OVP (2027-2029): Dezenflasyon patikasında yapısal dönüşüm sınavı
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonuyla hazırlanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık süreçteki makroekonomik rotasını net biçimde ortaya koymaktadır.
On İkinci Kalkınma Planı hedefleriyle eş güdüm içerisinde şekillendirilen bu temel politika belgesi; fiyat istikrarının kalıcı olarak temin edilmesi, mali disiplinin pekiştirilmesi, kamusal harcama verimliliğinin artırılması ve yüksek katma değerli, sürdürülebilir bir büyüme patikasına geçilmesini temel stratejik öncelikler olarak benimsemektedir.
Mevcut görünüm, finansal istikrar ve dezenflasyon patikası
2026 yılının ilk yarısı, Orta Doğu eksenindeki jeopolitik kırılmalar, ABD/İsrail-İran hattındaki tırmanış, Hürmüz Boğazı'nın kapanma noktasına gelmesi ve küresel enerji emtia fiyatlarında yaşanan ani sıçramalar gibi dışsal arz şoklarının gölgesinde geçmiştir.
Bu karmaşık konjonktüre karşın Türkiye ekonomisi; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kararlı sıkı para politikası duruşu, maliye politikasında uygulanan dengeleyici adımlar ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) bakiyesinin tamamen tasfiye edilerek toplam mevduat içerisindeki Türk Lirası payının %61,5 seviyesine çıkarılması sayesinde finansal istikrarını ve makro dengelerini korumuştur.
Uygulanan dezenflasyonist program doğrultusunda 2026 yılı sonunda ekonomik büyümenin %3,3 gerçekleşmesi, yıl sonu tüketici enflasyonunun ise %28,4 seviyesine gerilemesi öngörülmektedir. OVP süresince Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyümesinin 2027 yılında %4,2, 2028 yılında %4,6 ve dönem sonu olan 2029 yılında %5,0 seviyesine kademeli olarak yükselmesi hedeflenmektedir. Bu sürdürülebilir büyüme patikasına, sadece sermaye birikimi değil, toplam faktör verimliliğinde hedeflenen 0,5 puanlık nitelikli artış eşlik etmektedir.
Fiyat istikrarı kanadında ise para, maliye ve gelirler politikalarının güçlü eş güdümüyle enflasyonun orta vadede tek haneli rakamlara düşürülmesi amaçlanmaktadır. Cari işlemler açığının millî gelire oranının dönem boyunca sürdürülebilir seviyelerde tutulması (%2,6 seviyelerinden iyileşme) ve kamuda tasarruf tedbirleri ile bütçe açığının GSYH'ye oranının azaltılması programın temel mihenk taşlarıdır.
Riskler: Jeopolitik fay hatları, korumacılık ve dış talep baskısı
Program hedeflerini etkileyebilecek en belirgin dışsal risk, küresel ve bölgesel jeopolitik gerilimlerin enerji ve gıda fiyatları üzerinde yeniden baskı oluşturması ihtimalidir. Gelişmiş ülke merkez bankalarının (Fed, ECB) sıkı duruşlarını beklenenden uzun sürdürmesi uluslararası finansal koşulları daraltabilir ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını yavaşlatabilir. Ayrıca, küresel ticarette artan korumacılık, tırmanan gümrük tarifeleri ve en büyük ihracat pazarımız olan Avro Bölgesi'ndeki zayıf büyüme performansı, dış talep kanalı üzerinden ihracatı sınırlama potansiyeli taşımaktadır. Yurt içi tarafta ise hizmet enflasyonundaki katılıklar ve beklentilerin çıpalanma süreci yakından takip edilmelidir.
Fırsatlar: Sanayide ikiz dönüşüm, yüksek teknoloji ve stratejik konum
Tüm bu risklerle birlikte OVP dönemi, Türkiye ekonomisi için yapısal bir sıçrama imkanı sunmaktadır. HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı, YTAK (Yatırım Taahhütlü Avro Kredileri) ve Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi gibi teşvik mekanizmaları sayesinde imalat sanayiinde yüksek katma değerli üretime geçiş hızlanacaktır. Yeşil ve dijital dönüşümü kapsayan ikiz dönüşüm vizyonu, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) ve Ulusal Yeşil Taksonomi uygulamaları, ihracatçılarımızın AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) karşısındaki rekabet gücünü teminat altına alacaktır. Aynı zamanda Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projeleriyle Türkiye’nin kesintisiz bir lojistik merkezi haline gelmesi, cari dengeye uzun vadeli katkı sunacaktır.
Sonuç ve yapısal dönüşüm değerlendirmesi
Nihai bir değerlendirme yapmak gerekirse; 2027-2029 OVP belgesi, Türkiye ekonomisinin yalnızca kısa vadeli dış şokları atlatmasını değil, aynı zamanda verimlilik artışı ve sanayideki teknolojik dönüşüm hamlesiyle potansiyel büyüme kapasitesini artırmayı hedefleyen kapsamlı bir strateji belgesidir. Programın başarısı, açıklanan yapısal reformların ilan edilen takvime tam uyum içerisinde hayata geçirilmesine, kamuda tasarruf disiplininin sürdürülmesine ve para ile maliye politikaları arasındaki güçlü eş güdümün korunmasına bağlı olacaktır.