Dijital ekonomi 28 trilyon dolara koşuyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Digital Cooperation Organization tarafından yayımlanan Digital Economy Trends 2026 raporuna göre, dijital ekonominin küresel gayrisafi hasıla içindeki payının yüzde 22’ye, tahmini büyüklüğünün ise yaklaşık 28 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Dijital teknolojilerin önümüzdeki 12–18 ayda çalışan sayılarını ortalama yüzde 2,4 artırabileceğini tahmin ediliyor.

 Teknoloji gündemi neredey­se her gün değişiyor. Yeni yapay zekâ modelleri, oto­nom sistemler, robotlar, dijital plat­formlar ve kuantum teknolojileri arka arkaya hayatımıza giriyor. An­cak ekonomik ve stratejik geleceği­mizi, yeni teknolojilerin sayısından çok bu teknolojilerin hangi yöne ilerlediği ve ülkelerin bu değişime ne ölçüde hazırlanabildiği belirle­yecek.

Digital Cooperation Organi­zation tarafından yayımlanan Di­gital Economy Trends 2026 raporu, dijital ekonominin yeni yönünü an­lamak açısından önemli bir gelecek perspektifi sunuyor. Rapor; 26 ül­keden 272 üst düzey teknoloji yö­neticisi, 60 politika yapıcı ve 74 di­jital ekonomi uzmanı olmak üzere toplam 406 katılımcının görüşleri­ne dayanıyor. Araştırmaya katılan ülkeler küresel ekonominin yakla­şık yüzde 80’ini temsil ediyor. Ça­lışmada 12’si güncel, altısı yükse­len olmak üzere 18 dijital ekonomi eğilimi inceleniyor. Ancak raporun asıl mesajı, eğilimlerin isimlerin­den çok ekonominin ağırlık merke­zindeki değişimde yatıyor.

Dijital ekonomi; erişimden kapa­siteye, genel teknolojilerden sek­törel çözümlere, sistem güvenli­ğinden ekonomik dayanıklılığa ve teknoloji kullanımından stratejik egemenliğe doğru evriliyor.

2026 yılın büyüme hedefi yüzde 9,5

Rapordaki ankete dayalı projeksi­yona göre dijital ekonominin 2026 yılında yüzde 9,5 büyümesi bekle­niyor. Bu oran, küresel ekonominin tahmini büyüme hızının üç katın­dan fazlasına karşılık geliyor. Dijital ekonominin küresel gayrisafi hasıla içindeki payının yüzde 22’ye, tahmi­ni büyüklüğünün ise yaklaşık 28 tril­yon dolara ulaşacağı öngörülüyor.

Tablo 1, dijital ekonominin ar­tık ekonominin yanında gelişen ay­rı bir sektör olmadığını gösteriyor. Dijital ekonomi; üretimin, ticare­tin, finansın, lojistiğin, sağlığın, enerjinin ve kamu hizmetlerinin işleyiş biçimini değiştiren ana eko­nomik katmana dönüşüyor. Önü­müzdeki dönemde “dijital sektör” ile “geleneksel sektör” arasındaki ayrım giderek anlamını kaybede­cek. Her sektör kendi yazılım, veri, yapay zekâ ve siber güvenlik kapa­sitesini geliştirmek zorunda kala­cak. Artık şirketlerin dijital tekno­loji kullanıp kullanmamasından öte bu teknolojiyi ne kadar verimli kullandığı, hangi ekonomik değeri ürettiği ve oluşturulan değerin ne kadarını kendi bünyesinde tutabil­diği önemli olmaktadır.

Büyüme fırsatına karşılık yeni risk: Yoğunlaşma

Dijital ekonominin büyümesi, daha geniş kitlelerin mal ve hiz­metlere ulaşmasını ve bazı ürünle­rin daha uygun maliyetlerle sunul­masını sağlayabilir. Ancak aynı dö­nüşümün ekonomik değeri birkaç büyük teknoloji şirketinde yoğun­laştırma riski de bulunuyor.

Tablo 2’deki veriler dijital ekono­minin temel ikilemini ortaya koyu­yor. Teknoloji erişimi, verimliliği ve üretkenliği artırabilir; ancak alt­yapı, veri ve işlem gücü sınırlı sayı­da aktörün kontrolünde toplanır­sa eşitsizlikleri de büyütebilir. Ye­ni dönemin temel sorusu artık “Kaç kişi internete bağlanabiliyor?” de­ğil “Kaç kişinin, kaç şirketin ve kaç ülkenin dijital sistemlerle ekono­mik değer üretebildiği?” olacaktır. Dijital kapsayıcılık artık yalnız eri­şim sağlamakla ölçülemez. İnsanla­rın dijital becerileri, şirketlerin tek­noloji geliştirme kapasitesi, verinin kim tarafından yönetildiği ve ortaya çıkan ekonomik değerin nasıl dağıl­dığı da kapsayıcılığın parçasıdır.

