'ABD’de benzin 4 dolardan fazla artarsa herkes başkanı suçlar'
Ortadoğu’da yaşanan savaş, dünyadaki güç dengelerini de değiştiriyor. Cornell Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Profesörü Peter Joachim Katzenstein’a göre İran ile savaşa giren ABD “kendi ayağına sıkan büyük güç”, Türkiye ise hem Orta Asya’ya hem Ortadoğu’ya açılan kapı niteliği taşıyan, güçlü nüfusu ve jeostratejik konumuyla önemli bir aktör.
Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde bu yıl jüri özel ödülüne layık görülen Cornell Üniversitesi Walter S. Carpenter Jr. Uluslararası Çalışmalar Profesörü Peter Joachim Katzenstein ile ödülü almak üzere geldiği İstanbul’da bir araya geldik. Karşılaştırmalı siyaset, uluslararası ilişkiler ve uluslararası siyasi ekonomi alanlarındaki çalışmalarıyla tüm dünyada öne çıkan siyaset bilimci Prof. Dr. Peter Joachim Katzenstein, Ortadoğu’da son yaşanan savaşın küresel ekonomiye, ABD siyasetine ve Türkiye’ye olan etkilerini anlattı.
“ABD’de kimse yeni bir savaş istemiyor”
Ortadoğu’daki savaş, piyasalar ve finansal sistem açısından kısa ve uzun vadede dünyayı nasıl etkiler?
Enerji piyasalarında Donald Trump’ın yaklaşımı, “Petrol neredeyse git ve onu kontrol et” anlayışına dayanıyor. Venezuela ve İran gibi örneklerde de bunun izlerini görüyoruz. Bu yaklaşımın küresel sistemde ciddi bir kırılganlık yarattığını düşünüyorum. Küresel enerji fiyatlarındaki değişim, Amerikan tüketicisine de enflasyon olarak geri dönüyor. ABD’de kimse yeni bir savaş ya da ek bir enflasyon istemiyor.
Kısa vadede piyasalarda daha yüksek dalgalanma bekliyorum. Uzun vadede ise giderek artan ve kalıcı hale gelen bir enflasyon baskısı görebiliriz. Bu durum, savunma harcamalarındaki artışla da besleniyor. Amerikan bütçesinde savunma harcamalarının ciddi şekilde yükselmesi, enflasyon baskısının bir süre daha sürebileceğine işaret ediyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmış olması, mali piyasaları nasıl etkiledi?
Burada resesyon ve büyük ekonomik daralma ihtimali üzerinden farklı senaryolar telaffuz ediliyordu. Ancak bu konuda tam bir fikir birliği yok. Kimileri küresel gayri safi milli hasılanın yüzde 30 ila 50’sinin etkilenebileceğini söylüyordu ancak ben bu kadar büyük bir tablo beklemiyordum. Asıl etki, enerji piyasaları üzerinden geliyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu tetikliyor. ABD’de de bugün ön plandaki sorunlardan biri bu dolaylı enflasyon artışı.
Yine de bunun 1970’lerdeki petrol krizi kadar büyük, tüm ekonomileri aynı ölçüde sarsan bir etki yaratacağını düşünmüyorum. Etki daha marjinal kalabilir. Ama “marjinal” dediğimiz şeyin de küçümsenmemesi gerekir; enerji fiyatlarındaki artış ülkelerin iç dengelerini bozabilir. Çünkü ekonomik bunalım yalnızca rakamsal değil, duygusal ve siyasal sonuçlar da üretir.
Bu süreçten en çok hangi ülkeler etkilenir?
Bu süreçten Asya ve Avrupa’nın Amerika’dan daha fazla etkilenmesi muhtemel. Çünkü Ortadoğu petrolüne ve Rusya ile enerji ilişkilerine daha bağımlılar. ABD ise son yıllarda doğal gaz ve enerji yatırımlarıyla bu alanda görece daha güçlü bir pozisyona geçti. Buna rağmen ABD’nin etkilenmediğini söylemek yanlış olur. Çünkü küresel enerji piyasaları birbirine bağlı. Benim yaşadığım bölgede benzin fiyatlarında 1 dolarlık artış oldu. Amerika’da 4 dolar eşiği psikolojik sınırdır; bu seviye aşıldığında herkes doğrudan başkanı suçlamaya başlar. Trump’ın neden endişelendiğini de burada görmek lazım. Avrupa daha fazla etkilense bile, küresel enerji fiyatlarının yükselmesi ABD’de de enflasyon yaratıyor. Körfez ülkeleri de Trump üzerinde, “Bu işi bitirin” yönünde baskı kuruyor. Ancak Trump’ın bunu ne kadar sürdürebileceği şüpheli. Çünkü siyasi desteği zayıflıyor.
