Kitap okumanın psikolojik ve duygusal etkileri

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Okumanın psikolojik etkilerini yalnızca rahatlama ve teselli üzerinden anlatmak eksik kalır. İyi bir kitap bazen huzursuz eder. Doğru bildiğimiz bir şeyi sorgulatır, kaçtığımız bir duyguyla yüzleştirir. Bu rahatsızlık da psikolojik açıdan değerli. Çünkü insanın değişmesi çoğu zaman küçük bir sarsıntıyla başlar.

Hayatın ağırlaştığı günler­de hepimizin bir sığına­ğı vardır. Kimi uzun bir yürüyüşe çıkar, kimi bir dostunu arar, kimi mutfağa girip hamur yoğurur. Benim sığınağım çoğu zaman bir kitabın sayfaları oldu. Bir romanın içine girip kapıyı ar­kamdan kapattığımda dünyanın gürültüsü bir süreliğine dışarıda kalır; döndüğümde ise omuzla­rımdaki yükün biraz hafiflediğini fark ederim. Bu durumlarda ki­taplar her daim benim için kur­tarıcı olmuştur. Bu yazıyı da bir kitap fuarında, konuşmacı oldu­ğum Kocaeli Kitap Fuarı’nda yaz­mayı ele aldım.

Fuar güzel gidiyor. Kitaplar var, nasıl gitmesin ki? Kitapların sı­nır tanımadığını bu yıl Kocaeli de gösterecek. 3 Ekim’de başlayan Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, 11 Ekim’e kadar arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde ye­di ülkeden yazarı ağırlıyor: Bir­leşik Krallık, ABD, Filistin, Gü­ney Kore, İtalya, Bosna Hersek ve Kolombiya. Aralarında “Bir Eko­nomik Tetikçinin İtirafları” ile dünyanın pek çok dilinde okunan John Perkins de, Akdeniz ve Os­manlı tarihine dair kitaplarıyla tanınan tarihçi Roger Crowley de var. Kocaeli Kongre Merkezi’nde tarihçilerin ve romancıların ya­nında iyi oluşa ilişkin süren pay­laşımlar, bana kitabın artık yal­nızca bir bilgi kaynağı değil, bir iyi oluş kaynağı olarak da görül­düğünü düşündürüyor.

Bana göre bir kitap, bize ne öğ­rettiği kadar bize ne hissettirdi­ğiyle de değerlidir. Belirteyim, bugüne kadar kitap okumanın zihnimizde ve gönlümüzde bı­raktığı iz, çoğu zaman sayfalarda yazanlardan daha uzun ömürlü­dür. Zevk almak için okumanın faydaları üzerine çok sayıda ça­lışma yapıldı. Bu çalışmalara gö­re sonuçlar biliniyor; kitap oku­mak eleştirel düşünmeyi geliş­tirebiliyor, bilinmeyene karşı duyulan kaygıyı azaltabiliyor ve beyni zihinsel olarak uyarı­yor. Bazı araştırmalar, okumanın olumlu duyguları artırabildiğini ve empati kurmayı kolaylaştıra­bildiğini de gösteriyor. Bir kitap sever, bir kitabı bitirdikten son­ra karakterleri özleyip gerçek bir kayıp hissi yaşayabiliyor. Mere­dith bunu, okurların kitapla kur­duğu duygusal bağın çok gerçek olmasına bağlıyor. Neyse, konu ilginç, açalım meseleyi.

Ruhun şifahanesi

Antik Mısır’da Teb kentindeki bir kütüphanenin kapısında “ru­hun şifahanesi” yazdığı rivayet edilir. Söz doğru olsun ya da ol­masın, insanlığın kitaba yükledi­ği anlamı güzel özetliyor. Kitap, yaralı bir ruhun sığındığı, kendi­ni toparladığı bir yer olarak gö­rülmüş. Bu sezgi 20’nci yüzyılda bir ad da kazandı: Biblioterapi. Kavram ilk kez 1916’da Amerika­lı yazar Samuel Crothers tarafın­dan kullanıldı. Bugün pek çok ül­kede psikologlar, kütüphaneciler ve öğretmenler, belirli dertlerle boğuşan insanlara belirli kitap­lar önererek onların duygularını tanımalarına ve dile getirmele­rine yardım ediyor. Kitap bir ilaç değil, bir tedavinin yerini de tut­maz. Ama bazen bir insanın ken­di derdine ad koyabilmesi için ih­tiyaç duyduğu ilk kelimeleri ona verir.

Zihni sakinleştiren bir dikkat

Okumanın en bilinen etkile­rinden biri zihni yatıştırması. Bir kitaba gerçekten dalan insan, bir süreliğine kaygılarından, yapıla­caklar listesinden, telefonun bil­dirimlerinden uzaklaşır. Dikkat tek bir noktada toplanır. Bu hâl, meditasyonun tarif ettiği odak­lanmaya çok benzer.

