Yönetişim zafiyetleri şirketlere zarar veriyor
Eylül ayının ilk çeyreğinde bir canlı yayında Bitcoin için 76K seviyesinin önemli olduğunu ve daha aşağı inmezse 80K seviyesini test etmesini beklediğimi söylemiştim. Şuan 80K’yı önetişim zafiyetleri şirketlere zarar veriyor.
Son yaşadığımız fon skandalından alınacak pek çok ders var. En başta düzenleyici ve denetleyici otoriteler açısından. Öte yandan bu olay, açık ve net şekilde kurumsal yönetim (yönetişim) zafiyetlerine de işaret ediyor. Kök sebeplerden bir tanesi de hesap verebilir, şeffaf, sorumlu ve adil yönetim anlayışlarının tesis edilememesi. Bu anlamda, tüm sorumluluğu düzenleyici ve denetleyici otoritere bırakmayı doğru bulmuyorum.
Ülkemizde kurumsal yönetim lüks olarak görülüyor.
Kurumsal yönetim, 2000’lerin başından bu yana tartışılan, bilinen, bankacılık sektörü ile büyük holdingler açısından yatırım yapılmış bir alan. Ancak bu kurumsal yönetim dediğimiz kavramı, büyük ve orta ölçekli şirketlere indirmede başarılı olamadık. Bu kavram, sadece sınırlı olarak “İstanbul” özelinde kaldı. Anadolu’da maalesef karşılık bulmadı. İşim gereği Ankara ve İzmir firmaları ile çok çalışıyorum, oralarda bile halen, yönetişimin çok önemli ama küçük bir unsuru olan bağımsız yönetim kurulu üyeliği dahi gelişme ortamı bulamadı.
Şirketlerimiz yönetişim, strateji ve sistem gibi kavramlara mesafeli. Bunda elbette 2000’lerden bu güne, bu kavramları pazarlayan ve başarısız örnekler ortaya çıkartan akademisyen ve danışmanların da rolü büyük. Bu işi doğru anlatamadık!
Kurumsal yönetim bir zorunluluktur
Bunu tercihe bağlı bir iş olarak görmek en büyük hata. Kurumsal yönetim, özellikle ve orta ve büyük ölçekli kurumlar, kamu idareleri, spor kulüpleri ve hatta siyasi partiler için de bir lüks değil, zorunluluktur.
Son fon krizinde kural olarak yazılı şekilde bulunan kurumsal yönetim uygulamalarının içselleştirilemediğini gördük. Komiteler, bağımsız üyeler, şirket içi etik kurallar, kontrol ortamı, denetleyici otoriteler, finansal denetim mekanizmaları hep birlikte çöktü. Ben bu krizin, ABD’deki Enron ABD için ne anlama geliyorsa, Türkiye için de bu skandal, aynı anlama gelmeli. Tüm kurgu ve sistem baştan tasarlanmalı. Yatırımcıların piyasaya ve aktörlere güveni sarsılmamalı.
Yönetim kurulları güçlendirilmeli
Bu noktada ülkemizde bağımsız üyelerin (gerçekten bu işi hobi veya yan iş değil, meslek olarak yapan ve şirketlere zaman ayırabilecek olan) yönetim kurullarında yer almasının, yönetim kurulu- icra güçler ayrılığının tesisinin, şirketlerde iç kontrol ve iç denetim mekanizmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Ancak sorun şu ki, hakim iş kültüründe bunlar ya maliyet kalemi olarak görülüyor, ya da patronlar biz zaten şirketi buraya “bu yöntemlerle” getirdik, bu tür araçlara gerek yok diye düşünüyorlar. En büyük hatayı burada yapıyorlar.
Bir şirket patronun liderlik ve yönetim kapasitesi kadarsa, o şirketin geleceği meçhul demektir. Patron dostlarım bana kızmasınlar, Allah korusun size bir şey olsa, şirketiniz kaç ay, ya da kaç hafta dayanabilir. Kurumsal sistemler, güçlü bir yönetim kurulu ve iyi bir raporlama mekanizmanız olmadan, şirketiniz yönetim ekibi ile strateji geliştiremeden, siz olmadan ne kadar oyunda kalabilir?
Patronlar yönetim kurullarını güçlendirmeli
O sebeple, yönetişim lüks değil, gerçek bir ihtiyaçtır. Benim bu konuda bir kriterim var. Şirketiniz 3 milyar TL ciroyu, 300 çalışanı geçtiyse, yönetişim sizin için artık bir zorunluluktur. Hatta 1 milyar TL ve üzerinde bunu ciddi ciddi düşünmeye başlamalısınız.
Fon skandalları bize şunu gösteriyor; patronları veya profesyonel tepe yöneticileri zaman zaman frenleyen objektif ve veriye dayalı sistemlere ihtiyacımız var. Eleştirel gözle bakabilecek, konuları farklı açılardan değerlendirebilecek, patronun akrabası, eşi veya dostu olmayan, siyasileşmemiş bağımsız yönetim kurulu üyelerine ihtiyacımız var. Bu işe artık lüks gözüyle bakmamamız lazım.