Ömür uzuyor sağlıklı yaşanan süre artmıyor
Türkiye’de ömür uzarken, “sağlıklı yaşam” süresi artmak bir yana özellikle erkeklerde kısalıyor. Doğuşta beklenen yaşam süresi artmakla birlikte Avrupa Birliği (AB) ile aradaki aleyhte makas devam ederken, sağlıklı yaşam süresinde ise bu makas daha da açılıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı hayat tablosu verilerine göre Türkiye’de 2022- 2024 döneminde 78,1 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi 2023-2025 döneminde 78,5 yıla çıktı. Bu süre erkeklerde 75,5 yıldan 75,9 yıla, kadınlarda 80,7 yıldan 81,1 yıla çıktı.
Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşadığı için erkeklerle doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,2 yıl olarak değişmedi. Yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak tanımlanan bu süre 2013-2015 döneminde toplamda 78,0 yıl seviyesinde bulunuyordu, buna göre on yılda yarım yıl uzadı. Eurostat verilerine göre söz konusu süre AB ortalamasında ise aynı dönemde 80,6 yıldan 81,5 yıla yükseldi.
Kadınlar her yaş grubunda farkı koruyor
Türkiye’de 2023-2025 dönemi hayat tabloları sonuçlarına göre, çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,7 yıl oldu. Erkekler için bu süre 62,1, kadınlarda 67,3 yıl olarak belirlendi. Türkiye’de, 30 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 50,3 yıl olurken, bu süre erkekler için 47,8, kadınlarda 52,7 yıl düzeyinde.
Bu yaş için kadın ve erkek arasındaki beklenen yaşam süresi farkı 4,9 yıl. Türkiye genelinde, 50 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 31,3 yıl; erkekler için 29 yıl, kadınlarda 33,4 yıl oldu. 65 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18,4 yıl olarak hesaplandı. Bu süre erkekler için 16,7, kadınlarda 20 yıl. Buna göre 65 yaşındaki kadınların erkeklerden ortalama 3,3 yıl daha uzun yaşaması bekleniyor.
Eğitim düzeyi ile düz orantılı
Eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de uzadığı görüldü. Her yaştaki beklenen yaşam süresi, düşük eğitime sahip kişiler arasında daha az olurken, artan eğitim düzeyi ile birlikte beklenen yaşam süresinin de arttığı dikkati çekti.
Eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresinin artması olgusu cinsiyet ayrımında da değişmiyor. Hem erkek hem de kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresi artıyor. Yaşı 30 olanlarda ortaöğretim altı eğitim seviyesi ile yükseköğretim eğitim seviyelerinde beklenen yaşam süresi farkı erkekler için 5,1, kadınlar için 4,6 yıl olarak belirlendi.
“Sağlıklı yaşam süresi” 58 yıl
TÜİK verileri AB ile kıyaslamada demografik bir tezatlığı da ortaya koydu. Türkiye’de beklenen yaşam süresi uzarken, sağlıklı geçirilen ömrün yerinde saydığı görüldü. Kronik bir hastalık veya günlük hareket kabiliyetini kısıtlayacak bir engel olmadan geçirilen süreyi ifade eden ve 2014- 2015 döneminde Türkiye’de 57,8 olan “sağlıklı yaşam süresi”, güncel veriye göre 58 yıl. Bu sürenin kadınlarda 56,4 yıldan 56,9 yıla çıkarken, erkeklerde 59,2 yıldan 59,1 yıla gerilediği dikkati çekti.
Buna göre Türkiye’de erkekler hayatlarının kalan 16,8, kadınlar ise 24,2 yılını sağlık sorunları yaşayarak geçiriyor. Bu durum, kadınların iş gücüne katılımının önündeki biyolojik ve sosyal engelleri artırdığı gibi, ileri yaş bakım bütçesini de doğrudan etkiliyor. Aynı dönemde sağlıklı yaşam süresi 27 AB ülkesi ortalamasında ise 62,9 yıldan 65,2 yıla yükseldi. AB ortalamasında bu süre erkeklerde 62,4 yıldan 64,8 yıla, kadınlarda 63,3 yıldan 65,5 yıla çıktı.
AB, koruyucu sağlık hizmetleri, spor teşvikleri ve azalan tütün kullanımı sayesinde vatandaşının sadece ömrünü uzatmakla kalmayıp “dinç ve üretken” kalma süresini de 1,7 yıl artırmayı başarırken, bu sürenin Türkiye’de ise yerinde saydığı görülüyor. Sağlıklı yaşam süresinde AB ile aradaki fark erkeklerde 3,2 yıldan 5,7 yıla, kadınlarda 6,9 yıldan 8,6 yıla; toplamda 5 yıldan 7,2 yıla yükseldi. Türkiye’de ise sağlıklı yaşam süresinin 58 yaş sınırını aşamaması, sağlık bütçesinin hastalıkları önlemekten çok, kronikleşen hastalıkları tedaviye (ölümü geciktirmeye) harcandığının göstergesi.
“Hastaneye değil, sağlığa yatırım”
Türkiye’nin son on yılda şehir hastaneleri ve yoğun bakım altyapısıyla ömrü az da olsa uzatmayı (ölümü geciktirmeyi) başarırken; enflasyon, kalitesiz beslenme, yoğun stres, tütün kullanımı ve koruyucu temel sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle insanları “sağlıklı tutmayı” başaramadığı görülüyor. Bu yapısal başarısızlık, kamu maliyesine fatura olarak dönüyor. Bunun başında sosyal güvenlik sistemine baskı geliyor.
Vatandaşın sağlığı henüz 58 yaşında bozulduğu için, devlet hayatın son 20 yılını pahalı kronik ilaç tedavileri, ameliyatlar ve hastane harcamalarıyla finanse etmek zorunda kalıyor. Ömür uzarken sağlıklı üretkenliğin 58’de bitmesi, iş gücü piyasasının verimliliğini düşürüyor. Sosyal güvenlikte aktif/pasif oranının 1,62’ye düştüğü Erken emekli olan kişilerin 58 yaşından sonra üretim ekonomisine esnek istihdamla (danışmanlık, mentorluk) katkı sunma potansiyeli de bu sağlık tablosuyla zayıflıyor.
Uzmanlara göre, TÜİK’in açıkladığı Hayat Tabloları verilerini, ekonomik beka açısından bir uyarı niteliğinde. Türkiye’nin, sağlıklı yaşam süresini yukarı taşıyamazsa, bütçeden SGK’ya aktarılan milyarlarca liralık transfer yükünün izleyen yıllarda da artmaya devam edeceği ve bu yükün dönüp dolaşıp vatandaşa ek vergi olarak yansıyacağı vurgulanıyor. Çözüm olarak, hastalıkları ortaya çıktıktan sonra tedavi eden bütçe modelinden, hastalıkları daha başlamadan önleyen “proaktif sağlık ekonomisine” acilen geçilmesi öneriliyor.