Günümüzde dikkatimiz sürek­li bölünüyor. Bir ekrandan öteki­ne, bir haberden diğerine atlayan zihin yorulur, gerilir. Kitap ise tek bir şey ister: Sayfada kalmamı­zı. Bu sadeliği ben bir tür dinlen­me olarak görüyorum. Uyuma­dan önce ekran yerine bir kitap­la geçirilen yarım saatin uykuya iyi geldiğini söyleyen uzmanların sayısı da giderek artıyor.

Başkasının yerine geçmek

Kanadalı psikolog ve romancı Keith Oatley, kurmacayı “sosyal hayatın uçuş simülatörü” olarak tanımlar. Pilotlar gerçek uçağa binmeden önce simülatörde ça­lışır. Okur da bir romanda hiç ya­şamadığı hayatları, hiç tanıma­dığı insanların korkularını, se­vinçlerini, çelişkilerini içeriden yaşar. Bu deneyim, gerçek hayat­ta başkalarını anlama becerimi­zi, yani empatiyi besler.

Emory Üniversitesi’nde yapı­lan bir araştırmada, birkaç gece boyunca bir romanın bölümleri­ni okuyan katılımcıların beyinle­rinde dil ve bedensel duyumlarla ilgili bölgeler arasındaki bağlan­tıların güçlendiği, bu etkinin oku­ma bittikten sonra da birkaç gün sürdüğü gözlemlenmişti. Buradan şunu çıkarıyorum: Bir karakterin yerine geçtiğimizde bunu yalnızca mecazi anlamda yapmıyoruz; bey­nimiz de o deneyime bir ölçüde eş­lik ediyor.

Katarsis: Ağlamanın iyileştirici yanı

Aristoteles, trajedinin seyirci­de acıma ve korku uyandırarak bir arınma, yani katarsis yarattı­ğını söyler. Aynı şey okur için de geçerli. Bir romanın son sayfa­larında gözlerimiz dolduğunda, aslında yalnızca kahraman için değil, kendi içimizde bir yerde bi­riken şey için de ağlarız. Kitap, gündelik hayatta dile getireme­diğimiz duyguların güvenle dışa­rı çıkmasına izin verir.

Bu yüzden hüzünlü kitaplar in­sanı her zaman hüzünlendirmez; bazen onları okuduktan sonra ha­fifleriz. Kendi derdimizin bir ben­zerini bir başkasının hikâyesinde görmek, yalnız olmadığımızı his­settirir. Bana kalırsa buradaki asıl mesele de bu: Kitabın sunduğu sessiz arkadaşlık, okumanın en az konuşulan ama en değerli etkisi.

Kitap yalnızca teselli etmez

Ama şunu da eklemem gereki­yor: Okumanın psikolojik etkile­rini yalnızca rahatlama ve tesel­li üzerinden anlatmak eksik ka­lır. Kafka, bir arkadaşına yazdığı mektupta bir kitabın “içimizdeki donmuş denize inen bir balta” ol­ması gerektiğini söyler. Ona göre bizi yalnızca mutlu eden kitap­lara pek ihtiyacımız yoktur; bizi sarsan, yerimizden oynatan ki­taplara ihtiyacımız vardır.

İyi bir kitap bazen huzursuz eder. Doğru bildiğimiz bir şe­yi sorgulatır, kaçtığımız bir duy­guyla yüzleştirir. Bu rahatsız­lık da psikolojik açıdan değerli. Çünkü insanın değişmesi çoğu zaman küçük bir sarsıntıyla baş­lar. Okumanın duygusal etkisi en güçlü hâliyle çocuklukta gö­rülür. Yatmadan önce anne ya da babasının sesinden masal dinle­yen bir çocuk için o an yalnızca bir hikâye dinlemek değildir. Gü­vende olmanın, sevilmenin, bi­rinin kendisine vakit ayırması­nın deneyimidir. Pek çok yetişki­nin kitapla kurduğu sıcak bağın kökünde, böyle bir sesin hatırası yatar. Ben de bugün bir kitabı aç­tığımda, bazen o sesin yankısını duyar gibi olurum.

İç dünyanın bakımı

Bedenimize bakmayı, spor yapmayı, sağlıklı beslenmeyi ar­tık önemsiyoruz. Ama iç dünya­mızın bakımını çoğu zaman ih­mal ediyoruz. Bütün bunları yan yana koyduğumda şunu görüyo­rum: Kitap, bu bakımın en eski ve en sade araçlarından biri. Zihni yatıştırır, duyguları adlandırır, başkalarını anlamayı kolaylaştı­rır, bizi yalnızlıktan çıkarır, ge­rektiğinde de sarsıp uyandırır.

Size küçük bir ricam var: Koca­eli’deki fuarda raflar arasında do­laşırken yalnızca “Bu kitaptan ne öğrenirim?” diye sormayın. Bir de şunu sorun: “Bu kitap bana ne hissettirecek?” Bazen en çok ih­tiyaç duyduğumuz kitap, bize en çok şey öğretecek olan değil, bizi en iyi anlayan kitaptır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 12.265,98 0,43 %
Dolar 49,2695 0,01 %
Euro 55,1917 -0,06 %
Euro/Dolar 1,1202 -0,08 %
Altın (GR) 6.612,46 1,07 %
Altın (ONS) 4.194,30 1,47 %
Brent 102,77 0,24 %