ABD’den uzaklaşan Kanada, enerjide yeni ortaklar arayan Türkiye

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Dünya ekonomisinde ülkeler arasındaki ticarette ülkele­rin temel hedefi, ihtiyaç duyduk­ları ürünleri en düşük maliyetle temin etmek. Küreselleşmenin te­melinde de bu anlayış bulunuyor. Ancak son yıllarda yaşanan tica­ret savaşları, jeopolitik gerilimler ve enerji krizleri, ekonomik ilişki­lerin yeniden şekillenmesine ne­den oluyor. Artık ülkeler yalnızca fiyat avantajına değil, tedarik gü­venliğine ve stratejik bağımsızlığa da önem vermeye başladı.

Kanada Başbakanı Mark Car­ney’nin 21–24 Ekim tarihlerinde­ki Türkiye ziyareti, bu değişimin dikkat çekici örneklerinden biri olabilir.

Kanada ve Türkiye açısından bu konuyu değerlendirmek önemli. Kanada, dünyanın en büyük eko­nomisi olan ABD’ye ticari bağım­lılığını azaltmaya çalışırken Tür­kiye de enerji, teknoloji ve savun­ma sanayiinde yeni ortaklıklar arıyor. İlk bakışta farklı ekono­mik sorunlarla karşı karşıya bulu­nan iki ülke, aslında aynı stratejik hedefte buluşuyor: Ekonomik ba­ğımlılıkları azaltmak ve ulusla­rarası gelişmeler karşısında daha geniş hareket alanı kazanmak.

Kanada neden yeni ortaklar arıyor?

Kanada ekonomisinin en önem­li yapısal özelliklerinden biri, ABD ile kurduğu güçlü ticari iliş­kiler. Coğrafi yakınlık, ortak üre­tim zincirleri ve uzun yıllara daya­nan ekonomik entegrasyon, Kana­da’yı Amerikan pazarına önemli ölçüde bağımlı hale getirdi.

Bu ilişki uzun süre Kanada için büyük bir avantaj sağladı. Ancak Washington yönetiminin gümrük tarifeleri ve ticaret politikaları üzerinden oluşturduğu baskı, bu bağımlılığın aynı zamanda ciddi bir risk olduğunu gösterdi.

Carney yönetimi bu nedenle ABD dışındaki ticaret ilişkilerini geliştirmeyi öncelikli hedeflerin­den biri haline getirdi. Önümüz­deki on yılda ABD dışındaki tica­reti iki katına çıkarma hedefi de bu stratejinin önemli bir parçası.

Türkiye’nin bu süreçte öne çık­ması tesadüf değil. Avrupa, Or­ta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında stratejik bir konuma sa­hip olan Türkiye, Kanada açısın­dan yalnızca yeni bir ihracat paza­rı değil, farklı bölgelere ulaşmayı kolaylaştırabilecek bir ekonomik ortak olabilir.

Üstelik iki ülke arasındaki tica­ret ilişkileri de gelişiyor. Kanada hükümetinin verilerine göre 2025 yılında karşılıklı mal ticareti 4,3 milyar Kanada dolarına ulaştı. Bunun yaklaşık 3,2 milyar Kana­da dolarlık bölümünü Türkiye’nin Kanada’ya ihracatı oluşturdu.

Türkiye açısından asıl mesele enerji

Temmuz ayında başlatılan ser­best ticaret anlaşması müzakere­leri, ilişkilerin yalnızca siyasi zi­yaretlerle sınırlı kalmayacağını gösteriyor.

Türkiye’nin Kanada ile yakın­laşmasında enerji konu­su ayrı bir önem taşıyor.

Türkiye uzun yıllar­dır enerji ithalatının ca­ri açık ve dış finansman ihtiyacı üzerindeki etki­lerini azaltmaya çalışı­yor. Yenilenebilir ener­ji yatırımları, doğal gaz tedarikinin çeşitlendi­rilmesi ve nükleer enerji projeleri bu stratejinin parçaları­nı oluşturuyor.

Ancak enerji güvenliği yalnız­ca yeterli miktarda enerji bulmak anlamına gelmiyor. Enerjinin hangi ülkeden, hangi teknolojiy­le, hangi finansman koşullarıyla ve ne kadar sürdürülebilir biçim­de temin edildiği de önem taşıyor.

Kanada’nın gündeme getirdiği olası iş birlikleri bu açıdan değer­lendirilmeli.

Türkiye’nin Sinop’ta kurma­yı planladığı nükleer santral için Kanada’nın CANDU teknolojisi seçeneklerden biri olarak görü­şülüyor. Çin ve Güney Kore ile de temasların sürmesi, Türkiye’nin alternatifleri değerlendirdiğini gösteriyor.

Burada kritik mesele yalnızca santralin hangi ülke tarafından inşa edileceği değil.

