Küresel sistemin “Meksika açmazı”: Finansal türbülans ve stagflasyon pençesi

Küresel piyasalar, jeopolitik geri­limlerin ekonomik rasyonaliteyi saf dı­şı bıraktığı, belirsizli­ğin ise “panik satışı­na” evrildiği tarihi bir kırılma noktasından geçiyor. ABD/İsrail ve İran arasındaki ça­tışmalarda dördüncü haftaya girilirken, risk algısında­ki iyileşme beklentileri yerini de­rin bir kaygıya bırakmış durum­da. Trump yönetiminin harekatın başında işaret ettiği “dört hafta­lık savaş planı” süresinin sonuna yaklaşılırken, piyasalar nefesini tutarak Hürmüz Boğazı ve Hark Adası eksenindeki askeri senar­yolara odaklanmasına neden olu­yor. Gelinen noktada tarafların geri adım atmadığı bir “Meksika açmazı” ile karşı karşıyayız.

Enerji krizi ve “10 dolarlık” kritik denklem

Orta Doğu’daki enerji tesisleri­ne yönelik saldırılarla alevlenen kriz, Türkiye gibi enerji ithalatçı­sı ülkeler için çift taraflı bir risk barındırıyor. Enerji koridorla­rındaki tıkanıklık petrol fiyatla­rını yukarı iterken, bu durumun makro dengelerimiz üzerindeki tahribatı matematiksel bir kesin­liğe ulaşmış durumda.

TCMB’nin yaptığı açıklama­lara göre önümüzdeki dönemde güncel projeksiyonlarını; petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık ar­tış, manşet enflasyonda 1,1 ile 1,2 puanlık bir yukarı yönlü sapmaya neden oluduğu aşikar; cari açık ta­rafında ise yaklaşık 2,5 milyar do­larlık ek bir finansman yükü do­ğuruyor. Savaşın uzaması, sade­ce bir dış politika meselesi değil, doğrudan mutfaktaki yangının ve dış ticaret dengesindeki bozulma­nın ana yakıtı haline geliyor.

Stagflasyon riski kapıda: Arz şoku ve durgunluk

Enerji fiyatlarındaki bu kont­rolsüz yükseliş, küresel ekono­miyi en korkulan senaryolardan biri olan stagflasyona (durgun­luk içinde enflasyon) doğru sü­rüklüyor. Normal şartlarda talep kaynaklı enflasyon faiz artışıyla dizginlenebilirken, mevcut “arz şoku” merkez bankalarının elini kolunu bağlıyor. Girdi maliyetle­rindeki artış üretimi yavaşlatıp işsizlik riskini artırırken (dur­gunluk), aynı anda fiyatlar genel seviyesini yukarı çekiyor (enflas­yon). Bu durum, 1970’li yıllardaki petrol krizini anımsatan, büyü­menin olmadığı ama pahalılığın durdurulamadığı karanlık bir ko­ridora işaret ediyor.

Fed’in ikincil plana itilişi ve enflasyonist hortlama

Geçtiğimiz günlerde gerçekle­şen Fed toplantısı, savaşın göl­gesinde kalarak ikincil bir baş­lığa dönüştü. Fed faizleri sabit tutsa da, karar metnindeki satır araları “yumuşak iniş” senaryo­larının rafa kalktığını gösteri­yor. 2026 sonu PCE enflasyon tahminlerindeki yukarı yönlü revizyonlar ve uzun vadeli faiz projeksiyonlarındaki kayma, pi­yasaların artık Fed’den faiz in­dirimi değil, yeni bir faiz artış döngüsünü fiyatlamasına neden oluyor. ABD 10 yıllık tahvil faiz­lerinin %4,50 bölgesine doğru ivmelenmesi, küresel borçlan­ma maliyetleri üzerinde yeni bir baskı unsuru oluşturuyor.

“Cash is King”: Altının tahtı neden sallanıyor?

Kriz derinleştikçe yatırımcı­lar klasik “güvenli liman” tanım­larını terk ediyor. Yaşadığımız süreç tipik bir riskten kaçış de­ğil, topyekûn bir likidasyon (nak­de dönüş) dalgasına yol açmak­ta. Yatırımcılar, panik anlarında neye sahip olduklarına bakmak­sızın pozisyon kapatıyor ve “na­kit kraldır” mottosuyla ABD Do­ları’na sığınıyor. Altının ons fiyatının 4.100 dolara kadar geri­ledikten sonra 4400 dolara doğru tepki verdi. Piyasadaki likidite ihtiyacının yeri geldiğind ne den­li yıkıcı olduğunu kanıtlıyor. Gü­venilirliğini kaybeden ABD’nin para biriminin, sistemik çöküş korkusuyla değer kazanması ise dönemin en büyük paradoksu.

Türkiye ekonomisi: Rezerv kaybı ve “çarşı” hareketliliği

Küresel türbülansın yerel yan­sımaları kaçınılmaz. TCMB, kur­daki oynaklığı sınırlamak adına net 25 milyar dolarlık bir rezerv kaybı yaşadı. Bugüne kadar döviz talebi ağırlıklı olarak yabancıdan gelirken, hanehalkının sakin du­ruşu piyasayı dengeliyordu. An­cak son günlerde kıymetli metal fiyatlarındaki sert düşüşle (TC­MB rezervleri üzerinde negatif etkisi var) birlikte, yerleşiklerin “Çarşı” kanadında talebi artır­maya başladığı görülüyor.

USDTRY paritesinin 44,78- 44,94 bandına yerleşmesi ve ban­kalararası piyasa ile Kapalıçar­şı arasındaki makasın açılması alarm zillerini çalıyor. Bu ayrış­manın kalıcı hale gelmesi duru­munda, TCMB’nin olağanüstü bir faiz artırımıyla piyasaya mü­dahale etmesi artık bir zorunlu­luk haline gelebilir. Her ne kadar savaşın başladığı ilk anda örtülü faiz artışına gitsede reel artışı da yapması gerekebilecek.

Sonuç: Gelecek geçmişten farklı olacak

İnsani maliyetin ve ekono­mik yıkımın boyutu büyürken, Trump’ın İran’a tanıdığı süre­nin bu gece dolacaktı ancak yap­tığı açıklamada bu süreyi 5 gün uzattığını belirtmesiı krizin yeni bir evreye geçmesini kısa sürede olsa ötelemiş oldu. ABD finansal varlıklarındaki güven erozyonu, küresel sistem mimarisinin ka­lıcı olarak hasar aldığını göste­riyor. Stagflasyon riski ve enerji fiyatlarındaki her kıpırtının enf­lasyon-cari açık üzerindeki çar­pan etkisi, önümüzdeki dönem­de ekonomi yönetiminin manev­ra alanını daraltacaktır. Piyasa artık “ne zaman durulacak?” so­rusundan ziyade, “bu yeni ve ma­liyetli düzene nasıl adapte oluna­cak?” sorusuna yanıt arıyor.

Belirsizliğin ve savaşın bittiği günleri özlemle bekliyoruz.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.168,16 0,92 %
Dolar 44,3443 0,09 %
Euro 51,4340 -0,13 %
Euro/Dolar 1,1587 -0,23 %
Altın (GR) 6.188,87 -1,42 %
Altın (ONS) 4.357,99 -1,11 %
Brent 100,20 3,12 %