Çakarlı arabayla gezen soya: Rafineri marjlarının tarımla buluşması ve Türkiye etkisi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

“Optimist, hem de pesimist biraz, idealizmi de sa­vunmakta. Değişik bir psikoloji, bir felsefe: idiotloji...” MFÖ

Ekonoritmiks’te Hürmüz krizi­nin patlak vermesiyle şu konu­ları önceliklendirdik:

1 Fosil yakıtlardan uzaklaşma.

2 Ham petrol ile türev ürünlerde, tedarik zinciri yapısı nedeniyle farklı hızlarda normalleşme.

3 İklim hedeflerinden bütünüyle vazgeçilmemesi.

Son haftalarda Avrupa Par­lamentosu’nun soya kararı, ABD’nin biyoyakıt politikası ve petrol ürün piyasalarındaki geliş­meler bu üç gözlemi tek bir çerçe­vede buluşturdu. Asıl soru artık şu: Gıda güvenliği, protein güven­liği ve jeopolitik dayanıklılık iklim politikasıyla karşı karşıya geldi­ğinde geçiş üstünlüğü kimdedir?

Yeşil dönüşümün yeni hiyerarşisi

“Green Deal”in ilk yıllarında Avrupa’nın politika söyleminde iklim ve sürdürülebilirlik arz gü­venliğinin önünde duruyordu. Je­opolitik gerçeklik şimdi bu sırala­mayı yeniden kuruyor.

Avrupa Parlamentosu (yasa­ma), Avrupa Komisyonu’nun (yü­rütme) soya bazlı biyoyakıtları dolaylı arazi kullanım değişikli­ği (ILUC) nedeniyle sistem dışı­na itme girişimini reddetti. Daha dikkat çekici olanı ise palmiye ya­ğı ile soya yağı arasında farklı bir yaklaşım benimsemesiydi. Palmi­ye yağının sistemden çıkışı des­teklenirken, soya için aynı siyasi irade ortaya konmadı.

Diğer yandan ironik bir şekil­de Avrupa Birliği’nin 2035 yılına kadar yağlı tohumlar ve protein bitkilerinden sağlanan yem pro­teininde kendine yeterlik oranını yaklaşık %25’ten %35’e çıkarma hedefi gündeme geldi. İlk bakışta on puanlık bir artış gibi görünen bu hedef gerçekte neredeyse %40 daha fazla yerli protein üretimi anlamına geliyor! Demek ki çevre hedeflerinin yanına yem, hayvan­cılık ve arz güvenliği daha yüksek ağırlıkla yerleşiyor.

Aynı fasulye, iki ayrı dünya

Bu hikâyenin daha il­ginç hali Atlantik’in kar­şı yakasında yaşanıyor. ABD, tarihinin en yük­sek biyoyakıt kotalarını devreye aldı. Amaç çift­çiyi desteklemek, yeni­lenebilir dizel üretimini artırmak ve enerji güvenliğini güçlendir­mekti. Ancak politika sanayinin mevcut kapasitesinden daha hız­lı ilerledi. “Önce Amerika” politi­kası Avrupa’dan biyodizel ithala­tını yeniden başlattı.

Bir tarafta Avrupa soya yağının yenilenebilir enerji hedeflerindeki yerini korur­ken, diğer tarafta ABD’nin biyoya­kıt yaklaşımı aynı yağa ve bağlan­tılı hammaddelere ilave talep açı­yor. Neticede artık soya fasulyesini yalnızca tarım piyasası fiyatlamı­yor. Bir tarafında enerji, diğer ta­rafında protein var. ABD’nin ihti­yacı biyoyakıt için soya yağı. Avru­pa’nın ihtiyacı ise hayvancılık için soya küspesi. Aynı fasulye iki farklı stratejik açığı kapatmaya çalışıyor. Avrupa açısından yağın gelir aya­ğını korumak, yerli kırma tesisle­rinin ve küspe üretiminin iktisadi temelini de koruyor.

