İhracatçıya 3 yıl daha ‘değerli TL’ kıskacı!

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Ekonominin yeni üç yıllık yol haritası ni­teliğindeki Orta Va­deli Programın (OVP) hedef ve projeksiyonları ihracatçı/ sanayici kesimi zorda bırakan “baskılı kur” politikasına bu dönemde de devam edileceği­ni ortaya koydu.

Cumhurbaşkanlığı Stra­teji ve Bütçe Başkanlığı tara­fından ilan edilen 2027-2029 dönemine ait OVP, dönem so­nunda “tek haneli enflasyon” ve 25 bin dolarlık kişi başı mil­li gelir gibi iddialı hedefleri ile öne çıkarken, reel sektör için ise zorlu bir yeni dönemin işa­reti niteliğinde.

Makro eko­nomik hedefler tablosunda­ki gizli matematik, ekonomi yönetiminin enflasyonu dü­şürme yolunda döviz kuru­nu bir kalkan gibi kullanarak, “değerli TL” politikasını prog­ram sonuna kadar sürdürme eğilimini yansıtıyor. Progra­mın kapsadığı üç yıl boyunca kur artışı istisnasız bir şekilde yerli maliyet artışlarının gerisinde bırakılıyor. Bu yak­laşım; sanayici enflasyon yü­künü sırtlanırken, döviz ku­runun bu yükü hafifletmek yerine ağırlaştırmaya devam edeceği anlamına geliyor.

2026’da yüksek maliyet şoku

Ekonomi yönetimin açıkla­dığı resmi bir döviz kuru he­defi ve Merkez Bankası’nın bir kur taahhüdü olmamakla birlikte, OVP’de hedeflenen cari fiyatlarla TL ve dolar cin­si gayri safi yurt içi hasıla (GS­YH) büyüklükleri, ilgili yılda öngörülen ortalama dolar ku­runu da veriyor.

Buna göre 2025 yılında 39,48 TL olarak gerçekleşen ortalama dolar kuru, geçen yıl eylülde açıklanan OVP’de yer alan 2026 yılı GSYH başlangıç hedeflerine göre 46,60 TL’ye denk geliyordu. Yeni OVP’de yer alan gerçekleşme tahmin­lerine göre ise 2026 için 46,87 TL’lik bir ortalama kur çıkıyor. Bu tahmine göre 2026’da orta­lama kur artışı sadece yüzde 18,7 seviyesinde kalıyor. Bu­na karşılık, ekonominin genel enflasyonunu gösteren GS­YH deflatör artışı 2026 için tam yüzde 30,6 olarak tahmin ediliyor. Dola­yısıyla sana­yici bu yılın tü­münde reel olarak değerli tu­tulan TL nedeniyle yaklaşık 12 puanlık bir maliyet şoku ye­miş durumda.

Sanayicinin kâr marjı erimeye devam edecek

OVP’nin gelecek üç yıla ilişkin hedefleri de üretici­nin üzerine binecek yükün devam edeceğini gösteriyor. Programda ekonominin genel ortalama fiyat artışını göste­ren GSYH deflatörü 2027 için yüzde 25 olarak hedeflenmiş durumda.

Buna karşılık, TL ve dolar cinsinden GSYH he­deflerinden çıkarım yapıldı­ğında yıllık ortalamada 56,05 TL’ye çıkması öngörülen do­lar kurunda bu yıla göre artı­şın yüzde 19,59’la sınırlandı­rıldığı görülüyor. Bu durum; fabrikalardaki asgari ücret, enerji, hammadde ve iç lojis­tik maliyetlerinin yüzde 25’te kalması öngörülen genel enf­lasyon hızında büyüyece­ği, ancak ihracatçının cebine giren döviz gelirinin sadece yüzde 19,5 artacağı anlamı­na geliyor. Aradaki 5,5 puan­lık makas, zaten önceki yılla­rın yükünü taşıyan yerli sana­yicinin kâr marjının daha da erimesi demek.

Emek-yoğun sektörler tehlikede

Ekonomistlerin “örtük kur çıpası” olarak tanımladığı bu model, OVP vizyonuna gö­re sonraki yıllarda da devam edecek. OVP hedeflerine gö­re 2028 yılında fiyatlar ge­nel düzeyi (deflatör) yüzde 14,5 artarken kur artışı yüz­de 13,63’te; 2029’da ise def­latör yüzde 9,5 olurken kur artışı yüzde 8,07’de kalıyor. Maliyet artış hızı, kur geliri­nin üzerinde kaldığı müddet­çe Türk ürünleri dünya pa­zarında döviz cinsinden pa­halılaşmaya devam edecek.

Özellikle hazır giyim, tekstil, mobilya ve deri gibi dünyay­la yoğun fiyat rekabeti içinde olan emek-yoğun sektörlerin siparişlerini Bangladeş, Viet­nam veya Mısır gibi ra­kiplere kaptırma riski katla­narak artıyor. Uzmanlar, sa­nayicilerin maliyet-kur kıs­kacından kurtulabilmek için önümüzdeki dönemde zo­runlu olarak kapasite daralt­ma ve istihdam optimizasyo­nu (işten çıkarma) dalgasıyla karşı karşıya kalabileceği­ne dikkat çekiyor.