Bu tablo içinde Çin’in pasif tavrını nasıl okuyorsunuz?
Çin acele etmiyor. Belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde bazen hiçbir şey yapmamak en rasyonel tercih olabilir. Küba füze krizinde Kennedy’nin yaptığı da buydu: Süreci sürekli öteleyerek krizi yönetmek. Bazen büyük güçler için en doğru karar, beklemek ve yanlış hamle yapmamaktır.
"ABD siyasetinde üç saat sonrasını bile öngörmek zor"
Ortadoğu’daki savaştan Türkiye nasıl etkilenir?
Türkiye’nin üzerinde de ekonomik baskı konusunda diğer ülkelerden çok farklı bir tablo görmüyorum. Trump’ın açıklamalarında Türkiye’ye özel olarak olumlu ifadeler kullandığını gördük. Ancak ABD siyasetinde şu anda değil üç yıl sonrasını, neredeyse üç saat sonrasını bile öngörmek zor. Öte yandan Türkiye, NATO üyesi olarak zor bir coğrafyada yer alıyor. Buna rağmen kısa vadede Türkiye için doğrudan çok tehditkâr bir tablo görmüyorum. Aksine Türkiye, hem Orta Asya’ya hem Ortadoğu’ya açılan kapı niteliği taşıyan, güçlü nüfusu ve jeostratejik konumuyla önemli bir aktör.
"ABD kendi ayağına sıkan büyük güç"
NATO ve Batı ittifakının geleceği için ne söylersiniz?
NATO’nun giderek zayıflayan uluslararası bir yapı haline geldiğini söyleyebiliriz. NATO içinde daha Avrupa merkezli bir savunma sistemine doğru geçiş ihtimali görüyorum. 1945’te dünya kaynaklarının ve teknolojik kapasitenin yaklaşık yarısı ABD’nin kontrolündeydi. Zaman içinde bu değişti. ABD bugün de güçlü, ama artık tek başına belirleyici değil. Son savaşlar da bu güç yapısındaki aşınmayı hızlandırdı. Bu nedenle Amerika için “kendi ayağına sıkan büyük güç” benzetmesini yapıyorum. Ortaya çıkan güç boşluğunun nasıl dolacağı ise henüz belirsiz. Bu süreç bir 10 yılı bulabilir. Türkiye de bu yeni denklemde, 80 milyon nüfusu ve stratejik konumuyla son derece önemli bir ülke.
"ABD’de ciddi anayasal kriz ihtimalivar"
Amerikan demokrasisinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demokrasi üzerindeki baskı yalnızca Amerika’ya özgü değil. Almanya’da da, başka ülkelerde de benzer gerilimler var. Trump’ın siyasi olarak zorlandığını düşünüyorum. Destek koalisyonu zamanla dağılabilir. Kongre ve Temsilciler Meclisi’nde denetimi kaybetmesi halinde çok daha zorlu bir döneme girebilir. Ben bir sonraki seçim sürecine giderken Amerika’da ciddi bir anayasal kriz ihtimali görüyorum. 1860’lardan bu yana görülmemiş ölçekte bir kurumsal gerilim yaşanabilir.
“Silikon Vadisi’nde kıyamet senaryoları daha sık konuşuluyor”
Yapay zekanın geleceği konusunda nasıl bir öngörünüz var?
Bugün yapay zeka alanında iş yapan çok büyük yedi şirketin olağanüstü paralar kazandığını görüyoruz. Bu şirketler aynı zamanda devasa bir yatırım kumarı da oynuyor. Silikon Vadisi’nde bile artık kıyamet senaryoları daha sık konuşuluyor. Yapay zekanın insanlık için varoluşsal riskler doğurabileceğini söyleyenler var. Geçmişte Oppenheimer ve Einstein gibi isimler yeni teknolojilerin insanlık üzerindeki olası olumsuz etkilerinden kaygı duyuyordu. Bugün ise mevcut plütokratların (egemen zenginler) bu riskleri yeterince ciddiye almadığını, adeta rulet oynadığını görüyoruz.