Anglo- Türk ortaklığıyla Avrupa’da kartlar yeniden diziliyor
Dünyada oluşmakta olan yeni düzenin taşları henüz tam olarak yerine oturmamışken, uluslararası ilişkilerdeki fay hatları da kayıyor ve ülkeler ortaya çıkan yeni fay hatlarında yeni ittifaklar kurarak sınırlarını korumaya, ekonomilerini büyütmeye, dahası güvenlik mimarilerini sağlamlaştırmaya çalışıyorlar.
ABD Başkanı Donald Trump’ın sürekli ayrılmakla tehdit ettiği NATO’da, Avrupa artık ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında yaşamaya devam edemeyeceğinin çok iyi farkında. Ancak reel politik durum ile pratikte söylenenler ve yapılanlar birbirini tutmuyor. Örneğin Rusya tehdidi karşısında ABD tarafından adeta “kaderine terk edilen” Avrupa Birliği bir yandan kendine savunma alanında yeni işbirliği fırsatları ve ortaklar ararken, bir yandan da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen kalkıp AB adayı ve NATO üyesi Türkiye’yi, Rusya ve Çin ile aynı kefeye koyan talihsiz açıklamalar yapabiliyor.
AB Türkiye’den uzaklaşıyor
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emanuelle Macron, Ege Denizi’ndeki egemenlik konusunda Yunanistan ile bir olup Türkiye’ye meydan okuyabiliyor. Güney Kıbrıs için ise daha da ileri gidiyor ve “Kıbrıs’a saldırı Avrupa’ya saldırıdır” diyebiliyor.
Son olarak Avrupa Parlamentosu (AP) Güvenlik ve Savunma Komitesi (SEDE) Türkiye ile savunma alanında AB işbirliğini sınırlayan bir kararı ezici çoğunlukla kabul etti.
Bölgesel ve küresel istikrarın sağlanmasına “orta ölçekli süper güçlere” ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, AB Türkiye ile kendisi arasına giderek daha fazla mesafe koyarken, Avrupa’da olup AB’nin dışında kalmış olan iki önemli ülke, Türkiye ve İngiltere, ikili ilişkilerde bir “dönüm noktası” diyebileceğimiz anlaşmalara imza attı.
Dış politika, savunma ve istihbaratta koordinasyon
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, 23 Nisan’da Londra’da Türkiye ile İngiltere arasında “Stratejik Ortaklık Çerçevesi Anlaşması”nı imzaladılar. Ve bölgede çok önemli bir ittifakın temelini attılar.
Anlaşmanın özünde, yapılandırılmış stratejik diyalog kurumsallaştırılıyor. Dış politika, savunma ve istihbarat alanlarında düzenli koordinasyon öngörülüyor. Anlaşma, kriz yönetimi ve bölgesel koordinasyon için ortak kapasiteyi artırıyor. Böylece, karşılıklı güvenin temellerini atıyor. Bu anlaşmanın yalnızca diplomatik bir jest değil; savunma, ticaret ve güvenlik ekseninde somut çıkar alanlarına dayanan yeni bir stratejik yakınlaşma olduğu aşikar.
İşbirliği, savunma, enerji güvenliği ve kritik altyapı korumasına kadar uzanıyor. Ticaret ilişkileri, dijital ve hizmet sektörleri de dahil olmak üzere genişlemeye hazırlanıyor. Yapay zeka ve siber güvenlik gibi yeni alanlara öncelik veriliyor.
Anlaşma, Brexit sonrası dönemde Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği dışındaki esnek ortaklık arayışının da bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Anlaşmanın gerçek motoru savunma
Anlaşmadaki en önemli başlıklardan biri ise savunma sanayii işbirliği. Özellikle Eurofighter Typhoon savaş uçakları süreci ile pilot eğitimi, bakım ve teknik destek anlaşmalarının, yeni ortaklığın temel itici gücü niteliğinde.
Türkiye; NATO üyesi, Avrupa, Ortadoğu, Karadeniz ve Orta Asya arasında köprü oluşturan bölgesel bir güç olarak görülüyor. Londra’nın yalnızca Brüksel merkezli mekanizmalara dayanmak yerine, stratejik önemi yüksek ülkelerle daha pragmatik ortaklıklar kurmaya yöneldiği anlaşılıyor. Türkiye’nin askeri kapasitesi, Karadeniz’deki konumu, Boğazlar üzerindeki kontrolü, NATO içindeki ağırlığı ve Suriye, Kafkasya ile Ortadoğu’daki etkisi, Ankara’yı vazgeçilmez bir aktör haline getiriyor.
Pragmatik ilişki modeli
Kuşkusuz İngiltere’nin Türkiye’ye yaklaşımı Avrupa Birliği’ne kıyasla daha çıkar odaklı. Ancak bu ortaklıktan Türkiye’nin de önemli çıkarları bulunuyor. AB siyasetinden bağımsız büyük bir Avrupa gücüyle ilişkileri derinleştirme, savunma teknolojisi ve tedarik işbirliklerine erişim ve Avrupa-Atlantik güvenlik denkleminde diplomatik ağırlığını artırma bu avantajlardan sadece bazıları.
Ortadoğu’da ve Ukrayna’da savaşın sürdüğü, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Londra ile Ankara arasındaki bu yeni ortaklık, iki ülkenin karşılıklı çıkarları temelinde kurduğu çok önemli bir jeopolitik hamle olarak görülmeli.