Küresel ticaretin ara karnesi
Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK
Dünya mal ticareti önceki yıla göre yüzde 12,5'lik bir artışla 13,7 trilyon dolara ulaştı. Ancak büyümenin temel tetikleyicisi ticaret hacimden ziyade, fiyat artışları. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, enerji ve taşıma maliyetlerini yukarı çekerken, Doğu Asya küresel ticaretin lokomotifi oldu. Küresel ticaret artarken kırılganlıklar derinleştiği için tabloyu doğru okumak için detaylara bakmakta fayda var.
Yılın ilk çeyreğinde küresel ticaret yüzde 4 büyüdü. Mal ticareti yüzde 4,8 artarken, hizmet ticareti de yüzde 1,6 arttı. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ikinci çeyrek bulguları daha da iddialı. Mal ticaretinde yüzde 6,4, hizmetlerde yüzde 2,1’lik artış söz konusu. Yılın ilk altı ayında küresel ticaretin toplam değeri yaklaşık 2 trilyon dolar arttı. Böyle seyrederse sene sonunda tarihin en yüksek yıllık ticaret hacmine ulaşılacağı öngörülmekte.
Ancak tablonun gölgede kalan bölümleri de var. Hürmüz Boğazı'ndaki sevkiyat kesintileri ve bölgesel enerji arzına ilişkin endişeler, küresel enerji fiyatlarını ve buna bağlı olarak lojistik ve üretim maliyetlerini yukarı itti. Ticaret enflasyonu ilk çeyrekte yüzde 3,6'ya çıktı.
İkinci çeyrek bulgusu yüzde 5,1. Son on iki ayın ortalamasıysa yüzde 3,4. Bu kalıcı bir fiyat baskısının işareti. Kısacası meblağlar büyüyor fakat hacim göründüğü kadar büyümüyor. 2025'in ikinci yarısından beri artan risk primlerinin artık küresel ticaretin içine iyiden iyiye yerleştiğini görmekteyiz.
Sektörel ayrıntılar da bu yaklaşımı doğrular nitelikte. Doğal kaynaklarda nominal artış güçlü. Büyük ölçüde Orta Doğu'daki çatışmanın yukarı ittiği mineraller ve yakıt fiyatları sayesinde, maden sektöründe büyüme yüzde 22'yi aştı.
Benzer durum Türkiye için de geçerli. Tarımda ise tablo karışık. Yağlı tohumlar ve hayvansal ürünlerin ticareti büyürken, kahve-çay-baharat grubu geriledi. Önceki dönemlerin yüksek fiyat seviyelerinden sert bir düzeltme olarak değerlendirilebilir. Fiyat etkisinin hem yukarı hem aşağı yönde bu kadar keskin hissedilmesi, 2026 ilk yarısını önceki dönemlerden ayıran asıl bölüm.
Hizmet ticaretinde tablo daha karmaşık. Güney Kore hizmet ihracatında yüzde 9 artış ile öne çıkarken, Rusya ve AB onu takip etti. Buna karşılık Brezilya'da hizmet ihracatı geriledi, Hindistan, Güney Kore ve Rusya'da ise hizmet ithalatı düştü. Mal ticaretindeki keskin ayrışmanın aksine, hizmetlerde henüz net bir kazanan-kaybeden hattı oluşmuş değil. Bu da hizmet ticaretinin fiyat şoklarına mal ticaretinden daha yavaş tepki verdiğini gösteriyor.
İki Asya
Doğu Asya, hem gelişmiş hem gelişmekte olan ekonomileriyle küresel ortalamanın çok üzerinde büyürken, Asya'nın geri kalanı küçüldü. Güney Kore ihracatta yüzde 20'lik artışla listenin başında yer aldı. Çin yüzde 11 ile onu izledi. Hindistan ise ihracatta yüzde 8 gerileyerek tablonun en başarısız unsuru oldu. İthalat tarafında Çin yüzde 13’lük artışla öne çıktı.
Bölgesel tabloya bakıldığında gelişmekte olan ülkeler grubu, Doğu Asya dahil edildiğinde çift haneli büyüme kaydetti. Ancak Doğu Asya çıkarıldığında aynı grubun performansı negatif yönlü. Gelişmiş ekonomiler ise bir önceki çeyrekle benzer, istikrarlı bir tempoda büyümeye devam etti.
Küresel dengesizlikler de yeniden şekillenmekte. Çin, AB ile ticaret fazlası vermeye ederken, ABD'nin ticaret açığı daraldı. İngiltere'de ticaret açığı büyümeye devam etti. AB'nin toplamdaki dış ticaret dengesi, fazladan açığa döndü. AB'nin Çin ile açığı 305 milyar dolara, ABD'nin Çin ile açığı 268 milyar dolara ulaştı.
ABD'nin AB ile açığı ise son çeyrekte 49 milyar dolar daraldı. Trump yönetiminin ticari müzakereleri sürdükçe bu tablo daha da oynak kalacak gibi görümmekte. Beyaz Saray’ın NATO zirvesi sonrası yeni tarife güncellemelerini bu boyutta değerlendirmekte fayda var.
