Kira birikimli tapu: Türkiye için yeni bir konut erişim modeli
Konut piyasasında uzun süredir tartışılan meselelerden biri, hem yatırımcıya güvenli bir getiri sağlamak hem de kiracıya mülkiyet yolunu açabilmek. Türkiye’nin mevcut finansman modellerinde yatırımcı ile kullanıcı arasındaki köprü çoğu zaman kurulamıyor.
Oysa dünyada giderek yaygınlaşan hibrit modeller, bu köprüyü kurmakla kalmıyor; aynı zamanda sosyal etkiyi de piyasa mantığıyla bütünleştiriyor. “Kira Birikimli Tapu” yaklaşımı, aslında iki farklı sistemin birleşiminden oluşuyor: “Rent-to-Own” ve “Shared Ownership.” Bir yandan kiracıya kira öderken mülkiyet kazanma imkanı veriyor, diğer yandan yatırımcıya da erken çıkış, kira geliri ve sermaye kazancı sunuyor. Üstelik bu model, atıl bırakılan payları yeniden piyasaya kazandırarak sistemin verimliliğini artırıyor.
Modelin işleyişi basit ama etkili: Projeye giren ilk iki yatırımcı, örneğin, toplam %65 payı üstleniyor. Normalde geliştiricide kalan %35’lik bölüm ise pasif kalmak yerine yeni bir ürüne dönüştürülüyor. Bu pay ya dış yatırımcılara satılıyor ya da doğrudan kiracıya kademeli sahiplik imkanı sunuyor. Kiracı kira öderken aynı zamanda bu payı satın alıyor; süreç sonunda mülkün tamamı onun üzerine geçiyor. Böylece yatırımcı kazanıyor, kiracı ev sahibi oluyor, şirket ise sosyal etki yaratan yeni bir ürünle farklılaşıyor.
Diğer taraftan, bugün bu tür hibrit modellerin önünde duran en kritik soru ise “Kiracının kademeli alacağı pay hangi değer üzerinden belirlenecek?” noktasında kitleniyor. Eğer bu noktada şeffaflık sağlanmazsa, modelin sosyal etkisi zayıflar. Burada devreye SPK lisanslı değerleme firmalarının raporları girmeli.
Pay devri, dönemsel olarak bu raporlarla belirlenen güncel piyasa değerine göre yapılmalı. Böylece hem yatırımcı korunur (çünkü payını gerçek değerinden satmış olur) hem de kiracı adil bir zeminde ilerler. Aksi halde ya kiracıya aşırı avantaj ya da yatırımcıya haksız yük doğabilir.
Dolayısıyla, “Kira Birikimli Tapu” modeli sadece kira birikimi üzerinden değil, aynı zamanda dönemsel değerleme mekanizması üzerinden güvenilir bir temele oturmalı. Burada önemli bir ayrımı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Modelin temel dayanağı, geleceğe dönük kira gelirlerinin bugünden alacak gibi ele alınması değil; her aşamada tapuya yansıyan pay devri ve bu payların güncel taşınmaz değerine göre el değiştirmesidir.
Kira ödemeleri, mülkiyet transferini finanse eden bir nakit akışı işlevi görürken, asıl hukuki güvence SPK lisanslı değerleme kuruluşlarının belirlediği değerler üzerinden gerçekleşen pay sahipliğinden doğar. Bu yönüyle model, kira gelirini bir “alacak” olarak değil, mülkiyete giden süreci besleyen bir mekanizma olarak kurgular. Elbette bu tür bir modelde en kritik meselelerden bir diğeri de, kiracının süreci yarıda bırakması ihtimali. Eğer kiracı ödemelerine devam edemezse, sistemin tıkanmaması için “çıkış opsiyonu” mekanizması gerekiyor.
Burada da yine en adil çözüm, SPK lisanslı değerleme firmalarının belirlediği güncel piyasa değeri üzerinden kiracının o ana kadar edindiği payı yeniden devredebilmesi. Böylece kiracıya hakkı korunmuş bir çıkış yolu sunulurken, yatırımcıların kira ve sermaye getirisi de aksamamış oluyor. Üstelik bu mekanizma, sisteme yeni kiracıların girmesine ve modelin sürdürülebilirliğine de imkân tanıyor.
Benzer örnekler dünyada uzun süredir uygulanıyor. İngiltere’de “Shared Ownership” modeliyle hanehalkları evin %25 ila %75 arasındaki bir kısmını satın alıp kalanını kiralayabiliyor; zamanla ek paylar alarak mülkiyeti %100’e çıkarıyor.
Fransa’da “Location-Accession (PSLA)” programı, kira ödemelerinin bir bölümünü satın alma bedeline sayarak düşük gelirli grupları mülkiyete taşıyor. Malezya’da devlet destekli Rent-to- Own projeleri, özellikle peşinat sorunu yaşayan hanelere kapı açıyor. ABD ve Kanada’da özel fonlar aracılığıyla uygulanan benzer mekanizmalar da düşük gelirli grupların finansmana erişimini kolaylaştırıyor.
Türkiye’de bu modellerin doğrudan ithali mümkün değil; ancak “Kira Birikimli Tapu” gibi hibrit bir yaklaşım üretmek elimizde. İngiltere’deki kademeli mülkiyet (staircasing) ile ABD’deki kira birikimli satın alma mantığını birleştirmek, Türkiye’nin kendi dinamiklerine uygun yeni bir çözüm doğurabilir. Böylece hem sermaye piyasası ürünlerine yeni bir halka eklenmiş olur, hem de erişilebilir konut arayışına somut bir yanıt verilmiş olur.
Bugün kiracı için “kira öderken ev sahibi olabilme” fikri ne kadar cazipse, yatırımcı için de “erken çıkış ve düzenli getiri” o kadar cazip. Burada kritik olan, modeli regülasyon tarafında şeffaf ve güvenilir bir zemine oturtabilmek. Çünkü konut piyasasında en değerli unsur, güven ve öngörülebilirliktir. Kısacası, “Kira Birikimli Tapu” sadece teknik bir finansman modeli değil; aynı zamanda sosyal etkisi yüksek, piyasa dostu, inovatif bir araç. Eğer doğru kurgulanır ve destekleyici politikalarla beslenirse, Türkiye’nin konut erişim sorununa güçlü bir katkı sağlayabilir.