Türk iş dünyası için yapay zekâda önemli eşik
Yapay zekâ tartışmaları uzun süre hız, verimlilik ve otomasyon ekseninde yürüdü. Artık yeni bir eşikteyiz.
Yapay zekâ ne kadar güvenilir, ne kadar denetlenebiliyor ve hangi kurumsal sorumluluk rejimi içinde kullanılmakta?
Önümüzdeki dönem daha çok güven üretebilen, hesap verebilen ve uluslararası pazarda çalışabilirliği ispatlanabilen bir yapay zekâ kapasitesi kurmak gerekiyor.
Avrupa Birliği bu gerçeği erkenden gördü. AI Act ile yapay zekâyı yalnızca inovasyon başlığı altında değil, kamu güveni, temel haklar ve pazar düzeni başlıkları altında ele alan bağlayıcı bir çerçeve kurdu. AB AI Act 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi. Yasaklı uygulamalar ve yapay zekâ okuryazarlığı yükümlülükleri 2 Şubat 2025’te, yönetişim kuralları ile genel amaçlı model yükümlülükleri 2 Ağustos 2025’te uygulanmaya başladı. Düzenlemenin genel uygulanabilirlik eşiği ise 2 Ağustos 2026. Düzenlenmiş ürünlere gömülü bazı yüksek riskli sistemler için geçiş ise 2 Ağustos 2027. Yani Avrupa artık kural koyuyor, denetliyor ve pazar disiplinine bağlıyor.
Avrupa’ya ihracat yapan, ürün veya hizmet sağlayan Türk şirketleri hazırlanmalı
Avrupa Komisyonu’nun açık çerçevesine göre düzenleme, AB içinde veya dışında olup AB pazarına yapay zekâ sistemi ya da genel amaçlı model sunan, sistemi AB’de kullanan veya AB’deki kişileri etkileyen aktörleri ve iş dünyasını da kapsıyor. Bu da Türkiye açısından konuyu teorik bir mevzuat başlığı olmaktan çıkarıyor. Avrupa’ya ihracat yaparak ürün satan, hizmet veren, dijital çözümler geliştirip sunan ya da karar destek sistemlerini AB bağlantılı süreçlerde kullanan Türk şirketleri için yapay zekâ uyumu artık yalnızca hukuk meselesi değil; pazar erişimi, müşteri güveni ve itibar yönetimi meselesidir.
AI Act’in yüksek riskli kullanım alanları; biyometri, kritik altyapılar, eğitim, istihdam, krediye ve temel hizmetlere erişim, kolluk, göç ve adalet gibi son derece hassas başlıklara uzanıyor. Yani yapay zekâ artık işe alım kararını etkileyen, kredi skorunu şekillendiren, öğrencinin geleceğine dokunan, altyapı güvenliğine temas eden bir karar katmanı haline geliyor. Bu yüzden veri kalitesi, teknik dokümantasyon, insan denetimi, şeffaflık, siber dayanıklılık ve uygunluk değerlendirmesi yeni dönemin rekabet altyapısı olacak.
Yapay zeka kanun teklifi ne zaman yürürlüğe girecek?
Türkiye’de 24 Haziran 2024 tarihli Yapay Zeka Kanun Teklifi hâlen TBMM komisyon sürecinde. Teklif metninde yüksek riskli sistemler için kayıt ve uygunluk değerlendirmesi yaklaşımı ile yasaklı uygulamalar için cezalar öngörülmekte. Öte yandan TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu’nun 31 Mart 2026 tarihli raporu, insan kaynağından veri altyapısına, etik ilkelerden kamu-özel sektör koordinasyonuna kadar daha bütüncül bir yol haritası ortaya koyuyor. Rapor; “yasaklayıcı” değil, düzenleyici ve dengeleyici bir çerçeve içeriyor.
Dolayısıyla, çalışmalar ve regülasyon hazırlıkları somutlaşmış durumda. Ancak süreci hızlandırmak gerekiyor.
Kendi yapay zekâ güven mimarimizi bir an önce kurmalıyız.
İş dünyasının ise bekleme lüksü yok. Özellikle AB ile çalışan şirketlerin uyum mimarisini bir an önce kurması gerekiyor.
Önümüzdeki dönem, büyük model yarışı değil, güven mimarisi yarışı olacak. Türkiye bu yarışta yalnızca uyum sağlayan değil, kendi standartlarını üretebilen bir ülke olmalı.
Bunun için atılması gereken önemli adımlar;
* Yüksek riskli kullanım alanlarının net tanımlanması
* Veri yönetişimi ve kalite standartlarının kurulması
* İnsan denetiminin kurumsallaştırılması
* Kontrollü test ortamlarının oluşturulması
* Kamu-özel sektör-üniversite koordinasyonunun güçlendirilmesi
Yapay zekâ ancak böyle bir mimari içinde milli kapasiteye dönüşür; aksi halde ithal teknoloji, parçalı mevzuat ve dağınık uygulama üretmeye devam edecek.
Dolayısıyla yapay zekâyı sıradan bir teknoloji başlığından çıkarıp, milli rekabet ve dijital egemenlik meselesi hâline getirmeliyiz. Çünkü yeni dönemde kazananlar yalnızca teknoloji geliştirenler değil, güven standardı kurabilenler olacaktır.