Husiler; kimin savaşını veriyor?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Husilerin Kı­zıldeniz kıyı­sındaki ilerleyişi, stratejik limanla­rı ve adaları kont­rol altına alması, S. Arabistan’a yöne­lik füze ve insansız hava aracı saldırı­ları Yemen savaşı­nı yeniden bölge­sel gündemin mer­kezine taşıdı. Çünkü mücadele yalnızca Sana ile Aden arasında değil.

Babülmendep Boğazı’nın güvenliği, S. Arabistan’ın gele­ceği, İran’ın bölgesel etkisi, İsra­il’in güvenlik politikası ve Mekke Antlaşması’nın caydırıcılığı aynı denklemin içinde.

Husiler kimler?

Husiler ya da kullandıkları adıyla Ensarullah yani “Allah’ın yardımcıları” Şii kökenli siyasi ve silahlı bir harekettir. Ancak Hu­siler, yalnızca mezhepsel bir ha­reket olarak değerlendirilemez. Keza hareket, zaman içinde Ye­men merkezî yönetimine, S. Ara­bistan’ın ülke üzerindeki etkisine ve ABD ve İsrail’in bölgedeki var­lığına karşı gelişen siyasi bir yapı­ya dönüştü. Amaçları da yalnızca kuzey Yemen’i yönetmek değil.

Son ilerleyişleriyle Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Moha Lima­nı ile Babülmendep’e yakın ba­zı adaları kontrollerine almala­rı dengeleri değiştirdi. Husilerin bir sonraki hedefinin petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından önemli olan Marib bölgesi olma­sı ihtimali de göz ardı edilmeme­li. Marib’in kaybedilmesi, ulus­lararası alanda tanınan Yemen yönetiminin ekonomik kaynak­larını ve ülkenin kuzeyindeki son önemli dayanak noktasını kay­betmesi anlamına gelecek.

Dolayısıyla Yemen’deki müca­dele sona yaklaşmıyor. Yeni ve da­ha tehlikeli bir aşamaya geçiyor.

Husilerin kazanması kimin işine yarıyor?

Husilerin Yemen’de güç kazan­masından bence en fazla yararla­nan ülke İran. Tahran, Yemen’de doğrudan büyük bir askerî kuv­vet bulundurmadan Suudi Ara­bistan’ın güney sınırında etki­li bir silahlı yapı oluşturmayı ba­şardı. Husilerin füze ve insansız hava aracı kapasitesi Suudi şehir­lerini, petrol tesislerini ve Kızıl­deniz’deki deniz trafiğini tehdit edebilecek düzeye ulaştı.

Bu sayede İran, oldukça düşük bir maliyetle S. Arabistan’ı baskı altında tutabiliyor. Aynı zaman­da İsrail ve ABD’ye karşı yürüttü­ğü bölgesel mücadeleyi kendi top­raklarının uzağına taşıyor. Ancak Husileri İran’ın emirlerini yeri­ne getiren basit bir vekil güç ola­rak görmek de doğru değil. İran ile Husiler arasındaki ilişki bir emir-komuta ilişkisinden çok, çı­karların büyük ölçüde örtüştüğü stratejik ortaklıktır.

ABD gerçekten tepki vermedi mi?

ABD’nin Husilerin ilerleyişine hiç tepki vermediğini söylemek doğru değil. Keza Washington da­ha önce Husi hedeflerini vurdu, Kızıldeniz’de askerî unsurlar bu­lundurdu, S. Arabistan’a hava sa­vunma ve istihbarat desteği sağla­dı. Son gelişmeler üzerine Riyad’a verilen askerî desteğin devam et­tiği de açıklandı. Bununla birlikte ABD’nin, Husilerin Yemen içinde­ki ilerleyişini durduracak kapsam­lı bir askerî harekât başlatmadığı açıktır. Bunun birkaç nedeni var­dır. Birincisi, ABD’nin önceliği Husilerin Yemen’de hangi bölge­yi kontrol edeceğinden çok Ame­rikan unsurlarının ve uluslararası deniz trafiğinin güvenliğidir.

İkincisi, ABD yeni ve sonuçla­rı belirsiz bir kara savaşına gir­mek istemiyor. Afganistan ve Irak tecrübelerinden sonra Yemen gi­bi coğrafi ve toplumsal bakımdan son derece zor bir ülkede doğru­dan savaşmak Washington için büyük maliyet taşır. Hele bir de seçim arifesinde.

Üçüncüsü, Husilerle mücade­le S. Arabistan’ı Amerikan gü­venlik şemsiyesine daha da yak­laştırıyor. Riyad’ın hava savunma sistemleri, savaş uçakları ve istih­barat desteği için ABD’ye ihtiyaç duyması Washington’ın bölgede­ki nüfuzunu artırıyor. Bu nedenle ABD’nin politikası tepkisizlik de­ğil, kontrollü müdahaledir. Was­hington Husilerin bütünüyle ka­zanmasını istemiyor; fakat onla­rı ortadan kaldırmak için savaşın bütün yükünü üstlenmeye de ya­naşmıyor. ABD tehdidi bitirmek­ten çok yönetmeyi tercih ediyor.

