karar ve sorumlu kişi belirlenmeli.
● Karar alınmayacak toplantılar 30 dakikayı geçmemeli.
● Aynı konuda tekrar eden toplantılar yerine yazılı karar kültürü geliştirilmeli.
● Orta kademe yöneticilere “odak zamanı” yaratılmalı.
● Herkesin katıldığı toplantılar yerine küçük karar ekipleri oluşturulmalı.
● “Toplantıya çağırmak” yerine “yetki vermek” kültürü güçlendirilmeli.