Teknoloji ve jeopolitik
Sektörel kırılım, hangi ekonominin geleceği yakaladığını daha net gösteriyor. İlk çeyrekte yarı iletkenler yüzde 25, kritik mineraller yüzde 38, piller yüzde 15, bilgi ve iletişim teknolojileri ürünleri yüzde 14, elektrikli araçlar yüzde 11 büyüdü. Buna karşılık kimyasal ürünler, demir-çelik ve güneş-rüzgar gibi bazı yenilenebilir enerji ürünlerinin ticareti geriledi.
Yapay zekâ ve elektrikli araç ekosistemi etrafında kurulan tedarik zincirleri, küresel ticaretin yeni omurgası haline gelmekte. Bu omurga, fosil yakıt ticaretinin de fiyat baskısıyla pozitif büyümesini sürdürdüğü bir arka plana sahip.
Bu teknolojik ivmenin altında derin bir jeoekonomik ayrışma var. İhracat kontrolleri, sanayi politikaları ve teşvikler, özellikle ileri teknolojide, yerli sanayiyi korumak ve tedarik zincirini "risksizleştirmek" adına yaygınlaşıyor. Veriler ilginç bir kırılmaya işaret etmekte.
2025 başından beri yükselen "dost ülkelerle ticaret" eğilimi (friendshoring) yavaşladı. Bunun yerine coğrafi olarak yakın ülkeler arasındaki ticaret (nearshoring) yeniden güç kazandı. Aynı zamanda ticari yoğunlaşma da artmakta. Büyük ekonomiler birbirleriyle daha hızlı ticaret yaparken, küçük ve orta ölçekli oyuncular giderek kenara itilmekte.
Kanada'nın ABD ile ticari bağımlılığı hızla azalırken, AB ve Çin'e bağımlılığı artıyor. Tayland ve Vietnam gibi Doğu Asya ekonomilerinin hem Çin hem ABD'ye bağımlılığı yükselmekte. Tedarik zincirleri artık çoklu ve çelişkili eksenlerde yeniden tesis edilmekte.
Küresel istikamet
Pesimist tarafta üç kalıcı risk belirginleşmekte. İlki Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimin lojistik rotalarını tehdit etmeye devam etmesi. İkincisi yüksek kamu borcu, sınırlı mali alan ve para politikasında gevşemenin öngörülememesi. Son olarak da ihracat kontrolleri ile sanayi politikalarının yol açtığı jeoekonomik parçalanmayı sayabiliriz.
Optimist tarafta ise dijital, yapay zekâ ve yeşil sanayilerdeki büyüme, tedarik zinciri dayanıklılığına yapılan yatırımlar ve yeni ticaret koridorlarında yükselen "bağlayıcı ekonomiler" sayılabilir.
Firmalar tedarikçilerini çeşitlendirip stoklarını genişletirken, ticareti azaltmak yerine yeniden haritalandırıyor. Sonuç, giderek "eşitsiz" bir büyümenin ortaya çıkması. Yani bazı sektörler ve bölgeler kazanırken, artan jeopolitik gerilim, politika belirsizliği ve ticari maliyetleri, diğerlerini geride bırakıyor.
Türkiye’nin de yer aldığı Orta Koridor, Meksika'nın nearshoring cazibesi ve Güneydoğu Asya'daki yeni üretim üsleri bu yeniden dağıtımın somut adresleri haline gelmekte. Ama bu adreslerin hiçbiri, büyük ekonomiler arasındaki doğrudan ticaretin yerini tam olarak dolduramıyor. Bu da tablonun gittikçe daha eşitsiz bir görünüm alacağını göstermekte.
Türkiye’nin konumu
Bu küresel tabloda Türkiye'nin konumu hem fırsat hem kırılganlık taşımakta. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye'nin ihracatı Ocak-Haziran 2026 döneminde yüzde 3,6 artışla 136,1 milyar dolara, ithalatı yüzde 4,6 artışla 189,2 milyar dolara ulaştı. Dış ticaret açığı yüzde 7,4 büyüyerek 53,1 milyar dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 72'ye geriledi. Son 12 ayın ortalaması olan yüzde 74,4'ün altında kaldı.
Sektörel bazda otomotiv liderliğini korudu. Meblağ bazında kimyasallar, elektronik ve demir-çelik onu takip etti. Özellikle orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünlerinin ihracattaki payının yükselmesi dikkat çekti. Nisbi yarı yıl performansı bazında önceki döneme göre en çok artış gösteren sektörler gemiclik, yaş meyve sebze, savunma sanayi ve madencilik oldu.
Bu durum, küresel ticaretin fiyat kaynaklı büyümesinden Türkiye sanayisinin de pay aldığını gösteriyor. Küresel ticaretin yarı iletken, batarya ve kritik mineral gibi yüksek katma değerli kalemlerde büyüdüğü bir dönemde Türkiye'nin ihracat sepeti hâlâ ağırlıklı olarak orta teknolojili kalemlerde yoğunlaşıyor.
Türkiye önümüzdeki dönemde bu koridorun bir transit ülkesi olmanın ötesine geçip yarı iletken, batarya ve kritik mineral ticaretinin büyüyen değer zincirlerinde kalıcı bir yer edinebilecek mi, yoksa Hürmüz gibi kriz kaynaklı fiyat şoklarının geçiş güzergahı olarak mı kalacağını göreceğiz.