İran memnun, peki İsrail?

İran’ın Husilerin ilerleyişin­den memnun olması anlaşılabi­lir. Fakat İsrail’in Husilerin Ye­men’de kazanmasından memnun olduğunu söylemek en azından gelecek için doğru değildir. Stra­tejik tehdit ile taktik faydayı bir­birine karıştırmamak gerekir.

Husiler İsrail’e füze ve insansız hava araçlarıyla saldırıyor, Kızıl­deniz’de İsrail bağlantılı gemileri hedef alıyor ve Filistin meselesini bölgesel meşruiyetlerinin temel araçlarından biri olarak kullanı­yor. İsrail’in Eilat Limanı ve Asya ile ticareti Kızıldeniz güvenliği­ne bağlıdır. Dolayısıyla Husilerin kalıcı hâkimiyeti İsrail’in güney deniz ulaşımını baskı altına alma riski taşıyor. Bu nedenle askerî bakımdan güçlenmiş bir Husi yö­netimi İsrail için doğrudan gü­venlik tehdididir.

Buna rağmen İsrail’in gelişme­lerden taktik düzeyde elde edebi­leceği avantajlar var. Husi tehdidi S. Arabistan’ı ABD’nin ve dolay­lı olarak İsrail’in güvenlik anla­yışının içine çekebilir. Bu yolla Riyad’ın hava savunması, istih­barat paylaşımı ve füze tehdidi karşısında İsrail’le daha yakın ça­lışması gündeme gelebilir.

Bununla birlikte Husilerin Mekke’ye, Suudi şehirlerine veya petrol altyapısına yönelen saldı­rıları İsrail’in İran tehdidi söyle­mini güçlendirecektir. Böylece İs­rail, Arap ülkelerine “ortak tehdit İran ve ona bağlı yapılardır” me­sajını rahatlıkla verebilir.

Amaç S. Arabistan’ı İsrail karşısında diz çöktürmek mi?

Husilerin temel amacı S. Ara­bistan’ı İsrail karşısında diz çök­türmektir demek çok iddialı olur. Husiler öncelikle Riyad’ı Ye­men’deki üstünlüklerini kabul et­meye, kendilerine yönelik askerî ve ekonomik baskıyı sona erdir­meye ve Sana’daki yönetimi fiilen tanımaya zorlamak istiyor.

Riyad iki farklı baskıyla kar­şı karşıyadır. Bir tarafta İran destekli güçlerin füze ve insan­sız hava aracı tehdidi, diğer ta­rafta İsrail’in bölgesel politika­ları bulunmaktadır. Suudi Ara­bistan güvenliğini sağlamak için ABD’ye daha fazla yaklaşırsa Washington bu ihtiyacı İsrail’le normalleşme konusunda bir bas­kı aracına dönüştürebilir.

İki boğaz aynı anda kapanırsa

Hürmüz üzerinde İran’ın, Ba­bülmendep üzerinde ise Husile­rin baskı kurabilmesi, bölgesel enerji ve ticaret trafiğini iki ay­rı noktadan kırılgan hâle getiri­yor. Bu iki geçiş noktasının aynı anda kapanması veya güvenliği­ni kaybetmesi, yalnızca petrol fi­yatlarının yükselmesine yol aç­maz. Tankerlerin ve ticaret gemi­lerinin Ümit Burnu’nu dolaşması gerekir. Mesafeler uzar, navlun ve sigorta maliyetleri artar, teslimat süreleri gecikir. Avrupa’nın ener­ji güvenliği, Asya’nın ham madde ihtiyacı ve küresel tedarik zincir­leri aynı anda etkilenir.

Petrol ve doğal gaz fiyatlarında­ki artış enflasyonu tetikler. Üre­tim maliyetleri yükselir. Enerji ithalatçısı ülkelerin cari açıkları büyür. Küresel ekonomide yavaş­lama riski ortaya çıkar.

İran’ın Hürmüz, Husilerin Ba­bülmendep üzerindeki baskısının ne ölçüde ortak bir stratejiye dö­nüşeceğini Husilerin Yemen’deki hedefleri kadar İran’ın bölgesel tercihleri belirleyecektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.251,85 0,40 %
Dolar 48,8271 0,00 %
Euro 55,5631 -0,04 %
Euro/Dolar 1,1380 -0,03 %
Altın (GR) 6.720,48 -0,72 %
Altın (ONS) 4.287,43 -1,63 %
Brent 98,7835 3,70 %