Çalışanlar daha bağlantılı ama daha yalnız
Son yıllarda iş dünyasında sıkça konuştuğumuz kavramlar hız, verimlilik ve teknoloji etrafında dönüyor. Dijitalleşme, uzaktan çalışma ve yapay zekâ uygulamaları iş yapma biçimlerini kökten değiştirirken çoğu zaman gözden kaçan başka bir mesele sessizce büyüyor: Çalışanların işyerinde kendilerini ne kadar “ait” hissettikleri. Daha fazla bağlantı aracına, daha fazla iletişim kanalına sahip olduğumuz bir dönemde, çalışanların kendilerini daha yalnız ve kopuk hissetmesi ilk bakışta bir çelişki gibi duruyor. Oysa iş dünyasının bugünkü fotoğrafı tam da bu paradoksu işaret ediyor. Kurumlar teknolojiyle büyürken, insan tarafında görünmez bir boşluk oluşuyor. Bu boşluk, performans tablolarında hemen fark edilmiyor; ancak uzun vadede bağlılık, motivasyon ve kurumsal hafıza üzerinde ciddi izler bırakıyor. EY’nin yayımladığı Çalışan Aidiyet Barometresi, bu sessiz kırılmayı net rakamlarla görünür kılıyor. Dünya giderek daha bağlantılı bir hale gelirken, çalışanların kendilerini geçmiş yıllara göre daha yalnız hissetmesi, iş dünyası açısından üzerinde düşünülmesi gereken güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.
İşyerinde yalnızlık artıyor
EY’nin dünya genelinde farklı kurum ve sektörlerden 5 binin üzerinde çalışanla gerçekleştirdiği Çalışan Aidiyet Barometresi’ne göre, çalışanların yüzde 85’i günümüzde işyerinde yalnızlık ve kopukluk hissinin arttığını belirtiyor. Bu oran, 2023’e kıyasla yüzde 10’luk bir artışa işaret ediyor. Özellikle genç kuşaklarda bu duygunun çok daha yoğun yaşandığı görülüyor. Z kuşağının yüzde 92’si, Y kuşağının ise yüzde 87’si iş hayatında bu kopukluk hissini paylaştığını ifade ediyor. Buna karşın araştırma, işyerinin hala güçlü bir aidiyet alanı olma potansiyelini koruduğunu da gösteriyor. Katılımcılara göre aidiyet hissinin en güçlü yaşandığı yer yüzde 76 ile ev ortamı olurken, yüzde 47’lik bir kesim evden sonra en güçlü aidiyet hissini işyerinde yaşadığını belirtiyor. Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de çalışanların yüz yüze ya da çevrim içi hiçbir gerçek zamanlı iletişim kurmadan geçen iş günlerinin artması. Küresel ölçekte genç katılımcıların yüzde 54’ü, haftada en az bir kez hiçbir konuşma yapmadan tam bir iş gününü geçirdiğini söylüyor. Bu oran Y kuşağında yüzde 50, X kuşağında yüzde 35, baby boomers kuşağında ise yüzde 27 seviyesinde. Özellikle tamamen uzaktan çalışanlarda bu kopukluk çok daha belirgin.
Psikolojik güvenlik, yeni aidiyet eşiği
Araştırma, yalnızlık duygusunun aidiyet hissini doğrudan etkilediğini gösteriyor. Katılımcılara göre aidiyeti zayıflatan en önemli iki unsur, başarıların görülmemesi ve toplantılara yeterince dahil edilmemek. Çalışanların yüzde 58’i, kişisel yönlerini işyerinde paylaşırken kendini rahat hissetmediğini söylüyor. Bu oran Z kuşağında yüzde 71’e kadar çıkıyor. Yani genç çalışanlar, işyerinde yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da daha mesafeli bir deneyim yaşıyor. Barometreye göre aidiyet hissini en fazla güçlendiren unsur ise yüzde 41 oranıyla psikolojik güvenlik. Ekonomik dalgalanmalar ve toplumsal olaylar, çalışanların ruhsal güvenliğini zayıflatan başlıca faktörler arasında yer alıyor. Buna karşın hata yapabilme, yardım isteme konusunda açık olma ve meslektaşlarla güvene dayalı ilişkiler kurma, psikolojik güvenliği artıran temel unsurlar olarak öne çıkıyor. Araştırmada yapay zekâ ve teknolojinin de aidiyet üzerinde beklenenden farklı bir etkisi olduğu görülüyor. Katılımcıların yüzde 32’si, teknoloji ve yapay zekâ araçlarının artan kullanımının işyerindeki aidiyet hissini güçlendirdiğini söylüyor. Z kuşağında bu oran yüzde 40’a çıkarken, baby boomers kuşağında yüzde 13’e kadar düşüyor. EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı Gökhan Gümüşlü şunları söylüyor: “Teknolojinin gelişimiyle birlikte son yıllarda iş hayatında da ciddi bir değişim söz konusu. Bu değişim, pandemiye bağlı olarak tümüyle uzaktan çalışma ve hibrit modellerin hayatımıza girmesiyle hızlandı. Bu yeni iş modellerinin ise çalışanlar için soyutlanma, yalnızlık ve psikolojik güvenlik endişesi, işverenler için ise kapsayıcılık, çalışanları elde tutma gibi konuları beraberinde getiriyor.” Gümüşlü, çalışanların aidiyet hissini güçlendiren en önemli unsurun fikirlerini rahatça paylaşabilmek ve endişelerini çekinmeden ifade edebilmek olduğunu vurguluyor.
Aidiyet, artık stratejik bir alan
Bugünün iş dünyasında aidiyet artık “iyi niyetli” bir İK başlığı değil, doğrudan rekabet gücünü etkileyen stratejik bir alan. EY’nin Çalışan Aidiyet Barometresi, kurumlara net bir mesaj veriyor: Çalışanlar hala işyerinde ait hissetmek istiyor ancak bu duygu kendiliğinden oluşmuyor. Psikolojik güvenliğin sağlandığı, sesin duyulduğu ve insan ilişkilerinin teknolojiyle dengelendiği bir çalışma ortamı, yeni dönemin en kritik sermayesi haline geliyor. Görünen o ki önümüzdeki yıllarda kazanan kurumlar, yalnızca en iyi teknolojiyi kullananlar değil; insanların birbirini gerçekten gördüğü, duyduğu ve dahil hissettiği yapıları kurabilenler olacak.