Tepişen filler ezilen çimler
İsrail’in Trump’ı bir şekilde ikna ederek başlattığı savaşta neredeyse birinci ayı tamamlıyoruz. Geçen sene yaşadığımız 12 gün savaşlarının ardından, bu sefer de kısa süreli bir bombalama ile geride bırakılır düşüncesiyle başlayan süreç farklı bir noktaya doğru eviriliyor. Tabii işin içinde Trump olduğu sürece sonun nerede geleceğini kestirmek imkansıza yakın.
Müzakereler sürerken saldırı başladı, şimdi ateşkesi görüşüyoruz derken de bölgeye daha fazla asker sevk etmek için süre mi kazanıyor diyerek sonsuz bir komplo teorisinin içinde buluyoruz kendimizi. Normalde uzmanlık alanım olmayan konularda köşeli yorum yapmayı seven biri değilim, ancak bu konu da başta petrol olmak üzere her açıdan o kadar belirleyici bir konuma sahip ki, söylemeden de olmuyor.
Petroldeki 10 dolarlık artış 4 milyar dolarlık külfet
Çeşitli ortamlarda da dile getirildiği sürece petrolün varil fiyatının 10 dolar artış kaydetmesi ekonomimize 4 milyar dolar dolayında bir ekonomik külfet getiriyor. Geçen ay TCMB tarafından paylaşılan petrol tahmini 60 dolar varil düzeyinde.
Çok yüksek bir oynaklık içermesine rağmen fiyatların 100 dolar varil civarında dalgalandığını hesaba katacak olursak 15 milyar dolar tutarında bir faturadan bahsediyoruz. Buradan gelecek ek dış ticaret açığını ilk planda telafi edebileceğimiz yer olan turizm gelirlerine dair de iyimser şeyler söylemek zor. İlk planda savaşın uzamamasını ve yüksek sezon olarak adlandırılan temmuz-ağustos dönemine sirayet etmemesini diliyoruz. Diğer yandan genel olarak bilindiği üzere, mart-nisan döneminden itibaren kuzey ülkelerden kafileler güney sahillerimize gelmeye başlar.
Bölgeden gelen ilk sinyaller rezervasyon iptallerinin yaşandığı yönünde, özellikle İran’dan ve körfez ülkelerinden ağırladığımız misafir sayılarında da doğal olarak azalma var. Yaşanan çalkantının akaryakıt fiyatlarına sınırlı yansıması adına yeniden uygulamaya alınan eşel mobil sisteminde de sona geldik, buradan kaynaklı vergi kaybı da bütçe üzerinde orta vadede açık endişelerini artıracaktır.
Halk tüketime ve yatırıma ara vermedi
Hafta sonuna girerken içimizi kararttın, hiç mi iyi haber yok derseniz… Her zaman yüksek bir dinamizme sahip olan ve yerinde duramayan yapısıyla Avrupa’dan önemli ölçüde ayrışan halkımız tüketime ve yatırıma ara vermiş değil.
Japonya’nın on yıllarca süren resesyondan çıkamama nedenlerinden biri de halkı gelirinin yarısını harcamadan biriktirmesiydi. Burada tam tersi altından kar eden ev alıyor, evini satıp altın alan ve ağzı yanan da var, ucuza arsa ve tarla kovalayan, gramını 300-400 TL aşağıdan alacağım diye Kapalıçarşı’da saatlerce kuyruk bekleyen de. Otomobili yatırım olarak da gören geniş kitleler galerilerin elinde kalan araçları çok az iskontoyla alabilmenin peşinde. Örnekler çoğaltılabilir ancak demek istediğimi anladınız sanıyorum, ekonomik aktivite çeyreklik bazda daralma gösterebilir orası ayrı, fakat kesinlikle yıllık ekonomik büyümenin eksiye geçme ihtimali yok diyebiliriz.
Yoksa Hürmüz Boğazının kapalı kalmaya devam etmesi sadece petrolü değil, küresel ticareti de kötü etkileyecek bir durum. Plastik ve gübre gibi kritik sektörler de zor durumda, özellikle Uzakdoğu Asya’da tedarik zincirindeki aksamanın negatif yansımalarını görüyoruz, çoğu meta farklı ülkelerde farklı fiyatlardan işlem görüyor. Maalesef üç basamaklı petrol fiyatı ile dünya açısından karamsarım, ülkemizin kendine has dinamikleri ile daha az etkilenmesi umuduyla iyi hafta sonları dilerim…