Baskılı kur ve net ihracatın büyümeye katkısı

OVP’nin temel ekonomik büyüklükler tablosunda “Büyüme” sekmesinde yer alan “Net İhracatın Büyümeye Katkısı” satırı incelendiğinde; 2025’te eksi (-) 1,1, 2026’da -0,5 olan katkının, 2027’de 0,0 (nötr) olacağı, 2028 ve 2029’da ise sırasıyla 0,1 ve 0,2’ye çıkacağı iddia ediliyor. Net ihracatın büyümeye katkısının pozitif olması, ihracatın ithalattan daha hızlı büyümesi demek.

Gelecek üç yılda 2026’ya göre ihracat yüzde 12,1 artışla 316 milyar dolara, ithalatın yüzde 10,1 artışla 426 milyar dolara, dış ticaret açığının yüzde 4,8 büyüyerek 110 milyar dolara çıkacağı öngörülüyor. Uzmanlara göre kur baskılanırken ihracatın daha hızlı artması, ithalatın cazibesinin azalması ve net ihracatın büyümeye pozitif katkı vermesini beklemek rasyonel değil. Türkiye’nin gelecek üç yıl boyunca da “tüketim ve ithalat odaklı” büyümeye devam edeceği; üretim odaklı net ihracat katkısının bu kur politikasıyla mümkün olmadığı ifade ediliyor

İthalat ucuzlarken cari açık nasıl düşecek?

Uzmanlara göre, OVP’de temel ekonomik büyüklüklere ilişkin hedefler analitik gözle incelendiğinde, ekonomi yönetiminin “baskılı kur” stratejisiyle cari açık, dış ticaret ve enerji dengelerini yönetme planı yapısal çelişki içeriyor. Bunların başında; dış ticaret açığının 2026’daki 105 milyar dolarlık zirveden sonra, 2027’de de aynı düzeyde kalacağı, 2028’de 108,5 milyar dolara, 2029’da da ancak110 milyar dolara çıkacağının öngörülmesi geliyor. Kurun enflasyonun altında ezildiği bir süreçte, ithalatın yerli üretime göre radikal biçimde ucuzlayacağı, Türkiye’de sanayi üretiminin ise ara malı ithalatına göbekten bağlı olduğuna işaret ediliyor.

GSYH büyümesinin 2027 ve sonrasında yüzde 4,2’den yüzde 5’e doğru hızlanacağının öngörüldüğüne dikkat çeken analistler, bu durumda daha çok hammadde ithal edileceğini belirterek hem kur baskılanarak ithalatın ucuzlatılması hem de dış ticaret açığının 2026 ile 2027 arasında 1 dolar bile artmayıp 105 milyar dolarda çakılı kalması şeklindeki bir öngörünün, doğrusal ekonomi mantığına tamamen aykırı olduğu görüşünde. Aksine, baskılı kurun yol açacağı olası ithalat artışı, dış ticaret açığını çok daha yukarı sıçratma riskini barındırıyor.

Petrolde düşüş varsayımı gerçekçi mi?

Dış ticaret ve cari açık hedeflerinde küresel enerji fiyatlarının düşeceği varsayımı öne çıkıyor. Brent petrolün varil fiyatının 2026’daki 88 dolarlık seviyesinden, 2027’de 76 dolara, 2029’da ise 67 dolara gerileyeceği varsayılıyor. Buna paralel olarak enerji ithalatı faturasının da 71 milyar dolardan 61 milyar dolara düşeceği öngörülüyor.

Bu öngörüler, OVP’nin dış ticaret dengesini tutturabilmek için tamamen kendi kontrolü dışındaki küresel emtia piyasalarına bel bağladığını gösteriyor. İçeride kur baskılanarak ithalatın cazip hale getirilmesi normalde dış ticaret açığını patlatacak bir faktörken; küresel petrol fiyatları düşeceği beklentisiyle açığın sabit kalacağı varsayılıyor. Ancak jeopolitik risklerin aşılamadığı bir konjonktürde petrolün 60 dolarlara düşeceği varsayımı üzerine kurulan bir makro model, olası yeni bir enerji şokunda tamamen çökmeye mahkûm olarak nitelendiriliyor.

Pahalanmaya rağmen turizmde iddialı hedef

Dış ticaret açığı büyümeye devam ederken cari işlemler açığının GSYH’ye oranının yüzde 2,6’dan yüzde 1,6’ya gerileyerek iyileşeceği öngörülüyor. Bu iyileşmenin motoru olarak da turizm gelirlerinin 65 milyar dolardan 78,5 milyar dolara çıkacağı varsayılıyor. Baskılı kur (değerli TL), yabancı turist için Türkiye’yi her geçen yıl dolar bazında daha pahalı bir ülke haline getiriyor. İçerideki otel, yeme-içme ve hizmet maliyetleri 2027’de (deflatör baz alındığında) yüzde 25 artarken, dövizin sadece yüzde 19 artması, Türkiye’nin küresel turizm pazarında rekabet gücünü kaybetmesi anlamına geliyor. Yunan adaları, Mısır ve İspanya’ya yönelen turist akını bunun kanıtı. Hem ülkeyi dolar bazında pahalılaştırıp hem de turizm gelirlerini rekor düzeyde artırmayı hedeflemek, tutarlı bulunmuyor.

İhracatçıya 3 yıl daha ‘değerli TL’ kıskacı! - Resim : 1

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.405,25 1,79 %
Dolar 48,4702 0,02 %
Euro 56,3959 0,12 %
Euro/Dolar 1,1626 0,02 %
Altın (GR) 6.834,57 0,24 %
Altın (ONS) 4.356,56 0,03 %
Brent 97,6530 2,22 %