2026 makro denge beklentileri: Trump etkisi ve not maratonunun finansal piyasalara etkisi
Dünya ekonomisi, Küresel finans koridorlarında, Beyaz Saray’daki koltuk değişiminin tetiklediği belirsizlik dalgası ile jeopolitik fay hatlarındaki kırılmalar el ele yürürken, yatırımcılar nasıl hareket edeceklerinin yolunu bulmaya çalışıyor. Bu karmaşık denklemde Türkiye; disiplinli mali duruşu, iyileşen rezerv kompozisyonu ve makroekonomik verilerindeki toparlanma sinyallerl etkisiyle, olası küresel fırtınadan ayrışarak rüştünü ispat ederek geçen seneki negatif ayrışmayı telafi rtmr çabasında.
Küresel arenada ‘Trump 2.0 tehditleri’ ve bölgesel ticaret restleşmeleri
Mali piyasalarda risk iştahı kağıt üzerinde korunuyor görünse de, fiyatlamalar arasındaki kopukluklar fırtına öncesi sessizliğin habercisi niteliğinde. Donald Trump’ın ikinci döneminde korumacı ticaret kalkanlarını ne denli sert kullanacağı artık bir sır değil. Ancak Grönland’ın satışına muhalefet eden sekiz Avrupa ülkesine yönelik telaffuz edilen %10’luk ek tarife tehdidi, diplomasi masasını bir anda yangın yerine çevirdi. ABD’de Martin Luther King anısına piyasaların kapalı olduğu bu süreçte, vadeli endekslerin geri çekilmesi ve emtianın güvenli liman arayışıyla yeni rekorlar kırması, piyasalarda yaşanan belirsizliğin yansıması.
Bu gerginliğin ortasında Davos Zirvesi’nin “Diyalog Ruhu” başlığı altında toplanması, son derece ironik bir sekanstır. Zirvenin ana odağını oluşturacak olan “güven inşası” ve “ortak çözüm” arayışları, Trump’ın “Barış Kurulu” için her ülkeden talep ettiği 1 milyar dolarlık katılım bedeli gölgesinde ne kadar samimi bir karşılık bulacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kurula kurucu üye olarak davet edilmesi, önümüzdeki dönemde Ankara-Washington hattındaki diplomasi trafiğinin rotasını belirleyecek en kritik virajlardan biri olmaya adaydır. Buradan gelecek pozitif gelişmeler Türk finans Piyasaları için belirleyici olma potansiyeli içermektedir. Daha çok risk iştahı mı yoksa kar realizasyonları mı getirecek bu nedenle takibimizde olacak.
TCMB’nin indirim ajandası ve 23 Ocak’taki ‘çifte sınav’
İç piyasada tüm gözler 22 Ocak’taki yılın ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına kilitlenmiş durumda. Beklentim, Merkez Bankası’nın gevşeme döngüsünün ilk adımı olarak 150 baz puanlık bir indirimle politika faizini %36.5 seviyesine çekmesi yönünde. Banka’nın net döviz pozisyonunun 66 milyar dolar eşiğine dayanması, bu hamle için gereken likidite konforunu sağlıyor. Bilindiği üzere geçtiğimiz sene yapılan değişiklikle toplantı sayısı yıllık olarak 8 kez gerçekleşiyor. Bu indirimlerin şiddeti yanamcı kaynak girişlerinin şiddetine bağlı olarak yıl içinde olası enflasyon beklentilerine göre şekillenecek.
Hemen bir gün sonrasında ise piyasalar için “Not Maratonu” başlıyor. 23 Ocak Cuma günü hem Fitch hem de Moody’s Türkiye’ye dair karnelerini açıklayacak. Mevcut “BB-” ve “Ba3” seviyelerindeki kredi notlarımızın, bütçe disiplini ve rasyonel ekonomi politikalarının sürekliliği temelinde “pozitif” bir revizyona uğraması, yabancı sermaye akışının ivmelenmesi adına hayati önem taşıyor. Yatırım eşiğine henüz üç kademe uzak olsak da, bu “çifte sınavdan” gelecek olumlu sinyaller piyasalara can suyu olacaktır. Ancak piyasa bu noktada konuya iyimser yaklaşıyor olması ihitmalini yüksek bulduğumu belirtmek isterim.Nedenine gelecek olurak FATF tarafından yapılan gözden geçirme raporunun henüz yayınlanmamış olması. Rapor olumlu olarak not değerlemesi öncesinde açıklansaydı. Benim görüşüm de bir not artışına işaret ederdi. Bu nedenle nor artırım ya da görünüm değişikliği ihtimali masada olsa da bu nedenle bekleme modunda kalma ihtimallerini de önemsiyorum.
Cari dengede normalleşme ve yapısal erozyon riski
TCMB tarafından geçen hafta yayımlanan Kasım ayı ödemeler dengesi verileri, ekonominin yumuşak karnı olan cari açıkta ciddi bir “sönümlenme” yaşandığını gösteriyor. Ocak-Kasım dönemindeki 18.5 milyar dolarlık açık, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla dikkate değer bir iyileşmeye işaret etmekte. 2025 genelinde cari açığın GSYH’ye oranının %1.5 seviyelerinde çıpalanacak olması, ekonomi yönetimi için “naif” bir başarı öyküsü.
Ancak finans hesabı ve “Net Hata Noksan” kalemi tarafında dikkat çekici bir tablo mevcuttur. 18 milyar dolara ulaşan Net Hata Noksan açığı, finansal akımların kaynağının şeffaflığı ve düzeltme ihtiyacı açısından soru işaretleri barındırmakta ve bu nokta da FATF’anın incelemeleri ön plana çıkmakta. Cari dengeyi bu hata kalemiyle birlikte okumak, gerçek resmi görmemiz açısından daha sağlıklı bir perspektif sunacaktır. Finans hesabındaki portföy çıkışları, küresel siyasi gerilimlerin Türk varlıkları üzerindeki kırılganlığını etkilediğini söylersek yanlış olmaz.
Gayrimenkulde reel daralma ve GYO beklentisi
Konut piyasasında ise Aralık ayı verileri, yüksek faiz rejiminin etkilerini reel anlamda eksi %1.4’lük bir daralma ile tescilledi. Fiyat artışlarının enflasyonun gerisinde kalması konutun yatırım cazibesini baskılasa da, beklenen faiz indirimlerinin ve olası makro ihyiyati tedbirlerdeki geveme ihtimali bu durumun geçici olduğunu düşünmeme sebep oluyor. Faizlerde beklediğim kademeli geri çekilme, 2026’nın ikinci yarısından itibaren gayrimenkul sektörünü ve bu alandaki halka açık GYO’ları yeniden portföylerin lokomotifi haline getirebilir. Özellikle 2025 yılını GSYH’nin %2.9’u gibi oldukça disiplinli bir bütçe açığıyla kapatan Türkiye, dezenflasyon sürecinde maliye politikasından aldığı desteği koruduğu sürece bu iyileşme tabana yayılacaktır.
Stratejik bakış ve portföy disiplini
Borsa İstanbul tarafını değerlendirecek olursak enflasyona paralel gerçekleşecek olan faiz indirimleri beklenetileri, not görünüm değişikliği paralenin de olası yapancı alışlarının devamını getirmesiyle bu yılın borsa yılı olma ihtimalini güç bulduğumu belirtmek isterim. Yılın ilk yarısı 14-16 bin bandında tamamlamamızı olası bulurken yıl sonu beklentin 20-22 bandına kadar piyasanın yükselme ihtimalini de azımsamıyorum.