Türkiye’nin sosyo-ekonomik çehresinde kadın: Veriler ne söylüyor?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve UN Women Türkiye iş birliğiyle yayımlanan “Türkiye’de İs­tatistiklerle Kadın: 2025” raporu, ülkemizdeki top­lumsal yapının röntgenini çeken çarpıcı veriler sun­maktadır. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam nü­fusu 86.092.168 olarak kaydedilirken, bu nüfusun %49,98’ini kadınlar (43.032.734 kişi) oluşturmaktadır.

Neredeyse yarı yarıya paylaşılan bu demografik tablo­da, kadınların sağlığa erişimden karar alma mekaniz­malarına, eğitimden işgücü piyasasına kadar olan yol­culuğu, Türkiye’nin ekonomik kalkınma hedefleriyle doğrudan ilişkilidir.

Sağlıkta ilerleme ve yaşam süresi

Sağlık göstergeleri, kadınların yaşam kalitesi açı­sından umut verici bir tablo çizmektedir. Türkiye’de kadınların doğuşta beklenen yaşam süresi 80,7 yıl iken, erkeklerde bu süre 75,5 yıldır. Ancak dikkat çekici olan, "sağlıklı yaşam süresi" verisidir. Kadınların sağlıklı ya­şam süresi 56,3 yıl olarak hesaplanırken, bu rakam Av­rupa Birliği ortalaması olan 62,8 yılın bir hayli gerisin­de kalmaktadır.

Sağlık hizmetlerine erişimde ise modernleşme be­lirgindir. 2024 yılı verilerine göre hastanede gerçekle­şen doğumların oranı %99,4’e ulaşmış, doğum öncesi bakım kapsamı ise %99,6 gibi neredeyse tam kapasite­ye yaklaşmıştır. Bu durum, anne ölüm oranının 100 bin canlı doğumda 11,5 seviyesinde tutulmasında kritik bir rol oynamaktadır.

Eğitimde cam tavanlar ve ortalama süre

Eğitim, kadınların ekonomik bağımsızlığının anah­tarıdır. 2024 yılı itibarıyla 25 yaş ve üzeri kadınlarda en az bir eğitim düzeyini tamamlayanların oranı %88,3'e yükselmiştir (erkeklerde bu oran %97'dir). Kadınların ortalama eğitim süresi 2011 yılında 6,4 yıl iken 2024 yı­lında 8,3 yıla çıkmıştır.

Burada en dikkat çekici veri, anne eğitiminin çocuk üzerindeki etkisidir: Annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin %84,4’ü yükseköğretimi tamamlamıştır. Bu, eğitimli kadının toplumsal dönüşümdeki çarpan etkisini açıkça kanıtlamaktadır. Öte yandan, yükse­köğretimde kadınların alan tercihlerine bakıldığında; eğitim, sağlık ve sanat alanlarından mezun olan kadın­ların oranı %63,3 iken; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarından mezun olanların oranı %28,4 seviyesinde kalmaktadır.

İşgücü ve istihdamda "ev işi" bariyeri

Ekonomik büyümenin en zayıf halkası hala kadın­ların işgücüne katılımıdır. 2024 verilerine göre Tür­kiye’de kadınların istihdam oranı %35’te kalırken, er­keklerde bu oran %54,2’dir. Avrupa Birliği ortalaması­nın (%75,8) oldukça gerisinde olan bu durumun temel sebebi, "hanehalkı sorumlulukları"dır. 15 yaş üstü ka­dınların işgücüne dahil olmama nedenleri arasında ev işleriyle meşguliyetin payı %58,6 gibi devasa bir orana sahiptir.

Zaman kullanım araştırmaları, kadınların bir günde hanehalkı ve aile bakımı için 4 saat 35 dakika ayırdığı­nı, erkeklerin ise sadece 53 dakika ayırdığını göster­mektedir. Bu eşitsizlik, kadınları iş hayatından kopar­makta veya yarı zamanlı çalışmaya itmektedir. Ayrı­ca, eğitim seviyesi arttıkça ücret farkı da artmaktadır; yükseköğretim mezunları arasında cinsiyetler arası ücret farkı %17,4'e ulaşmaktadır.

Karar alma mekanizmaları ve temsiliyet

Kadınların yönetim kademelerindeki temsili, he­nüz arzulanan seviyede değildir. 2025 verilerine göre TBMM’de kadın milletvekili oranı %19,9 iken, AB orta­laması %33,6’dır. Kabine düzeyinde ise sadece 1 kadın bakana karşılık 16 erkek bakan bulunmaktadır. Yerel yönetimlerde durum daha da kritiktir; belediye baş­kanları içinde kadınların oranı sadece %2,2'dir.

İş dünyasında ise BİST 50 şirketlerinin yönetim ku­rullarında kadın oranı %18,3 seviyesindedir. Ancak akademik dünyada ve yargıda daha dengeli bir profil görülmektedir; hakimlerin %46,6’sı kadındır ve yük­seköğretimde görevli doçentlerin oranı %43,3’e ulaş­mıştır.

Yoksulluk ve güvenlik çıkmazı

Ekonomik kırılganlık, kadınları erkeklere oranla daha fazla etkilemektedir. 2025 yılı verilerine göre ka­dınların yoksulluk oranı %18,9 iken erkeklerde bu oran %16,7’dir. Eğitim seviyesi düştükçe yoksulluk riski kat­lanmaktadır; okuryazar olmayan kadınlarda yoksulluk oranı %48,3’e kadar çıkmaktadır.

Ekonomik zorluklara bir de güvenlik endişesi ek­lenmektedir. Türkiye genelinde kadınların %28,2’si fiziksel şiddete, %12,3’ü ise cinsel şiddete maruz kal­dığını beyan etmiştir. Ayrıca, yaşadıkları çevrede ge­ce yalnız yürürken kendilerini güvensiz hisseden ka­dınların oranı %31,8 ile toplum ortalamasının üze­rindedir.

Sonuç: Potansiyeli harekete geçirmek

2025 yılı verileri, Türkiye’nin kadın odaklı politi­kalarda katetmesi gereken önemli bir mesafe olduğu­nu göstermektedir. Kadınların eğitim süresindeki ar­tış ve sağlık hizmetlerine erişimdeki başarılar takdir edilesidir. Ancak, ev içi emeğin adaletsiz dağılımı ve istihdamdaki engeller aşılmadığı sürece, Türkiye'nin ekonomik olarak tam potansiyeline ulaşması mümkün görünmemektedir. Kadınların karar alma mekanizma­larına daha fazla dahil edilmesi ve işgücü piyasasına katılım önündeki yapısal engellerin kaldırılması, sade­ce bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda bir kalkınma zorunluluğudur.

Yazara Ait Diğer Yazılar