Yapay zekâda yeni yarış: Sektörel çözüm

Raporda; en önemli dönüşümler­den biri de yapay zekâdaki rekabet avantajının büyük ve genel amaçlı modellerden dikey yapay zekâ çö­zümlerine kayıyor olması.

Dikey yapay zekâ; sağlık, üretim, finans, enerji, tarım, lojistik, tu­rizm veya kamu hizmetleri gibi be­lirli alanların verileri, süreçleri ve ihtiyaçları için geliştirilmiş uzman çözümleri ifade ediyor.

Genel amaç­lı yapay zekâ mo­delleri yaygınlaştık­ça yalnızca bir modele erişmek veya onu kullan­mak giderek daha az farklılaş­tırıcı hâle geliyor.

Asıl değer; sektörün işleyişini, mevzuatını, verisini ve saha bilgisi­ni yapay zekâyla birleştirebilmek­ten doğuyor. Rapora katılan şirket­lerin yüzde 40,2’si yerel pazar veya sektör ihtiyaçlarına göre uyarlan­mış yapay zekâ araçları geliştir­meyi öncelikli stratejileri arasında gösteriyor. Yüzde 39,6’sı ise uyum­laştırılmış veri yönetimi stratejile­ri oluşturmayı planlıyor.

Bu veriler, yapay zekâ yarışının model büyüklüğünden uygulama kabiliyetine doğru kaydığını göste­riyor. Artık önemli olan yapay zekâ­yı üretim planlamasına, bakım sü­reçlerine, risk analizine, müşte­ri yönetimine, tedarik zincirine ve kurumsal karar mekanizmaları­na güvenli biçimde entegre edebil­mektir. Yapay zekâda üstünlük, her zaman en büyük modele sahip olan­larda değil; en doğru sektörel prob­lemi, güvenilir veri ve güçlü alan bilgisiyle çözebilenlerde olacaktır.

Dijital Ekonominin yeni değerlemesi: Veri işbirliği

Dijital ekonominin önemli yön değişimlerinden biri de verinin ka­palı kurumsal yapılardan güven­li işbirliği ekosistemlerine doğru ilerlemesidir. Veri çoğu zaman ye­ni ekonominin en değerli kayna­ğı olarak tanımlanıyor. Ancak veri­nin ekonomik değeri yalnızca sahip olunmasından değil; güvenli, an­lamlı ve birlikte çalışabilir biçimde kullanılabilmesinden doğuyor.

Raporda öne çıkan API tabanlı veri işbirliği, kurumların bütün ve­rilerini açmadan veya hassas bil­giler üzerindeki kontrolünü kay­betmeden belirli veri setlerini ta­nımlanmış kurallar çerçevesinde paylaşabilmesini ifade ediyor.

Bu model; sağlık, finans, enerji, lojistik, üretim ve kamu hizmetle­rinde yeni ürünlerin, sektörel ya­pay zekâ çözümlerinin ve ortak di­jital hizmetlerin geliştirilmesini mümkün kılabilir.

Tablo 3, yapay zekâ ile veri yöne­timinin birbirinden ayrı düşünü­lemeyeceğini gösteriyor. Nitelikli, güvenilir ve birlikte çalışabilir ve­ri olmadan sektörel yapay zekâ çö­zümleri üretmek mümkün değildir.

Ancak veri işbirliği yalnızca tek­nik bağlantı kurmak değildir.

Verinin kime ait olduğu, hangi amaçla kullanılacağı, kimlerin eri­şebileceği, ne kadar süreyle sakla­nacağı, başka sistemlere hangi şart­larla aktarılacağı ve üretilen değe­rin nasıl paylaşılacağı açık biçimde belirlenmelidir. Veriyi tamamen kapalı tutmak inovasyonu sınır­lar; kontrolsüz biçimde açmak ise güvenlik, mahremiyet ve egemen­lik riski oluşturur. Geleceğin diji­tal ekonomisi, en fazla veriyi de­polayanlardan çok, veriyi güven ve işbirliği içinde ekonomik değere dönüştürebilen ekosis­temler tarafından şekillen­dirilecektir.