Yeni darboğaz ham madde değil

Ham petrol tarafında savaş pri­mi büyük ölçüde çözülürken, dizel ve benzin başta rafine ürün piya­salarında arz açığı sürüyor. Rafi­naj zincirindeki sülfür ile nafta, gübre ve plastik üzerinden gıda değer zincirine maliyet baskısı ta­şıyor. Çünkü rafineri marjları ye­niden yükseliyor. Zira kısa vade­li darboğaz ham petrolden rafinaj kapasitesi ve ürün lojistiğine kay­dı. Başka bir ifadeyle sorun petrol değil, petrolün işlenmesi.

Tarım piyasalarında da benzer bir tablo görüyoruz. ABD’de soya kırım marjları tarihi yüksek sevi­yelere çıkarken tesisler kapasite sı­nırlarına yaklaşıyor. Soya arzı güç­lü kalırken enerji talebi yağı, yem talebi ise rekor küspe üretimini emiyor. Ham petrol ile rafine ürün arasındaki ilişki neyse, soya fasul­yesi ile soya yağı ve küspesi arasın­daki ilişki de giderek aynı karakteri taşıyor. Yeni darboğaz ham mad­de değil, işleme kapasitesi. Küresel emtia piyasalarında rekabet gide­rek ham maddeden onu işleyen sa­nayi kapasitesine taşınıyor.

Sonuç: Palmiye yağı ibret-i alem

Parlamentoda 248’e karşı 388 oy karşısında çevreciler şaşkınlıkla­rını gizlemediler: “Böylesine ezici bir çoğunluk birkaç yıl önce akıl bi­le edilemezdi.” Avrupa siyasetinin ağırlık merkezi değişiyor. Ancak yeşilden yeşil karşıtlığına geçiş de­ğil. İdealizmden stratejik gerçek­çiliğe doğru makas değişimi. Zaten yağ sektör temsilcileri de Komis­yon’un yaklaşımını “absürt” diye niteliyorlar. Bir yanda yerli protein arzını arttırma hedefi diğer yanda soyayı dışlama çabası. MFÖ’nün şarkısındaki gibi: Pratikte işler te­oride anlatıldığı gibi gitmiyor.

Bu dönüşüm Türkiye açısın­dan hem fırsatlar hem de yeni yü­kümlülükler barındırıyor. Artan küspe arzı hayvancılığı özellikle tavukçuluk sektörünü destekle­yebilir. Zaten yem maliyetleri gev­şemeye başladı. Türkiye’nin ağır­lıklı olarak ayçiçeği ve zeytinyağı tüketmesi, enerji piyasalarında­ki talep artışının doğrudan etkisi­ni sınırlayan bir unsur.

Ancak bit­kisel sıvı yağ kompleksinde fiyat­lamalar karmaşık. Soya ve kanola yağları biyodizel ile yenilenebilir dizel talebinden; yemeklik yağ atı­ğı (UCO) ise biyodizel ile sürdürü­lebilir havacılık yakıtı (SAF) ara­sındaki hammadde rekabetinden fiyat sinyali alıyor. İlaveten dizel, sülfür ve nafta üzerinden taşınan maliyet baskısı tarım girdilerin­de ham petrol fiyatı kadar hızlı normalleşmeyecek.

Küresel sül­für açığı DAP gibi fosfatlı (P) bi­leşik gübreleri yüksek tutarken, nafta plastik ambalaj maliyetleri­ni tüketiciye yansıtmayı sürdüre­cek. Ve her olasılıkta Avrupa paza­rı artık yalnızca fiyatı değil, değer zincirinin niteliğini satın alıyor. Çevre duyarlı üretim ihracat için giderek bir tercih değil, “Made in Europe” kapısının giriş bileti hâli­ne geliyor. Palmiye yağının yaşadı­ğı dışlanma bunun en açık uyarısı.

Çakarlı arabayla gezen soya: Rafineri marjlarının tarımla buluşması ve Türkiye etkisi - Resim : 1Çakarlı arabayla gezen soya: Rafineri marjlarının tarımla buluşması ve Türkiye etkisi - Resim : 2Çakarlı arabayla gezen soya: Rafineri marjlarının tarımla buluşması ve Türkiye etkisi - Resim : 3

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.079,97 -0,09 %
Dolar 47,0198 -0,02 %
Euro 53,7044 -0,01 %
Euro/Dolar 1,1419 -0,02 %
Altın (GR) 6.156,98 0,71 %
Altın (ONS) 4.051,88 -0,03 %
Brent 84,5930 2,14 %