Tek açık, kaç hasar? Siberde domino etkisi
Ağustos ayında Cl0p adlı hacker grubu, farklı sektörlerde faaliyet gösteren 40’tan fazla kuruluştan veri çaldığını iddia etti. Bazı şirketler saldırı girişimlerini doğrularken bazıları veri ihlaline ilişkin kanıt bulamadıklarını açıkladı. Dikkat çekici olan, saldırganın onlarca ayrı kapıyı zorlamadan ortak yazılımlardaki güvenlik açıkları üzerinden hepsinin kapısının anahtarını bulmasıydı. Aynı günlerde Fransa Vergi İdaresi, yaklaşık 678 bin kişi ve işletmeye ait verilerin yasa dışı erişimle dışarı çıkarıldığını doğruladı. Bu kez sisteme bir çalışan ile yetkili üçüncü tarafa ait ele geçirilen kimlik bilgileri üzerinden ulaşılmıştı. Birinde ortak yazılım, diğerinde güvenilen erişim. Türkiye’de de milyonlarca kullanıcıyı etkileyen veri ihlalleri ile tedarikçi ve hizmet sağlayıcı kaynaklı güvenlik sorunları KVKK kararlarına yansıdı. Bugün siber risk bir IT probleminden çok daha fazlası; operasyonun, finansın, hukukun, itibarın ve yönetimin riski. Siber olay da sadece “hacklenmek” değil. Ele geçirilen şifre, yanlış yetkilendirme, insan hatası, sosyal mühendislik, güncellenmeyen yazılım veya tedarikçi açığı da ciddi bir siber olaya dönüşebilir. Kişisel verilerin korunmasını yalnızca IT’nin görevi olarak görmek de önemli bir yanılgı. Veri sorumlusunun yükümlülüğü kendi sistemleriyle sınırlı değil; erişim yetkilerinden çalışan farkındalığına, yazılım ve bulut sistemlerinden kritik tedarikçilerin güvenliğine kadar tüm zinciri kapsıyor.
Bir siber olayın faturası sistemleri yeniden çalıştırmakla bitmiyor. İş ve gelir kaybı, sistem restorasyonu, adli bilişim ve hukuki giderler, KVKK yükümlülükleri, üçüncü kişi talepleri ve müşteri kaybı aynı olayın farklı sonuçları. Ölçülmesi daha zor olan ise itibar kaybı. Birkaç günlük sistem kesintisinin maliyeti hesaplanabilir. Ancak müşterinin “Verilerimi bu şirkete emanet edebilir miyim?” sorusunun bilanço üzerindeki etkisini ölçmek çok daha zor. Bugün siber sigorta yaptırmamak, riski bilerek bilançoda tutmak demek. Siberde risk, hasar verisinden daha hızlı değişiyor. Bir diğer sorun görünürlük eksikliği. Şirketler yaşadıkları olayları itibar, hukuki veya ticari nedenlerle kamuoyundan uzak tutabiliyor; bazı saldırılar ise aylar sonra fark ediliyor. KVKK kapsamında veri ihlalleri için bildirim yükümlülükleri var; ancak her siber olay kişisel veri ihlali değil. Dolayısıyla kamuoyuna yansıyanlar yaşananların ancak bir bölümü. Ne olduğunu yeterince bilmiyorsanız, bir sonraki hasarın nereden geleceğini öngörmek de zorlaşıyor. Risk modellerini geliştirmek, teminat ve istisnaları tasarlamak, fiyatlamak ve kümülasyonu ölçmek güçleşiyor. Tüm bunlar siberde koruma açığını da büyütüyor.
Aynı yerde değil, aynı sistemde olmak
Deprem kümülasyonunda aynı bölgede kaç sigortalı tesis olduğu ve büyük bir depremde portföyün ne kadarının etkilenebileceği modellenir.
Siber riskte ise dijital kümülasyon var. Birbirinden binlerce kilometre uzaktaki şirketler aynı bulut sağlayıcısına, yazılıma, veri merkezine veya hizmet sağlayıcısına bağlı olabilir. Tek bir güvenlik açığı çok sayıda şirketi ve poliçeyi aynı anda etkileyebilir.
Bu nedenle sigortacılar için “MFA var mı, firewall var mı, yedekleme yapılıyor mu?” soruları artık yeterli değil. Şirket bir siber olayı ne kadar zamanda fark ediyor? Ne kadar hızlı müdahale ediyor ve operasyonunu ne kadar sürede toparlıyor? Çünkü hasarın büyüklüğünü yalnızca korunma seviyesi değil; fark etme, müdahale etme ve toparlanma hızı da belirliyor. Şirketin kendi güvenliği kadar kime ve neye güvendiği de sigortalanıyor.
Dijital kümülasyon ortak yazılımlarla da sınırlı değil. Yüzlerce şirketin operasyonunu taşıyan veri merkezleri de adeta dijital dünyanın fay hatları. Bu da bir sonraki yazının konusu. Siber risk IT odasında başlayabilir ama operasyona, bilançoya, hukuka ve itibara ulaşır. Siber riski geleneksel sigorta risklerinden ayıran da bu: risk tek bir şirketin sınırlarında başlayıp bitmiyor. Bir şirket sigortalanırken aslında kaç şirket birden sigortalanıyor?