Küresel merkez bankaları temkinli bekleyişte!
Küresel piyasalar, jeopolitik tansiyonun yüksek seyrettiği bir dönemde dikkat çekici bir “soğukkanlılık” sergiliyor. ABD’de Donald Trump’ın İran’ın teklifini reddettiğini açıklaması ve Hürmüz’deki gemilere yönelik girişim sinyali vermesi, risk primini teorik olarak yukarı taşıması gereken gelişmeler. Buna rağmen ne hisse senedi piyasalarında ne de alternatif varlıklarda belirgin bir stres fiyatlaması görüyoruz. Aksine, risk iştahının kontrollü biçimde sürdüğüne şahit oluyoruz.
Bu tabloyu anlamlandırmak için üç kavram öne çıkıyor: TACO (Trump Always Chickens Out), TINA (There Is No Alternative) ve FOMO (Fear Of Missing Out). Piyasa katılımcıları bir yandan jeopolitik risklerin sınırlı kalacağını, diğer yandan ise likidite koşullarının hâlâ destekleyici olduğunu düşünüyor. Alternatif getiri alanlarının sınırlı olması, yatırımcıyı riskli varlıklarda kalmaya zorlarken, yükselişi kaçırma korkusu da bu eğilimi pekiştiriyor.
Makro cephede ise tablo daha karmaşık. Küresel merkez bankaları son toplantılarında faizleri sabit tutarken, enflasyonun yeniden yukarı yönlü riskler barındırdığına ve büyümenin zayıflayabileceğine dikkat çekti. Avrupa Merkez Bankası, İngiltere Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası daha sıkı bir duruş sinyali verirken, ABD Merkez Bankası’nın bekle-gör yaklaşımını koruduğunu görüyoruz. Bu ayrışma, orta vadede reel faizlerin küresel ölçekte aşağı yönlü bir patikaya girebileceği beklentisini güçlendiriyor.
Reel faizlerdeki bu olası gerileme, doların değer kaybı ve kıymetli metallerde yükseliş temasını destekleyen bir çerçeve sunuyor. Ancak piyasalar henüz bu yönde sinyal üretmiş değil. Aynı zamanda yatırımcıların orta vadede pozisyonlarını reel varlıklara kaydırma eğilimini artırabilir. Ancak bu senaryonun geçerliliği büyük ölçüde jeopolitik risklerin kontrollü kalmasına bağlı.
Nisan ayı enflasyonu içeride negatif süpriz yaptı!
Yurtiçinde ise enflasyon dinamikleri belirleyici olmaya devam ediyor. Nisan ayında TÜFE’nin aylık %4,18 artarak yıllık %32,37 seviyesine ulaşması, dezenflasyon sürecinin henüz kırılgan olduğunu gösteriyor. Artışın önemli kısmının enerji, ulaştırma ve gıda kaynaklı olması dikkat çekici. Özellikle doğalgaz ve elektrik zamlarının konut kalemi üzerinden enflasyona güçlü bir katkı sunduğu görülüyor. Gıda tarafında ise taze sebze fiyatlarındaki sert artış, yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor.
Çekirdek göstergeler manşet enflasyona kıyasla daha ılımlı olsa da hâlâ yüksek seviyelerde. Bu durum, para politikasında temkinli duruşun süreceğine işaret ediyor. Gözler şimdi TCMB’nin 14 Mayıs’ta açıklayacağı Enflasyon Raporu’na çevrilmiş durumda. Burada verilecek mesajlar, yılın geri kalanına ilişkin politika patikasını daha net ortaya koyacak. Bu rapor TCMB’nin piyasa beklentileriyle ne kadar uyumlu olarak revize edeceğine bağlı olarak güven mi verecek yoksa şüphe ile mi karşılanacak bir rapor olacağı piyasaların gidişatı üzerinde etkili olacaktır.
Öte yandan, büyüme cephesinde zayıflama sinyalleri artıyor. İmalat PMI verisinin 45,7 seviyesine gerilemesi, sanayi üretiminde daralmanın derinleştiğini gösteriyor. 50 eşik değerinin altında kalan bu veri, talep koşullarının zayıfladığına ve üretim tarafında baskının arttığına işaret ediyor. Sektörel kırılımda yalnızca giyim ve deri ürünlerinin büyüme göstermesi ise oldukça sınırlı ve kırılgan bir toparlanmaya işaret ediyor.
Kısa vadede Borsa İstanbul üzerinde teknik ve takvimsel etkiler de belirleyici olabilir. Mayıs ayında iş günü sayısının düşük olması ve kredili pozisyonların taşınma maliyeti, satış baskısını artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor. Borsa İstanbul adına 13900-14000 seviyesinin korunması çok önemli. Bu seviyeyi kırdırabilecek gelişmeler yaşanması halinde 13000-13200 seviyesine kadar geri çekilme yaşanabilir. İyimser senaryo da ise 14600 üzerinde kapanışlar bizi 15250 seviyesine taşıyabilir.
Sonuç olarak, piyasalar şu an için riskleri fiyatlamak yerine likidite ve alternatif yokluğu temasına odaklanıyor. Ancak bu denge hassas. Jeopolitik cephede olası bir tırmanış ya da enflasyon dinamiklerinde beklenmedik bir bozulma, mevcut iyimserliği hızlı şekilde tersine çevirebilir. Mayıs ayının sınırlı bir iyimserlikle takip edeceğiz umutlar biraz daha hazirana kalmış durumda. Bu nedenle, mevcut fiyatlamaların “kırılgan iyimserlik” olarak tanımlanması daha isabetli olacaktır.