Marka entropisi: Yapay zekâ neden markanızı küçültüyor?
2011’de termodinamiğin ikinci yasasında yer alan entropi kavramını gündelik hayata şöyle uyarlamıştım: Kendi hâline bırakılan hiçbir düzen olduğu gibi kalamaz. Siz hiçbir şey yapmasanız da her şey kendini bir başka formda, farklı bir düzensizlik derecesi içinde sürekli gerçekleştirir. Yani temelde statik düzen diye bir şey yoktur. Oluşum ve bağlam sürekli değişir, yeni hâllere dönüşür. Bu yüzden sokakta terk edilen araba paslanır. Metruk evin zaman geçtikçe orası burası çürür, yapı çöküşe geçer; bakılmayan bahçe otlanır.
Yıllar sonra bir de şunu anladım: Bir şey, kendi hâline bırakıldığında da ona sürekli ekleme yapıldığında da bozulabiliyor. Mesela bir eve her yıl bir oda ekleyin ya da habire eşya yığın; bir müddet sonra orası artık eviniz olmaktan çıkar, labirentiniz olur. Kapılar kapılara açılır. Yığınlar geçişi engeller. Kimse ne nerede bilmez. Aslında burada kimse evi ihmal etmedi, kendi haline bırakmadı, sürekli temizleyerek, bakım yaparak mevcudu korumaya da çalışmadı ki öyle olsa da değişecekti. Yalnızca habire ekledi. Bunun için de herkes çok çalıştı ama form/düzen yine de bozuldu.
Şirketlerde bunun adı marka entropisi…
Bir şirket yeni ürün çıkarır. Sonra alt marka gelir. Sonra kampanya, yeni slogan, ikinci hesap, podcast, iş birliği, yeni bir kavram. Hepsi büyümek için yapılır. Hepsi mantıklıdır.
Sonra tuhaf bir şey olur: Şirket büyür fakat marka küçülür.
Sebebi de bellidir aslında: Çünkü markanın enerjisi, ayrılabilen bütçe, yönetimin dikkati, çalışanın odağı sınırlıdır ve en sınırlısı da müşterinin zihninde size ayrılan yerdir. O yer sandığınızdan çok küçüktür. Hal böyle olunca “çok çok yapılanların ortasında marka küçüldükçe küçülür”.
Mesela Google. On yılda Hangouts, Allo, Duo, Meet ve Chat’i çıkardı; Allo’yu 2019’da, Hangouts’u 2022’de kapattı, Duo’yu Meet’e kattı. Her adım mantıklıydı; toplamı zihinde net bir yer bırakmadı. Apple’ın çok ürünü var; zihninizde bıraktığı ise iki-üç kelimedir. İyi marka yönetimi, içerideki karmaşayı müşteriye yansıtmama sanatıdır.
Marka entropisi, eklediğiniz şeyin anlamdan çok karmaşa üretmeye başladığı noktadır.
2024’te Journal of Marketing Research’te yayımlanan bir çalışma, tüketici markayı sade algıladığında aksama ihtimalini daha düşük gördüğünü gösteriyor. Karmaşa ise risk hissini büyütüyor. Ancak sade marka bir kez aksarsa da daha sert cezalandırılıyor. O yüzden yalınlık %100 kalkan sayılmaz çünkü marka vaattir, verilmiş bir sözdür.
Şimdi bu soruna bir de motor takıldı: Yapay zekâ.
Eskiden yeni bir kampanya, video, slogan üretmenin bir maliyeti vardı. O maliyet doğal bir frendi. Fren kalktı. Bugün markalar bir haftada yüzlerce slogan, binlerce görsel üretebiliyor. Teknoloji açısından bu harika. Marka açısından ise tehlikeli. Çünkü üretim kapasitesi katlanıyor, insanın dikkati katlanmıyor.
Bir Gartner araştırmasına göre ABD’li tüketicilerin %49’u üretken yapay zekânın içerik kalitesini düşürdüğünü söylüyor. İçerik bolluğunda güven kıtlaşıyor. O yüzden önümüzdeki dönemin marka becerisi stratejik eksiltme olacak. Eleme, birleştirme, susma, vazgeçme.
Marka entropisinden kaçınmak isteyen firmaların şu dört soruyu hep gündemde tutmasını öneririm:
1.İnsanlar bizi hangi üç şeyle hatırlıyor?
2.Son üç yılda eklediklerimizin hangisi bu üçünü güçlendirdi?
3.Hangisi sadece içeride “büyüyoruz” hissi yarattı?
4.İletişimimizin yarısını bugün durdursak marka daha mı zayıf, daha mı net görünür?
Gürültü ucuzladı. Yalınlık pahalılaştı. Yeni rekabet avantajı tam da burada.
Ürünlerimiz, hesaplarımız, projelerimiz ve kavramlarımız çoğaldıkça bir yerden sonra şirketin markası bile kendini anlatamaz hâle geliyor.
O hâlde odaklanmamız gereken soru şu: “Neyi çıkarırsak geriye markanın özü kalır?”