Yapay zekâ sanıldığı kadar dijital değil
Yapay zekâ çağını anlamak için ise yalnızca algoritmalara bakmak yetmeyecek. Elektrik şebekelerine, veri merkezlerine, bakır madenlerine, çelik üretimine ve görünmeyen altyapıya da bakmak gerekecek.
Forbes'un her yıl yayımladığı Global 2000 listesi yalnızca dünyanın en büyük halka açık şirketlerini sıralamaz. Aynı zamanda küresel ekonominin hangi yöne evrildiğini, sermayenin hangi hikâyeye inandığını ve yatırımcıların geleceği nerede gördüğünü de gösterir. Bu yıl yayımlanan liste, şirketlerin büyümeye devam ettiğini ortaya koyarken asıl dikkat çekici değişimin bilançolardan çok beklentilerde yaşandığını gösteriyor.
Global 2000 şirketlerinin toplam satışları geçen yıla göre yüzde 6, kârları yaklaşık yüzde 14 artarken, toplam piyasa değeri yüzde 32 yükseldi ve yalnızca bir yılda 30 trilyon doların üzerinde yeni değer yaratıldı. Bu tablo bize önemli bir şey söylüyor. Piyasalar artık yalnızca şirketlerin bugünkü performansını değil, gelecekte üstlenecekleri rolü de fiyatlıyor. Başka bir ifadeyle yatırımcılar bugünü değil, geleceği satın alıyor.
Bu yıl o geleceğin adı büyük ölçüde yapay zekâ oldu. Ancak yapay zekâ denildiğinde çoğumuzun aklına hâlâ ChatGPT, görüntü üreten uygulamalar ya da akıllı asistanlar geliyor. Oysa Forbes Global 2000 listesi çok daha büyük bir dönüşüme işaret ediyor. Çünkü bugün yapay zekâyı konuşurken aslında elektriği, veri merkezlerini, bakırı, çeliği, yarı iletkenleri, soğutma sistemlerini ve enerji altyapısını konuşuyoruz.
Görünmeyen kazananlar
Forbes listesinde Nvidia, Microsoft, Alphabet ve Meta gibi teknoloji devlerinin yükselişi şaşırtıcı değil. Asıl dikkat çekici olan, yükselişin yalnızca bu şirketlerle sınırlı kalmaması. Yapay zekâ bağlantılı donanım, yarı iletken ve yazılım şirketlerinin piyasa değeri bir yıl içinde neredeyse iki katına çıkarken, aynı dalga madencilikten çeliğe, enerjiden inşaata kadar birçok geleneksel sektörü de yukarı taşıyor.
Uzun yıllardır dijital ekonominin fiziksel dünyayı ikinci plana ittiği konuşuluyordu. Oysa bugün tam tersi yaşanıyor. Yapay zekâ sayesinde bakır yeniden stratejik bir kaynak hâline geliyor. Çelik yeniden yatırımcıların radarına giriyor. Elektrik altyapısı, veri merkezleri, enerji yönetimi, soğutma sistemleri ve endüstriyel ekipman üreticileri küresel büyümenin en önemli aktörleri arasında yer alıyor. Dijital devrim ilerledikçe fiziksel dünyanın önemi azalmak yerine hiç olmadığı kadar artıyor.
Forbes listesindeki örnekler de bunu doğruluyor. Yapay zekâ sunucularında kullanılan yüksek bant genişlikli bellekleri üreten SK Hynix listenin en hızlı yükselen şirketlerinden biri olurken, veri merkezlerinin elektrik ve soğutma altyapısını sağlayan Vertiv'in siparişleri katlanarak arttı. Rio Tinto gibi madencilik şirketleri bakır üretimi için yeni ortaklıklar kurarken, çelik üreticileri veri merkezlerinde kullanılacak özel konstrüksiyonlardan önemli pay almaya başladı. Veri merkezi inşaatı yapan şirketler ise tarihlerinin en yoğun talep dönemini yaşıyor.
Aslında bu tablo tarihten tanıdık bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. 1849'daki Kaliforniya Altına Hücum döneminde en büyük serveti yalnızca altını bulanlar değil, kürek satanlar, demiryollarını kuranlar ve altyapıyı inşa edenler yarattı. Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor. Herkes yapay zekâ modellerini konuşuyor; sessizce büyüyenler ise o modellerin çalışmasını mümkün kılan altyapıyı kuran şirketler oluyor.
Yeni sanayi devrimi
Belki de yapay zekâ çağını anlamak için onu yalnızca bir yazılım devrimi olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü bugün yaşanan dönüşüm aynı zamanda yeni bir sanayi dönüşümü.
En büyük paradoks da burada ortaya çıkıyor. Yapay zekâ yıllardır "dijital ekonomi" olarak anlatıldı. Oysa bugün görüyoruz ki yapay zekâ belki de tarihin en fiziksel teknolojilerinden biri. Çünkü her yeni model daha fazla çip, daha fazla elektrik, daha fazla veri merkezi, daha fazla bakır, daha fazla çelik, daha fazla soğutma sistemi, daha fazla su ve daha fazla arazi gerektiriyor. Dijital dünyadaki her ilerleme, görünmeyen tarafta çok daha büyük fiziksel yatırımları zorunlu kılıyor.
Teknoloji tarihi de aslında hep böyle ilerledi. Buhar makinesi kömürü stratejik hâle getirdi. Otomobil petrolü küresel ekonominin merkezine taşıdı. İnternet fiber optik altyapıyı vazgeçilmez kıldı. Bugün ise yapay zekâ elektriği, veri merkezlerini, çipleri, kritik mineralleri ve enerji altyapısını yeni dönemin temel unsurları hâline getiriyor. Her büyük teknolojik devrim, kendi altyapı ekonomisini de birlikte yaratıyor.
Bu nedenle yapay zekâyı artık yalnızca teknoloji şirketlerinin meselesi olarak görmek mümkün değil. Yapay zekâ aynı zamanda bir sanayi politikası, bir enerji politikası ve giderek daha fazla bir jeopolitik mesele. Veri merkezlerinin nerede kurulacağı, elektriğin nasıl üretileceği, kritik minerallerin kim tarafından kontrol edileceği ve enerji altyapısının nasıl güçlendirileceği, yapay zekâ yarışının en az algoritmalar kadar belirleyici başlıkları olacak.
Forbes Global 2000 listesinin bu yıl verdiği en önemli mesaj da bu. Dünyanın en büyük şirketleri artık yalnızca daha fazla sattıkları ya da daha fazla kâr ettikleri için değer kazanmıyor. Yatırımcılar, geleceğin ekonomisini ayakta tutacak altyapıyı inşa eden şirketlere yatırım yapıyor.
Sanayi Devrimi'ni anlamak için fabrikalara, otomobil çağını anlamak için petrol kuyularına, internet çağını anlamak için fiber optik ağlara bakmak gerekiyordu. Yapay zekâ çağını anlamak için ise yalnızca algoritmalara bakmak yetmeyecek. Elektrik şebekelerine, veri merkezlerine, bakır madenlerine, çelik üretimine ve görünmeyen altyapıya da bakmak gerekecek. Çünkü geleceğin ekonomisi yalnızca yazılımla değil, o yazılımı mümkün kılan fiziksel dünya üzerinde yükselecek.