Zincirin çürük halkaları

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Bir şirketin en tehlikeli anı, so­runların başladığı an olmaya­bilir. Asıl tehlike, sorunlar başla­mışken yönetimin hala her şeyin yolunda olduğuna inanmasıdır. Yönetim kurullarına ulaşan tab­lolar yeşil, hedefler tutuyor, ope­rasyon sürüyor olabilir. Ama sa­ha başka bir hikaye anlatıyorsa o şirket çoktan bir “sistem körlüğü” yaşamaya başlamıştır.

Çünkü büyük krizler çoğu za­man bir gecede ortaya çıkmaz. Öncesinde küçük arızalar, tekrar­lanan müşteri şikayetleri, çalışan uyarıları, kalite sorunları, bakım eksikleri ve “şimdilik idare eder” denilerek geçilen onlarca sinyal vardır. Felaket yalnızca zincirin son halkasında görünür hale gelir.

Asıl soru da burada başlıyor: Bu sinyaller neden yukarıya ulaşmı­yor?

Gallup’un araştırması oldukça çarpıcı. İşyerinde etik dışı bir dav­ranışa doğrudan tanık olan çalı­şanların yalnızca yüzde 43’ü bunu bildiriyor. Sessiz kalanların yüz­de 22’si “Nasıl olsa bir şey yapıl­mayacak” diye düşünüyor, yüzde 20’siyse misillemeden korkuyor. Demek ki şirketler açısından risk yalnızca yanlış yapan çalışanlar­dan oluşmuyor, yanlışı gören ama konuşmanın hiçbir şeyi değiştir­meyeceğine inanan çalışanlar da büyük bir risk teşkil ediyor.

Harvard Business School Li­derlik ve Yönetim Profesörü Amy C. Edmondson’ın yıllardır üzerin­de durduğu “psikolojik güvenlik” kavramı tam da burada önem ka­zanıyor. Çalışanın bir hatayı, ris­ki ya da kötü haberi kariyer bedeli ödemeden dile getirebilmesi, yu­muşak bir insan kaynakları uygu­lamasından çok daha fazlasını şir­ketin erken uyarı sistemini ifade ediyor aslında.

“Konuşabilirsin” demek yetmiyor

İş dünyasında krizlerden son­ra genellikle zincirin son halka­sına bakılıyor. Makineyi kulla­nan kimdi? Son kontrolü kim yaptı? Kapıyı kim kapatmadı? Talimatı kim uygulamadı? El­bette herkes yaptığı işin sorum­luluğunu taşır. Ancak yalnızca son halkaya bakmak, yönetim açısından son derece konfor­lu bir açıklama yaratıyor. Çün­kü daha zor soruları sormaktan kurtarıyor: O çalışan hangi he­deflerle çalışıyordu? Daha önce aynı risk raporlandı mı? Yöne­tici haberdar mıydı? Müşteri­ler benzer şikayetlerde bulundu mu? Sorunu çözmek maliyet ya­ratacağı için ertelendi mi? Ope­rasyonu durdurmak gerçekten mümkün müydü?

Boeing’in yaşadığı süreç bu açı­dan iş dünyasının ders çıkarma­sı gereken örneklerden biri. ABD Federal Havacılık İdaresi’nin oluşturduğu uzman heyeti binler­ce belgeyi inceleyip 250’den faz­la çalışan, yönetici ve sektör tem­silcisiyle görüştü. Heyetin dikkat çekici tespitlerinden biri, şirketin “Speak” yani konuşma boyutuna vurgu yapmasına rağmen “Seek” ve “Listen” yani bilgiyi arama ve dinleme tarafının çok daha zayıf kalmasıydı.

Bu ayrım çok önemli. Çalışana “Konuşabilirsin” demek yetmi­yor. Yönetimin de duymak isteme­diği bilgiyi aktif biçimde araması gerekiyor.

Bir başka sorun da performans sistemlerinde ortaya çıkıyor. Ci­royu artır, maliyeti azalt, üretimi hızlandır, teslimatı geciktirme, kapasiteyi doldur…

Bu hedeflerin her biri tek başı­na son derece rasyonel görünebi­lir. Fakat bu hedeflerin hepsi aynı anda ve yüksek baskıyla uygulan­dığında, kağıt üzerinde yazma­yan ama herkesin hissettiği baş­ka bir talimat ortaya çıkar: ‘So­run ne olursa olsun işi aksatma, hedefi tuttur. İşte o noktada çalı­şan önündeki riski görse bile he­defi aksatmamak için susabilir. Orta kademe yönetici kötü habe­ri yukarı taşımak yerine rakam­ları düzeltmeye çalışabilir. Müş­teri şikayeti münferit vaka diye sınıflandırılabilir. Küçük sorun­lar normalleşir. Sonunda organi­zasyon, kendi yarattığı sessizliğin içinde gerçeklikten kopar.

Bu nedenle yönetim kurulları­nın finansal göstergelerin yanı­na yeni göstergeler koyması ge­rekiyor: Tekrarlanan müşteri şi­kayetleri kaç tane? Çalışanların bildirdiği risklerin kaçı sonuçlan­dı? Aynı sorun kaç kez tekrarlan­dı? Operasyonu güvenlik gerek­çesiyle durduran çalışan cezalan­dırıldı mı, ödüllendirildi mi? En önemlisi, çalışan “Bunu söyler­sem başıma iş gelir” diye düşünü­yor mu?

Ne yapmalı?

●Şikayeti erken uyarı kabul edin: Aynı konuda tekrar eden müşteri ve çalışan bildirimlerini PR ekiplerinin yöneteceği bir iti­bar meselesi olmaktan çıkarıp yö­netim göstergesine dönüştürün.

●Durdurma yetkisini gerçek hale getirin: Risk gören çalışanın işi durdurma hakkı prosedürde yazmakla kalmamalı. Bunu kul­landığında kariyerinin zarar gör­meyeceğini bilmesi gerekiyor.

●Kötü haberi ödüllendirin: Yö­netim toplantılarında yalnızca başarıları anlatan yöneticiden çok yaklaşan problemi erkenden masaya getiren yöneticiye değer verin.

●Yönetim kurulunu sahaya yaklaştırın: Raporların filtrelen­miş dünyasıyla yetinmeyin. Müş­teriyi, çalışanı, bayiyi, üretim hat­tını doğrudan dinleyin.

Çünkü zincirin çürük halka­sı çoğu zaman en sondaki çalışan değildir. Bazen asıl çürüme, yuka­rıya doğru çıkarken kötü haberin susturulduğu yerde başlar.

●Yönetimin kendisine sorması gereken soru bu yüzden ‘Kurallara uyuyor muyuz?’dan daha büyük­tür: Bu şirkette biri kötü bir şey gördüğünde gerçekten konuşabi­liyor mu; konuştuğunda onu ger­çekten dinleyen biri var mı?

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.012,42 0,57 %
Dolar 48,4331 0,23 %
Euro 56,2466 0,07 %
Euro/Dolar 1,1614 -0,10 %
Altın (GR) 6.823,60 -1,17 %
Altın (ONS) 4.430,03 -0,97 %
Brent 94,5790 -0,06 %