Babası 'boşver bu işi' dedi, Avrupa’nın ‘Divası’ oldu

Fikret ÇENGEL
Fikret ÇENGEL Bir Dünya Ekonomi fikret.cengel@dunya.com

90’lı yılların başında döküm atölyesi olarak kurulan Adöksan, baba Mehmet Emin Şener’in vizyonu ve kızı Ajda Şener’in yönetiminde Avrupa’nın zirvesine çıktı. Erkeklerin dünyasına ‘farklı’ bir bakış getiren Ajda Şener, Adöksan’ın adını dünya markası yaptı.

Fabrika sahibi olmayı 10 yaşında istedi. Babası gemi makine mühendisi Mehmet Emin Şener’i işinde ziyaret etmek en büyük tutkusuydu. Döküm atölyesi olan babasına bu alanda çalışmak istediğini söylediğinde “Git başka işler yap, Avrupa’da iş kur” cevabını aldı ama tutkusundan vazgeçmedi. Yeni mezun Ajda Şener, kolları sıvadı ve 20’li yaşlardan itibaren Dudullu’daki döküm atölyesini Avrupa’nın en büyük şirketleri arasına taşıdı. Adöksan bugün Alman arabalarına kompleks ürün geliştiriyor, birçok sektöre yüksek nitelikli parçalar üretiyor. 20’den fazla ülkeye satış yapan Adöksan, 100 milyon euro ihracat hedefiyle 4. fabrikasını 2023 yılında hizmete soktu. Ajda Şener ile, Adöksan’ın gelişim hikayesi, erkek egemen bir iş kolunda nasıl Avrupa’nın ‘Ajda’ markası olduğunu konuştuk:

İşin zorluğu beni tetikledi

 Ajda Hanım, erkek egemen bir iş kolunda, döküm sanayindesiniz. Neden bu iş kolu?

 Babam gemi makine mühendisi. Uzun zaman denizlerde çalıştı. Çok da keyif alıyordu. Çocukken onun bu iş ruhu benim için heyecan vericiydi. Son derece karizmatik ve ne istediğini iyi bilen bir insandı babam. Ancak biraz da tesadüfler sonucu babam dökümcü oldu. Kendi işi kadar sevmiyordu belki ama bu iş kolunda yoluna devam etti. Açıkçası babamın aksine benim de çok hoşuma gitmişti.

17 yaşımdan itibaren babama eşlik ettim. O dönem Dudullu civarındaki dökümhaneye gitmeye başladım. Bana hep teknik kapasitesi çok yüksek bir iş kolu gibi geldi. Sürekli size meydan okuyan bir yapısı var. Zor meşakkatli bir iş. Çoklu parametrelerle uğraşıyorsunuz. Tüm değerler anlık değişkenlik gösterir ve sürekli sorunlarla karşılaşırsınız ve doğal olarak hep çözüm üretmek zorundasınız. Zihni geliştiren, sorun çözme kapasitemizi zorlayan ve sürekli kendimi geliştirmek zorunda hissetmem bu mesleği sevmeme sebep oldu.

2 saat okula 8 saat işe gittim

 Kuşak değişimi nasıl oldu?

90’lı yılların henüz başı ve henüz öğrenciyken babamın da vizyonu ile kendimi geliştirmeye başladım. 2 saat okula gidiyorsam 8 saatim kendimi geliştirmeye çalışarak geçti. Yeminli mali müşavirlerle çalışarak muhasebe ve finansa odaklandım. Öyle ki okul bittiğinde Adöksan’ın finans bölümünü ben yönetmeye başlamıştım. 90’ların ortasında şirketi anlamaya ve sektörü araştırmaya başladım.

Nasıl çalışıyoruz, ne üretiyoruz, kimlerle çalışıyoruz şekilde. 3 yıllık bir dönemdi bu. O dönemde başta Arçelik ve Ford olmak üzere iç piyasaya çalışıyorduk. Önemli bir tedarikçiydik ama teknik bir üretim değildi bu. Bu haliyle şirketin çok fazla ilerleyemeyeceğini gördüm. Kapasite ve gelişim sınırlı kalıyordu. 90’ların sonuna doğru artık işin başına geçip radikal değişiklikler alma zamanı gelmişti. Tabir yerindeyse iç piyasada sığ bir teknik ile çalışıyorduk.

