Yapay zekâ ve küresel hegemonyanın dönüşümü
Teknolojik devrimler tarihi ilginç bir noktaya işaret eder: Başlangıçta yalnızca üretim kapasitesini geliştiriyor gibi görülen sanayi devrimleri, sonunda toplumu, siyaseti ve uluslararası sistemi de dönüştürür. Yapay zekânın da bu örüntünün dışına çıkması beklenmez.
Trump-Xi zirvesindeki başlıklar sadece ticaret savaşları, Hürmüz Boğazı, Tayvan’ın bağımsızlığı ile sınırlı değildi. İki lider arasındaki görüşmeye damga vuran bir unsur da bir sonraki teknolojik hegemonyanın kimin elinde olacağı sorusuydu. Teknolojide dünya liderliğini ele geçirmek için ABD ve Çin arasında devam eden kıyasıya yarışının önemli bir boyutunu yapay zekâ (YZ) oluşturuyor. Global AI Index çalışmasına göre ABD ve Çin incelenen 83 ülkenin açık ara önünde bulunuyor.
ABD ve Çin arasındaki bu rekabet sadece teknolojide değil. Eğer iddia edildiği gibi YZ verimlilikte ciddi bir sıçramaya yol açacaksa bu küresel sistemdeki bütün dengeleri etkileyecek.
YZ’nin merkezde olduğu son teknolojik atılım dalgasının etkilerini anlamak için matbaa, buhar makinesi, elektrik, otomobil, bilgisayar ve internet gibi önceki teknolojik devrimlere bakmak yeterli. Çünkü bu tür “genel amaçlı teknolojiler” tek bir sektörü değil, ekonominin ve toplumun tamamını dönüştürür.
Tarih boyunca teknolojiyi geliştirerek ekonomik ve kurumsal yapılarını hızla dönüştüren ülkeler, diğerleri karşısında avantajlı konuma geçtiler. 18. ve 19. yüzyıllarda sanayi devriminin İngiltere’yi, 20. yüzyılda elektrik, otomobil ve kitlesel üretim teknolojilerinin ABD’yi küresel liderliğe taşımasını örnek olarak verebiliriz. Teknolojik sıçrama ekonomik büyümeyi hızlandırmanın yanı sıra küresel ticaret ve finansman ağları üzerinde kontrol kurmayı, askeri üstünlük sağlamayı ve küresel hegemonya tesis etmeyi kolaylaştırır. Teknolojinin gelişmesinde öncü konumlarını sürdüremeyen hegemonik güçler -İngiltere örneğinde olduğu gibi- bir sonraki teknoloiji dalgasını yakalayamayınca küresel konumlarını kaybeder.
Her büyük teknolojik sıçramada, bu teknolojileri ilk hayata geçiren ülkelerle geride kalanlar arasında fark oluştu. Geride kalan ülkeler doğru politikalarla durumun kötüleşmesini önleyip bir sonraki teknolojik atılım dalgasını zamanında yakaladığında bu farkı kapatabildi. Ama arkada kalanların çoğu için aradaki fark kapanmadı, arka arkaya gelen teknolojik devrimler “gelişmiş” ülkelerle aradaki uçurumu derinleştirdi. Bu son teknolojik atılım dalgası da küresel sistemde yaratacağı değişiklikler açısından dikkatle takip edilmeli.
YZ’nin fark yaratan özellikleri
Jeopolitik dengeler açısından YZ’nin kimi özellikleri, daha önceki devrimlerden bazı önemli farklar içeriyor.
YZ’de ilk öne geçenler, önceki sanayi devrimlerine kıyasla çok daha kalıcı üstünlük elde edebilir. Çünkü YZ teknolojileri olağanüstü derecede sermaye yoğun; buna karşılık bir kez kurulan sistemlerin yeni kullanıcıya hizmet verme maliyeti son derece düşük.
Ağ etkileri ve kullanıcıların sisteme bağımlı hale gelmesini anlatan “kilitlenme”(lock-in) mekanizmaları da bu üstünlüğü kalıcılaştırarak ‘Kazanan Hepsini Alır’ dinamiğini güçlendiriyor. Öyle ki, bu döngü teknolojik liderliği zamanla kendi kendini pekiştiren bir yapıya dönüştürüyor.