Nükleer enerji yatırımları on­larca yıllık teknoloji, yakıt teda­riki, bakım, finansman ve işlet­me ilişkileri oluşturuyor. Dola­yısıyla bugün yapılacak tercih, gelecek nesillerin enerji maliyet­lerini ve teknolojik bağımlılıkla­rını da etkileyecek.

Türkiye’nin bu projelerde yerli sanayi katılımını, teknoloji trans­ferini ve finansman koşullarını ön planda tutması gerekiyor.

Aksi halde enerji ithalatını azal­tırken teknoloji bağımlılığını artı­ran yeni bir yapı ortaya çıkabilir.

Kritik madenler ve yeni sanayi düzeni

Kanada ile Türkiye arasında gö­rüşülmesi beklenen bir diğer alan kritik madenler.

Elektrikli otomobiller, batarya teknolojileri, savunma sistemleri ve yenilenebilir enerji yatırımla­rı, dünya ekonomisinde stratejik madenlerin önemini artırıyor.

Artık ülkeler yalnızca petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde de­ğil, lityum, nikel, bakır ve nadir toprak elementleri üzerinde de ekonomik rekabet yürütüyor.

Kanada’nın madencilik tecrü­besi ve finansman kapasitesi, Tür­kiye’nin sahip olduğu maden kay­nakları ve sanayi altyapısıyla ta­mamlayıcı bir ilişki oluşturabilir.

Ancak Türkiye açısından hedef yalnızca maden çıkarmak ve ihraç etmek olmamalı.

Asıl katma değer; madenin iş­lenmesinde, ileri malzemeye dö­nüştürülmesinde ve teknoloji yo­ğun üretimde ortaya çıkıyor.

Bu nedenle olası ortaklıkların başarısı, çıkarılan hammaddenin miktarından çok Türkiye’de oluş­turulacak üretim ve teknoloji ka­pasitesiyle ölçülmeli.

Savunma sanayiinde yeni fırsatlar

İki ülke arasındaki ilişkilerin dikkat çekici alanlarından biri de savunma sanayii.

Kanada’nın 2024 yılında Tür­kiye’ye yönelik bazı savunma sa­nayii ihracat kısıtlamalarını kal­dırması, özellikle insansız hava araçlarında kullanılan optik tek­nolojiler açısından önemliydi.

Yeni dönemde insansız sistem­ler, deniz platformları ve savunma teknolojilerinde ortak üretim ola­nakları gündeme gelebilir.

Burada Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği savunma sanayii ka­pasitesi önemli bir pazarlık avan­tajı oluşturuyor.

Türkiye artık yalnızca teknolo­ji satın alan bir ülke değil, belirli alanlarda teknoloji geliştiren ve ihraç eden bir üretici konumunda.

Bu kapasitenin uluslararası or­taklıklarla güçlendirilmesi, hem ih­racat gelirlerini hem de yüksek kat­ma değerli üretimi destekleyebilir.

Ekonomik bağımsızlık ne anlama geliyor?

Kanada ile Türkiye arasında­ki yakınlaşmanın bize anlattığı daha büyük bir ekonomik gerçek bulunuyor.

Küreselleşme ortadan kalkmı­yor; ancak biçim değiştiriyor.

Geçmişte ülkeler ekonomik ve­rimliliği artırmak amacıyla üretim ve tedarik zincirlerini belirli mer­kezlerde yoğunlaştırdı. Bugün ise bu yoğunlaşmanın yarattığı kırıl­ganlıkları azaltmaya çalışıyorlar.

Kanada ABD’ye, Türkiye ise be­lirli enerji tedarikçilerine ve ya­bancı teknolojilere olan bağımlılı­ğını çeşitlendirmek istiyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var.

Ekonomik bağımsızlık, bütün ihtiyaçları ülke içinde üretmek veya dış dünyayla ilişkileri azalt­mak değildir. Asıl mesele, ulusla­rarası ekonomik ilişkilerde tek bir ülkeye ya da teknolojiye vazgeçil­mez ölçüde bağımlı olmamaktır.

Türkiye’nin Kanada ile gelişti­receği ilişkiler bu açıdan önemli fırsatlar sunuyor. Fakat ziyaretin gerçek ekonomik başarısı, açıkla­nacak ortak bildirilerden çok so­mut yatırımlara, teknoloji trans­ferine ve üretim kapasitesine bağ­lı olacak.

Çünkü yeni dünya ekono­misinde güçlü ülkeler yalnız­ca daha fazla ticaret yapanlar değil, ekonomik ilişkilerini çeşitlendirebilen ve bu iliş­kilerden teknoloji üretebilen ülkeler olacak. Türkiye’nin önündeki fırsat da yeni ortak­lar bulmanın ötesinde, bu or­taklıkları kalıcı bir ekonomik güce dönüştürmektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 11.220,37 -3,08 %
Dolar 49,7250 0,18 %
Euro 55,8322 0,32 %
Euro/Dolar 1,1216 0,01 %
Altın (GR) 6.491,39 -1,33 %
Altın (ONS) 4.024,46 -2,82 %
Brent 109,13 2,54 %