Jeopolitik riskler konut piyasasını nasıl etkiliyor?
“Ortadoğu’da yaşanan bir savaş, İstanbul’da ev almak isteyen bir aileyi gerçekten etkiler mi?” Yazıma bu defa böyle bir soruyla başlamak istedim. Çünkü Mart ayından bu yana yaşanan gelişmeler, coğrafi olarak kısmen uzağımızda gördüğümüz olayların ekonomik etkilerini ne kadar yakından hissettiğimizi yeniden hatırlattı. Ortadoğu’daki çatışmalar, petrol fiyatları, uluslararası ticaret yollarındaki sorunlar ve ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımı... Bütün bu gelişmelerin Türkiye ekonomisine, dolayısıyla konut piyasasına uzanan etkileri var.
Ortadoğu’daki çatışmaların enerji piyasalarına yansıması özellikle önemli. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi kritik geçiş noktalarında yaşanabilecek aksamalar, petrol fiyatlarının yanında navlun ve sigorta maliyetlerini de etkiliyor. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Petrol fiyatındaki yükseliş yalnızca akaryakıt giderlerini artırmıyor. İnşaat malzemelerinin üretiminden şantiyelerde kullanılan ekipmanlara, taşımacılıktan ithal ara mallara kadar geniş bir maliyet zinciri söz konusu. Üstelik uzun süreli konut projelerinde başlangıçta öngörülen maliyetlerle tamamlanma aşamasında karşılaşılan maliyetler arasındaki fark büyüyebiliyor. Bu da yeni yatırımların fizibilitesini zorlaştırıyor.
Küresel para politikası da aynı tablonun bir parçası. FED’in eylül ayında 25 baz puanlık faiz artırımı, enflasyonla mücadelenin küresel ölçekte henüz tamamlanmadığını hatırlattı. Elbette ABD’deki faiz artışı Türkiye’deki konut kredilerine doğrudan aynı oranda yansımıyor. Ancak küresel fonlama maliyetleri, sermaye hareketleri ve döviz kuru beklentileri üzerinden finansman koşullarını etkileyebiliyor. Enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki baskısı da eklendiğinde, Türkiye’de faiz indirimlerinin zamanlaması daha önemli hale geliyor.
Kur gelişmelerini de yalnızca doların kaç lira olduğuna bakarak değerlendirmemek gerekiyor. Ekim ortasında dolar/TL’nin 49,5 seviyelerine ulaşması, ithal girdiler açısından maliyet baskısını gündemde tutuyor. Buna karşılık konut fiyatlarının döviz bazındaki seyri farklı bir değerlendirme gerektiriyor. Kur artışı konut fiyatlarındaki yükselişin gerisinde kaldığında Türkiye’deki gayrimenkuller yabancı yatırımcı açısından pahalılaşabiliyor. Jeopolitik riskler ve yatırımcı güveni de bu tercihlerde etkili.
TÜİK’in eylül verileri piyasadaki ayrışmayı gösteriyor. Türkiye genelinde 142 bin 390 konut satıldı. Geçen yılın aynı ayına göre %9,3 gerileme var. İlk el satışlar %3,9 artarken ikinci el satışlar %15,3 azaldı. Ocak-Eylül döneminde toplam satışlar %7,2 gerilemesine rağmen ipotekli satışlar %24,7 arttı. Krediyle yapılan işlemlerde toparlanma görülüyor, ancak ipotekli satışların toplam içindeki payı eylül ayında yalnızca %16,4. Finansman kanalında hareketlenme olsa da talebin geneline yayılmış bir güçlenmeden söz etmek zor.
Konut fiyatları tarafında ise üzerinde ayrıca durmamız gereken bir gelişme var. TCMB’nin eylül ayı Konut Fiyat Endeksi yıllık %22,3 artarken reel olarak %5,7 geriledi. İstanbul’daki nominal artış %26,8 ile Türkiye ortalamasının üzerinde. Mevcut konut stokunun reel fiyatları gerilerken yeni konut üretiminde enerji, malzeme ve finansman maliyetlerinin baskı oluşturmaya devam etmesi önemli bir çelişki yaratıyor. Geliştiricilerin yatırım kararlarında daha seçici davranması, orta vadede arzın ihtiyaç duyulan ölçüde artmasını zorlaştırabilir.
Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz’deki tahıl taşımacılığına yönelik riskleri de unutulmamalı. Gıda fiyatları üzerindeki olası baskı, hane halkının zorunlu harcamalarını artırarak konut için ayrılabilecek tasarrufu sınırlıyor. Özellikle orta gelir grubunun konuta erişiminde bu etkiyi göz ardı edemeyiz. Daha önceki yazılarımda üzerinde durduğum erişilebilirlik sorunu, artık yalnızca konut fiyatları ve kredi faizleriyle açıklanamayacak kadar geniş bir ekonomik çerçeveye sahip.
Benzer şekilde sanayi üretimi ve istihdamın gelişimi de konut talebinin geleceğini belirliyor. Üretim ekonomisinde gelirlerin sürdürülebilir biçimde artmadığı, finansman maliyetlerinin yüksek kaldığı bir ortamda konut talebinin kalıcı olarak güçlenmesi kolay değil.
Bir süredir konut piyasasında arz, talep, finansman ve erişilebilirlik sorunlarını ele almaya çalışıyorum. Ancak bunları değerlendirirken petrol fiyatlarını, küresel ticaret yollarını, FED’in kararlarını ve döviz kurunu da izlemek zorundayız. Çünkü konut üretim maliyetleri yükselirken hane halkının satın alma gücü aynı hızda artmıyor. Bu ayrışma devam ederse bugün satışlarda gördüğümüz zayıflığın ilerleyen dönemde yeni konut arzına da yansıması mümkün. Ortadoğu’daki bir gelişmenin İstanbul’da ev almak isteyen ailenin bütçesine kadar uzanması artık şaşırtıcı değil.