Yapay zekâ ve otomasyon tartış­maları çoğu zaman iş kayıpları üze­rinden yürütülüyor. Araştırmaya katılan şirketler, dijital teknolojile­rin önümüzdeki 12–18 ayda çalışan sayılarını ortalama yüzde 2,4 artı­rabileceğini öngörüyor. Bu beklen­tinin Uluslararası Çalışma Örgü­tünün sektörel istihdam verileriy­le birlikte değerlendirilmesi, dijital teknolojilerin 2026 yılında yakla­şık 86,4 milyon ilave işe katkı sağla­yabileceği yönünde gösterge niteli­ğinde bir senaryo ortaya çıkarıyor.

Siber güvenlikten siber dayanıklılığa geçiliyor

Raporda ekonomik ve sosyal et­kisi en yüksek dijital ekonomi eği­limi olarak uçtan uca siber güven­liğin gösterilmesi dikkat çekicidir. Hedef, saldırıyı önlemekten öte saldırı veya kesinti gerçekleştiğin­de kurumun temel faaliyetlerini sürdürebilmesi, verisini koruyabil­mesi ve sistemlerini hızla yeniden devreye alabilmesidir. Yani siber güvenlikten siber dayanıklılığa ge­çiyoruz.Üstelik büyük kurumların kendi güvenliğini sağlaması da ye­terli değildir. Tedarik zincirinde­ki küçük bir yazılım şirketi, hizmet sağlayıcısı veya KOBİ zayıfsa bütün ekosistem risk altına girebilir.

Hazırlıkta özel sektör önde, sivil toplum geride

Raporda paydaşların dijital eko­nomi eğilimlerine hazırlık düzey­leri arasında dikkat çekici farklar görülüyor. Rapor, dijital ekonomi eğilimlerine ilişkin algılanan ha­zırlık düzeyinin paydaş grupları arasında önemli ölçüde farklılaştı­ğını gösteriyor. Katılımcıların yüz­de 94’ü özel sektörü, yüzde 70’i ka­mu kesimini, yüzde 43’ü ise sivil toplumu hazırlıklı görüyor. Özel sektör temsilcilerinin yüzde 57,4’ü ayrıca dijital ekonominin sunduğu fırsatları değerlendirmeye kendi­sini “çok hazır” veya “tamamen ha­zır” olarak tanımlıyor. Dijital eko­nomi birkaç büyük şirketin ileri teknoloji kapasitesiyle sürdürüle­bilir hâle gelemez. KOBİ’lerin, ça­lışanların, eğitim sisteminin, kamu kurumlarının ve sivil toplumun da dönüşüme katılması gerekir.

En çok yararlanması beklenen sektör: Sağlık

Rapora göre, sağlık ve yaşam bi­limleri, katılımcıların yüzde 47,3’ü tarafından önümüzdeki 12–18 ayda dijital ekonomi eğilimlerinden en fazla yararlanması beklenen sek­törler arasında gösteriliyor. Otomo­tiv ve ulaşım yüzde 37,9, konakla­ma-yiyecek-içecek yüzde 29,6, tek­noloji-medya-iletişim yüzde 26,4, inşaat ve gayrimenkul yüzde 25,7, perakende ve toptan ticaret yüzde 22,6, enerji ve kamu hizmetleri ise yüzde 17,4 ile sıralanıyor.

Sağlıkta yapay zekâ destekli teşhis, kişiselleştirilmiş tedavi, uzaktan hasta takibi ve ilaç geliş­tirme; otomotiv ve ulaşımda oto­nom sistemler, bağlantılı araçlar, akıllı lojistik ve kestirimci bakım öne çıkıyor.

Üretimde ise yapay zekâ destekli kalite kontrol, dijital ikizler, enerji verimliliği ve akıllı bakım sistemle­ri yaygınlaşıyor.

Büyüme sınırı enerji olabilir mi?

Yapay zekâ, veri merkezleri ve bulut hizmetleri büyüdükçe dijital ekonominin enerji ihtiyacı da hız­la artıyor. Enerji verimliliği ve te­miz enerji bu nedenle çevre politi­kalarının konusu olma haricinde dijital rekabet gücünün temel un­surlarından biri hâline gelmiştir. Dijital ekonominin geleceği yal­nız yazılımcılar ve algoritmalar ta­rafından belirlenmeyecek. Enerji politikaları, veri merkezi yatırım­ları, iletişim altyapısı ve yarı ilet­ken tedariki de bu geleceğin ayrıl­maz parçaları olacaktır.