Dönemin iç piyasa beklentisi buydu. Ürün gamını değiştirmek ve daha nitelikli bir üretime geçmeliydik. Bunun da adresi Avrupa’ydı. Detaylı bir sektör analizi çıkartıp neler yapabileceğimizi anlamaya çalıştım. Evet tek çözüm ihracattı ve özellikle otomobile odaklanmalıydık. Ancak bunu yapmak kolay değildi. Vizyon değişimi, kurumsal değişim ve üretim kaslarının değişmesi gerekiyordu. Adöksan’ı baştan aşağıya değiştirdim. Mühendislik kadrosunu geliştirdim, üst yönetime Avrupa kültürüne ve diline yatkın isimleri getirdim ve Avrupa’yı karış karış gezmeye başladık.

Paris’te Hannover’de ve diğer kentlerdeki önemli fuarlara çıkarma yaptık. Çok değil 2000’li yıllara bambaşka bir Adöksan ile ayak bastık. Kısa süre içinde ihracattan aldığımız pay hızla arttı. Böylelikle iç pazardan çıktık ve üretimi tamamen Avrupa’ya yapmaya başladık. Bugün yapılan kompleks üretime biz o yıllarda Avrupa’nın dev otomobil şirketlerine üretim yaparak geçiş yaptık. Kısa sürede 1500 ton ve fazlası üretim yapan ‘Big Class’ şirketler arasına girdik. Gururla ifade edebilirim ki, bugün Avrupa’nın en büyük 10 şirketi arasındayız.

Avrupa bizden sorulur

 İlk ihracatı nereye yaptınız?

 Avrupa otomobil sanayine Fransa ile girdik. Renault ve PSA’ya ürün tedarik ettik. Ancak asıl büyüme Almanya ile geldi. Bugün en iyi Alman araçlarında Adöksan markalı parçalar var. Bugün 20’den fazlaya ülkeye ihracat yapıyoruz.

Siparişe fabrika yetiştiremedik

 Değişim teknoloji ve maliyet gerektirir. Nasıl aştınız?

 Değişim benim ruhumda var. Üretim konusundaki başarı ve azmimiz Avrupa’lı büyük şirketlerin dikkatini çekti. Tamamı erkeklerin oluşturduğu toplantı masalarında bir kadının vizyonundan etkilendiler. Ben istediğiniz parçayı üretirim dedim, bana inandılar ve ürettim. Yaşadığımız değişime destek oldular.

Ajda kısa sürede bir markaya dönüştü. Ürün gamı ve siparişler arttı. 2000’li yılların ortasında atölye üretiminden otomasyona geçtik. Tuzla Serbest Bölgede ilk fabrikamızı kurduk ardından 2013 yılında 2. fabrikamızı açtık. Geçtiğimiz sene de 50 milyon Euro yatırımla yeni bir üretim üssümüz devreye girdi. Avrupa’daki gelişime paralel olarak 2018 yılında Macaristan’da Adöksan’ın Avrupa dağıtım merkezi faaliyetine başladı. Yeni fabrikamız da burada olacak. Finansman konusunda zorluk yaşamadık çünkü bana çok inandılar. Gerekli yatırımlar konusunda da hep destek aldık.

Hedef 2 yılda 100 milyon euro ihracat

Büyüme hedefleriniz nedir?

Avrupa ana pazarımız. Güçlü bir markayız ve Avrupa’da büyümeye devam edeceğiz. Kuzey Amerika’ya da çalışıyoruz ama yeni dönemde bu kıtada büyümek istiyoruz. Amerika ve Meksika’ya yaklaşık 25 yıldır ürün satıyoruz. Bu bölgede tecrübemiz var. Ancak işi büyütmek ve burada üretime geçmek için çalışmalara başladık. 2023 yılında yaklaşık 60 milyon euro ihracat gerçekleştirdik. Kısa vadede yeni yatırımlarımızla 100 milyon euro ihracat hedefimiz var.

Güne değil geleceğe bakıyoruz

 İhracatta genel bir daralma dönemindeyiz. Kur, pazar rekabeti gibi zorluklar yaşanıyor. Stratejiniz nedir?