Daha fazla kullanıcı daha fazla veri üretiyor; daha fazla veri modeli geliştiriyor; daha iyi modeller ise daha fazla kullanıcı çekiyor. Google’ın arama motorunda veya Microsoft’un Windows ekosisteminde görülen ağ etkilerine benzer biçimde, piyasaya giriş önünde çok ciddi engeller oluşuyor.
Bu döngüyü kırmak için sonradan gelenler yalnızca benzer bir teknoloji geliştirmek değil, aynı zamanda bu güçlü ağ etkilerini de aşmak zorunda kalıyor. Sonuçta sermaye büyüklüğü, veri, ağ etkileri ve lock-in mekanizmaları YZ’de liderlik konumuna gelen ülkelerin ve şirketlerin bu konumlarının bir sonraki teknolojik devrime kadar kalıcılaşması ihtimalini artırıyor.
Model geliştirme kapasitesi, çip üretimi, bulut altyapısı ve veri erişimi birkaç büyük şirketin elinde yoğunlaşıyor. OpenAI, NVIDIA, Microsoft, Google ve büyük Çinli teknoloji şirketlerinin bu devasa ekonomik etki alanının jeopolitik sonuçları da olacak.
Ayrıca YZ’nin çok hızlı yayılması, bireylerin, şirketlerin ve devletlerin uyum kapasitesini zorlarken lider ülkelere ve şirketlere standartları belirleme gücü sağlıyor.
YZ’nin bir başka özelliği ise çok büyük enerji ve su kaynaklarına ihtiyaç duyması. Bu durum yeni bir jeopolitik boyut da yaratıyor: Enerji ve su kaynakları bakımından avantajlı ülkeler, YZ altyapısında stratejik üstünlük elde edebiliyor. İnsanlığın ortak geleceği açısından bu konuyu küresel ısınma ve ekolojik sorunlarla birlikte ele almak gerekiyor.
Teknolojik devrimler, askeri teknolojileri de dönüştürür. Barut veya nükleer teknoloji savaşı nasıl dönüştürdüyse, YZ’nin de benzer bir etki yapmasına hazır olmak gerekir.
YZ’nin jeopolitik etkileri
Teknolojik devrimler tarihi ilginç bir noktaya işaret eder: Başlangıçta yalnızca üretim kapasitesini geliştiriyor gibi görülen sanayi devrimleri, sonunda toplumu, siyaseti ve uluslararası sistemi de dönüştürür. YZ’nin bu örüntünün dışına çıkması beklenmez. Bu nedenle YZ'ye sadece bir verimlilik yazılımı gözüyle bakmak, 19. yüzyılda demiryollarına "sadece daha hızlı bir at arabası" gözüyle bakmakla eşdeğer.
Bugün “hangi YZ uygulaması daha iyi” tartışmasını yapıyor ve konuyu konuşmayı mühendislere ve teknoloji meraklılarına bırakıyoruz. Ama konu teknoloji gurmelerine bırakılmayacak kadar önemli ve herkesin hayatını etkileme potansiyeline sahip.
YZ'nin sermaye, altyapı ve veri üzerindeki yoğunlaşma eğilimi göz önünde bulundurulduğunda, bu teknolojinin uluslararası güç ilişkilerini de yeniden biçimlendirebileceği görülüyor. Gelişmiş ülkeler ve büyük teknoloji şirketleri, YZ aracılığıyla diğer ekonomiler üzerinde yeni tür bağımlılıklar ve asimetrik güç ilişkileri kurabilir. Bugün bu tartışmayı toplumun farklı kesimlerini dahil ederek yapmazsak, yarın kendimizi yeni bağımlılık ilişkilerinin çoktan yerleştiği bir dünyayı geriye dönük olarak tartışırken bulabiliriz. Çünkü YZ sadece teknolojiyi değil, yarının ekonomik ve jeopolitik güç mimarisini de şekillendiriyor.