Dijital ekonominin yeni fabrika­ları veri merkezleri olacak.

Gittikçe hızlanan yeni yarış: Dijital egemenlik

Raporun dikkat çektiği diğer önemli gelişme, dijital egemenlik stratejilerinin yaygınlaşması ve re­kabet eden teknoloji bloklarının oluşmasıdır.

Ülkeler yapay zekâ, bulut bilişim, yarı iletkenler, veri merkezleri, di­jital kimlik, ödeme sistemleri ve si­ber güvenlik alanlarında kendi stra­tejik kapasitelerini oluşturmaya çalışıyor. Ancak dijital egemenliği dünyadan kopmak veya bütün tek­nolojileri tek başına üretmek şek­linde anlamamalıyız.

Asıl konu; kritik veriler üzerin­de denetim sahibi olmak, strate­jik bağımlılıkları bilmek, alterna­tif tedarik kaynakları oluşturmak ve kriz dönemlerinde temel dijital hizmetleri sürdürebilmektir. unun­la birlikte uluslararası standartlar­la uyum ve birlikte çalışabilirlik de korunmalıdır. Dijital egemenlik, dünyadan kopmak değil; dünyaya hangi koşullarla bağlanacağını be­lirleyebilme kapasitesidir.

 Türkiye, dijital ekonominin pazarı mı; üreticisi ve ihracatçısı mı?

Türkiye, dijital ürün ve hizmet-lerde önemli bir kullanıcı ve büyük bir pazar niteliği taşıyor. Önümüzdeki dönemin temel hedefimiz, bu pazar gücünü teknoloji üretimi, fikrî mülkiyet, ölçeklenme ve ihracat kapasitesiyle tamamlamak olmalıdır. Sağlık, imalat sanayisi, finans, tarım, lojistik, enerji, turizm ve kamu hizmetleri gibi güçlü olduğumuz alanlarda sektörel veri, alan bilgisi ve yazılım kabiliyetini bir araya getirerek dikey yapay zekâ çözümleri geliştirebilecek durumdayız. Yapay zekâ kullanımını artırmaktan öte fikrî mülkiyeti Türkiye’de oluşan, ölçeklenebilen ve farklı ülkelere ihraç edilebilen teknoloji ürünleri ortaya çıkarmaya daha çok yoğunlaşmalıyız.

Bunun için yerli yazılım, bulut, veri merkezi, siber güvenlik ve dijital altyapı şirketlerinin ölçeklenmesini desteklemeli; sanayi verisi ile kamu yararı taşıyan veri setlerini mevzuat, mahremiyet ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde ekonomik ve toplumsal değere dönüştürmeliyiz. KOBİ’lerin gelişmiş yapay zekâ, bulut ve siber güvenlik hizmetlerine uygun maliyetlerle erişimini kolaylaştırmalı; kamu alımları, Ar-Ge destekleri, yatırım teşvikleri ve ihracat mekanizmalarını ürünleşme ve uluslararasılaşma hedefi etrafında uyumlaştırmalıyız.

Bu dönüşüm tek bir kurumun veya sektörün sorumluluğuna bırakılmamalı. Kamu, özel sektör, üniversiteler, TOBB, sektör meclisleri, meslek kuruluşları ve sivil toplum arasında yalnız istişare eden değil; ortak program geliştiren, uygulamayı izleyen ve ölçülebilir sonuç üreten bir koordinasyon modeli kurulmalıdır.

Yaklaşık 28 trilyon dolarlık büyüklüğe doğru ilerleyen dijital ekonomide kalıcı kazanım, yalnız pazarı büyütmekten değil; bu pazara teknoloji, yazılım, veri hizmeti, güvenli dijital altyapı ve fikrî mülkiyet sunabilmekten gelecektir. Bilişim teknolojileri yazılım ve hizmet ithalatımız giderek artmaktadır. Türkiye’nin önündeki stratejik tercih açıktır: İthal teknolojilerin güçlü bir tüketicisi olmaktan çıkıp üretim gücümüzü, sektörel bilgimizi ve azımsanmayacak yazılım kabiliyetimizi birleştirerek dijital ekonominin üretici ve ihracatçı ülkelerinden biri olabiliriz.

Dijital ekonomi 28 trilyon dolara koşuyor - Resim : 1

Dijital ekonomi 28 trilyon dolara koşuyor - Resim : 2

Dijital ekonomi 28 trilyon dolara koşuyor - Resim : 3

Yazara Ait Diğer Yazılar