İç piyasa dondu, tek çare dış pazar
Türk reel sektörü küresel jeopolitik risklerin yarattığı maliyet ve yatırım baskısını hissederken, ayakta kalma stratejisini iç piyasadan çok küresel pazarlardaki sipariş artışlarına bağlamış durumda.
Merkez Bankası’nın imalat sanayiinde faaliyet gösteren 1.985 iş yerinde gerçekleştirdiği İktisadi Yönelim Anketi sonuçlarına göre mevsimsellikten arındırılmamış Reel Kesim Güven Endeksi temmuzda önceki aya göre 1,3 puan azalarak 102,2’ye, mevsimsellikten arındırılmış endeks ise 0,8 puan düşüşle 101,2’ye geriledi. Anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç ayda ihracat sipariş miktarı, üretim hacmi ve toplam istihdam ile mevcut mamul mal stokuna ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmelerin azalış yönünde etkilediği görüldü.
İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha kötümser olduğunu belirtenler lehine olan seyir temmuzda güçlendi. Son üç aya yönelik değerlendirmelerde ise üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış ve iç piyasa sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine seyir güçlendi. Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler önceki aya göre arttı. Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı görüldü.
İhracatta canlanma, yatırımda kısıntı
Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyir hazirana göre güçlendi, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine seyir ise zayıfladı. Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü. İhracat siparişlerindeki artış beklentisi, yüksek kur baskısına rağmen iç pazardaki sert daralma nedeniyle dış pazara yönelme zorunluluğu ve küresel sipariş döngülerinden kaynaklanıyor. Sanayiciler, iç talepteki düşüşle biriken stokları eritmek ve fabrikaları açık tutmak için dış pazarlara yönelerek istihdamı korumayı hedefliyor.
Gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise önceki aya göre zayıfladığı belirlendi. Yatırım harcaması beklentisinin zayıflaması küresel konjonktürle ilişkili bulunuyor. Dünya Bankası ve OECD, Orta Doğu'daki çatışmaların derinleşmesi nedeniyle küresel büyüme tahminlerini düşürdü.
Maliyet ve enflasyon beklentisinde gerileme
Artan jeopolitik riskler, enerji güvenliği endişeleri ve emtia piyasalarındaki oynaklık, küresel çapta sermayenin risk iştahını azalttı. Türkiye’deki üreticilerin uzun vadeli yatırım kararlarını (sabit sermaye) ertelemesi, bu küresel “bekle-gör” politikası ve artan borçlanma maliyetleri ile birebir örtüşüyor.
Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin hazirana göre zayıfladığı görüldü. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de zayıfladığı gözlendi. Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 31,3 seviyesinde gerçekleşti.
Küresel büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesi, küresel emtia ve hammadde talebinde gevşeme beklentisi yaratmıştı. Türkiye’deki üreticilerin maliyet baskısının hafifleyeceğini öngörmesi, küresel talep daralmasının getirdiği hammadde fiyatlarındaki stabilizasyon beklentisinden kaynaklanıyor.
Sanayide “marj sıkışması”
Temmuz ayında ankete katılan işyerlerinin yüzde 56,9’u üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, yüzde 12,7’si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu belirtti. Bu faktörü sırasıyla mali imkansızlıklar, hammadde-ekipman yetersizliği, işgücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi. Merkez Bankası’nın altı aydır politika faizini yüzde 37 seviyesinde tutarak uyguladığı sıkı para politikası, iç talebi bilinçli olarak baskılıyor.
Ancak küresel ölçekte de enerji şokları nedeniyle dezenflasyon sürecinin duraklaması, merkez bankalarının faizleri uzun süre yüksek tutmasına yol açıyor. Bu durum hem içeride hem dışarıda talep yetersizliği yaratarak sanayiciyi, bir işletmenin maliyetlerinin artarken, bu artışı ürünün satış fiyatına yansıtamaması sonucu kâr marjının daralması durumu olan “marj sıkışması”na zorluyor.
Kapasite kullanımı geriledi
Firmaların İktisadi Yönelim Anketi’ne verdiği yanıtlardan elde edilen toplu sonuçlara göre imalat sanayi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı temmuzda önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 73,9, mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı ise 0,5 puan düşerek yüzde 73,8 seviyesine indi. Mal grupları bazında temmuzda kapasite kullanımı en hızlı düşen yatırım malları oldu. Bu grupta kapasite kullanımı önceki aya göre 2,2 puan düşerek yüzde 71,2’ye indi. Tüketim mallarında ise söz konusu oran 0,4 puan düşüşle 71,4 oldu.
Bu kapsamda dayanıklı tüketim mallarında 0,8 puan düşüşle yüzde 67,1’e inen kapasite kullanım oranı, dayanıksız tüketimde de 0,3 puan düşüşle 72,3 seviyesinde oluştu. Kapasite kullanımı gıda ve içecek sektöründe 0,5 puan düşüşle yüzde 72, ara malları grubunda ise yüzde 0,1 düşüşle yüzde 74,9 oldu. Alt sektörlere göre temmuzda kapasite kullanımı en fazla düşen motorlu kara taşıtları oldu. Sektörün kapasite kullanımı önceki aya göre 5,9 puan düşerek yüzde 68,5’e indi. Düşüşte bu sektörü 1,5 puanla bilgisayar, 1 puanla diğer ulaşım araçları ve deri, 0,8 puanla gıda izledi.
Temmuzda en yüksek kapasite kullanımı gerçekleşen alt sektörler yüzde 84,6 ile ağaç, yüzde 83,9’la kâğıt ve yüzde 83,8’le tütün; en düşük kapasite ile üretim yapan sektör ise yüzde 58,7 ile deri olurken, onu yüzde 68,5 oranı ile başka yerde sınıflandırılmamış makine ve ekipman ve motorlu taşıtlar izledi.