Pazarda bir endişemiz yok. Güçlü bir markayız ve Avrupalı şirketlerle dokularımız çok uyuştu. Pandemi de dahil hiçbir krizden olumsuz etkilenmedik. En önemli avantajımız istikrar ve gelişim. Üretim kapasitemizi ve kabiliyetlerimizi çok iyi biliyorlar. Kompleks ürünler üzerinde çalışıyoruz ve bu ciddi bir birikim ister. Bu ürünler katma değeri yüksek yüksek teknoloji gerektiren bir altyapı gerektiriyor. Yani belirleyici taraf benim. Şu ülkeden daha uygun alırım gibi bir diyalog bizim sahamızda olmaz. Kur veya başka dönemsel olumsuzluklara karşı direncimiz var. Finansal pozisyonumuz güçlü. Bir iki sene az kazanırız, bu sorun değil. Biz Adöksan olarak uzun perspektifle işimize bakıyoruz.

Farklı bir alana yatırım yapmadınız mı?

Bizim tek bir işimiz var o da döküm. Sadece buna konsantreyiz. Ancak daha iyisini nasıl yaparız diye düşünüyoruz. Buradan kazandıklarımızı da yine buna yatırıyoruz. İşin başında olduğum bu 30 senede yatırımlarımıza hiç ara vermedik.

Tekstilde olsaydım dünya markası olmuştum

Kilo değeri benim için konuşulacak bir mesele hiç olmadı. Ben bu hesabı yapacaksam bu işi bırakırım. Biz daha iyisini nasıl yapar, daha teknik ve nitelikli nasıl oluruz ona bakıyoruz. Ben ürün geliştiriyorum, tasarım yapıyorum, inovasyon var özümüzde. Kilo değil, değer yaratıyorum. Elbette maliyet açısından bir çıtamız var.

Ve bunun çok çok üstündeyiz. Türkiye’nin genel ihracat profili Adöksan’ın gerisinde. Türkiye satıyor ama kazanamıyor. İşi bilmiyoruz, satışı bilmiyoruz. En önemlisi parayı kazanmayı bilmiyoruz. İlk yıllarımda biz Türkiye’de büyük şirketlere üretiyorduk. İş sorunumuz yoktu. Mesela o dönem evet kilo değeri ile bakardık. Ama az kazanıyorduk. Onlar der biz yapardık.

Bu bir konfor alanıydı sadece. Burada kalabilirdim ama 3 yıl bunları anlamama yetti ve her şeyi değiştirmeye karar verdim. Ben mesela tekstilci olsaydım, bugün dünyada büyük bir markaydım. İtalya’da yaşardım, tasarım ofisimi orada kurmuştum. Türkiye’de üretir ama markamı İtalya’da yapıştırırdım. Kısacası bugün dökümde ne yaptıysam onu yapardım. Adöksan’ın tasarım ekibi İtalya’da. Marka satış stratejimizi orada yürütüyoruz ve buna 25 yıl önce başladık. Bugün bu sanayide bir marka olduk ve şampiyonlar ligindeyiz. Tekstilde de bunu yapardık, bugün dünya çapında bir marka olmuştum.

Ürün satmak benim işim

Tekne sahibi olmak bir vizyon olmamalı Satış yapmak ürün geliştirmekle birlikte en keyif aldığım konu. Bir seferinde Avrupa turuna çıktım, kendimi satışa o kadar kaptırmışım ki dönüşte muazzam bir sipariş listem vardı. Bir baktık fabrika yok. Nasıl üretecektik? Gittim siparişleri iade etmek zorunda kaldım. Fabrikamızı artırdık ve siparişleri tekrar aldım.

Tekne sahibi olmak bir vizyon olmamalı

Bir iş kadını olarak ülkemdeki iş yapış yöntemimize itirazlarım var. Öyle gözlemliyorum ve anlayamıyorum. Milliyetçi olmam da anlamamı zorlaştırıyor. Az olsun benim olsun gibi yoğun bir algı var. Para kazanılıyor ve o para yatırıma değil taşa toprağa veya yata kata gidiyor. Elbette yat alınır. Ama bu nihai hedef olabilir mi. İş dünyası olarak vizyonumuz, daha nitelikli nasıl üretiriz, nasıl marka oluruz, nasıl daha çok satarız, nasıl kendimizi daha da geliştiririz olmalı.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Nefesimiz 2025’e yetmez 04 Temmuz 2024
İhracatta sorun nerede? 06 Mayıs 2024