Beklentiden şahin merkez bankası
TCMB dün yapılan PPK toplantısında politika faizini, beklentinin altında, 100bp indirdi. TCMB’nin faiz indirimi kararı almasında bir çok faktörün destek olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon oranlarının aşağı yönlü eğilimi.
TCMB bu ve diğer ana eğilim göstergelerinin aşağı yönlü olduğunu yaptığı iletişimler ile de göstermişti. Dolayısıyla, enflasyondaki ana eğilimin faiz indirimi için alan yarattığı söylenebilir. Diğer taraftan, gerek internet üzerinden toplanan fiyat verileri gerek TCMB’nin yaptığı iletişimden Ocak ve Şubat ayı enflasyon oranlarının beklendiği kadar düşük gelmeyeceğini anlıyoruz. Ocak ayı için mevcut enflasyon tahminleri %4 ile %4,5 aralığında.
Bu durum TCMB’yi faiz indiriminde daha temkinli olmaya itti. Bununla birlikte, geçen yılın ocak ayı TÜFE enflasyonu %5 olduğu için manşet enflasyon gerilemeye devam edecek. Bir başka deyişle, enflasyon baz etkisi ile düşmeye devam edecek. TCMB’nin yaptığı iletişime göre ocak ve şubat aylarındaki artışlar geçici ve sonraki aylarda daha düşük enflasyon oranları görmeye başlayacağız.
TCMB’yi tedirgin eden bir diğer gelişme de yurt içi talebin dezenflasyon sürecine katkısının azalması. Burada özellikle borçlanarak tüketimin artmasına TCMB’nin sıcak bakmadığını ve bu konuda önlem alınması gerektiğini düşünüyoruz. Dün gerçekleştirilen Finansal İstikrar Komitesi toplantısında da konunun tartışılması bizi bu konuda bazı önlemlerin alınabileceği düşüncesine itiyor.
2026 yılında enflasyon %20’nin altında düşer mi?
Bizim 2026 yılı için enflasyon tahminimiz %23,2 seviyesinde. Bu tahmin yeni enflasyon hesaplama yönteminin olası etkilerini içermiyor. Eğer yeni yöntemde kullanılacak sepet ve ağırlıklar enflasyonu aşağı yönlü etkileyecekse tahminimizin bir miktar altında bir enflasyon rakamı ile karşılaşabiliriz. Politika faizinin ise kademeli olarak %28’e gerileyeceğini düşünüyoruz.
Enflasyonun %20’nin altına düşmesi için ise her ay olumlu senaryonun gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için 2025 yılı kasım ve aralık ayları örnek verilebilir. Her iki ayda da tarihsel ortalamaların altında enflasyon oranları ile karşılaştık. 2026’nın geri kalanında gıda, enerji, giyim ve teknoloji ürünlerinde sürpriz enflasyon rakamları gelir mi?
Londra’da ekonomi yönetimi geçtiğimiz yıl gibi bir kuraklık ile karşı karşıya olmadığımızı vurgulamış. Dolayısıyla gıda enflasyonunda iyimser bir trend olacağı düşünülüyor. Petrol fiyatlarında Trump yönetimi sürekli varil başına 50 dolar rakamını telaffuz ediyor. 2026’daki gelişmeler petrol fiyatlarında aşağı yönlü eğilimin korunmasını sağlayabilir. İthal ürün fiyatlarının da 2026 yılında yukarı yönlü etki yaratması beklenmiyor.
Enflasyonda yukarı yönlü riskler neler?
Son yıllarda enflasyonda ataletin yüksek olduğu hizmetler sektöründe 2026’da daha olumlu bir trend yakalanabilir mi? Bu sorunun cevabı biraz da ekonomik aktivite ve inşaat sektörünün performansına bağlı. Biz yılın ilk yarısında para politikasının sıkılığının 2025 yılı son dönemine benzer şekilde devam edeceğini düşünüyoruz.
Yılın ikici yarısında ise kredi artışlarını sınırlayan makroihtiyati tedbirler bir miktar gevşetilebilir. Gevşeme süreci yine selektif kredi dağılımı ile yapılabilir. Dolayısıyla, genele yayılan bir kredi büyümesinden ziyade dezavantajlı sektörler ile desteklenmek istenen sektörlerin kredi ihtiyacı daha fazla karşılanabilir.
Enflasyondaki gerilemeye bağlı olarak gerileyen faizler konut kredilerinde canlanma yaratacaktır. Son yıllarda ertelenen kredili konut talebinin artışı konut fiyatlarında yukarı yönlü riskler oluşturabilir. Bu noktada temel sorun konut fiyatları ile kiralar arasındaki ilişki. Artan fiyatlar beraberinde kira artışlarını da getiriyor. Bu durum zaten yüksek olan kira enflasyonunda beklenen düşüşü engelleyebilir.
Yeni dünya düzenine nasıl ayak uyduracağız?
Bahsettiğimiz gelişmeler büyük ölçüde ekonomi politikaları ile yönetilebilecek riskler. Fakat son dönemde sıkça yazdığımız üzere dünya ekonomik ve siyasi olarak önemli bir değişim sürecinden geçiyor. Davos toplantılarda yapılan açıklamalar İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin değiştiğini netleştiriyor. Bu sürecin hem Türkiye hem de ticaret ortaklarımız için sonuçları olacağı kesin.
Bu etkileri şimdiden kestirmek ise kolay değil. Mevcut ortamda yapılması gereken şey yurt içi ekonomik dengeleri doğru kurmak. Enflasyon, büyüme, kur, cari açık derken değişimin gerektirdiği dönüşümü ihmal etmemeliyiz. Yatırımlara ve sektörel desteklere bu gözle bakmalıyız. Davos’ta değişim şöyle anlatıldı: Artık en ucuz neredeyse oradan almak zorunda değiliz. Ülke çıkarları yurt içi üretimi gerektiriyorsa yurt içinden tedarik sağlanmalı. Dışardan alacaksak ülke çıkarları nereden almamızı gerektiriyorsa oradan almalıyız. Bu cümleler üzerinde daha fazla düşünmemiz gerekiyor.