Tahkimde iki büyük mesele
Tahkim hukukunun en kritik sınırlarından biri, hakem kararına karşı açılan iptal davasında devlet mahkemesinin uyuşmazlığın esasına girememesidir. Taraflar tahkimi seçtiklerinde uyuşmazlığı hakemlere götürmeyi değil, uyuşmazlığın maddi hukuk bakımından değerlendirilmesini de hakemlere bırakırlar. Bu nedenle iptal davası bir istinaf veya temyiz incelemesi değildir.
HMK m.439 bu tercihi açık biçimde yansıtır: Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir ve iptal sebepleri sınırlı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla mahkeme; hakemin sözleşmeyi doğru yorumlayıp yorumlamadığını, hangi delile ne kadar değer verdiğini, bilirkişi değerlendirmesini veya tazminat hesabını isabetli bulup bulmadığını yeniden tartışamaz. Hakemin maddi hukuku yanlış uyguladığı iddiası dahi, kanundaki özel bir iptal sebebine dönüşmediği sürece, tek başına iptal gerekçesi değildir.
Yargıtay’ın kırmızı çizgisi: Hakemin yerine geçemezsin!
Yargıtay bu konuda giderek daha belirgin bir içtihat yaklaşımı benimsedi: İptal sebepleri tahdidi olduğundan hakem kararının esas yönünden hukuka uygun ve yerinde olup olmadığı, hakemlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı iptal davasında incelenemez.
Yakın tarihli Yargıtay kararında çizgi daha da nettir: Maddi hukuka ilişkin uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve yorumu hakeme aittir; iptal mahkemesi hakem kararının yerinde olup olmadığını veya hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığını değerlendiremez.
Bu yaklaşım tahkim hukukundaki “révision au fond”, yani esastan inceleme yasağının karşılığıdır. Mahkeme hakemin kararını denetlerken ikinci bir hakem heyeti haline gelemez. Deliller yeniden tartılıyor, sözleşme yeniden yorumlanıyor ve “hakem doğru karar vermiş mi?” sorusuna cevap aranıyorsa artık iptal denetimi değil, esastan yeniden yargılama yapılmaktadır.
Çözüm: İptal sebebi ile esas ayrılmalı
Uygulamadaki temel risk, tarafların maddi hukuka ilişkin hemen her itirazı “kamu düzeni”, “yetki aşımı” veya “hukuki dinlenilme hakkı” başlığı altında iptal mahkemesinin önüne yeniden getirmesidir. Doktrinde de kamu düzeni denetiminin belirli ölçüde kararın içeriğine temas edebileceği, fakat bunun uyuşmazlığın yeniden görülmesine dönüşmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Çözüm, mahkemelerin iptal incelemesinde basit bir eşik testi uygulamasıdır: İleri sürülen aykırılığın tespiti için mahkemenin delilleri yeniden değerlendirmesi, sözleşmeyi tekrar yorumlaması, tazminat hesabını yeniden yapması veya hakemin hukuk yorumunun doğruluğunu araştırması gerekiyorsa revizyon yasağının sınırına gelinmiş demektir.
Türkiye’nin tahkim merkezi olma hedefi açısından bu sınır hayati önemdedir. Hakem kararının nihailiği, hakemin mutlaka doğru karar verdiği varsayımına değil, tarafların uyuşmazlığın esasını devlet hâkimi yerine hakeme çözdürme iradesine dayanır. İptal mahkemesinin görevi hakemin doğru karar verip vermediğini değil, kanunun çizdiği sınırlar içerisinde geçerli bir tahkim yargılaması yapılıp yapılmadığını denetlemektir.
Bir başka önemli husus
Uluslararası tahkimin ekonomik değeri yalnızca uyuşmazlığın hakemler önünde hızlı biçimde çözülmesinde değil, verilen kararın dünyanın farklı ülkelerinde etkili biçimde icra edilebilmesindedir. Bu sistemin hukuki omurgasını 1958 tarihli New York Sözleşmesi oluşturuyor. Türkiye de sözleşmeye taraf olduğundan, Londra, Paris veya başka bir yabancı tahkim yerinde verilen ve sözleşme kapsamına giren hakem kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi kural; ret ise istisna olmalıdır. Buna rağmen uygulamada en tartışmalı alanlardan biri, New York Sözleşmesi m. V/2- b’de düzenlenen “kamu düzenine aykırılık” istisnasıdır. Türk hukukunda yabancı hakem kararlarının tenfizinde New York Sözleşmesi yanında 5718 sayılı MÖHUK hükümleri de hukuki çerçevenin parçasıdır.
Kamu düzeni esasa yeniden bakmanın kapısı olmamalı
Sorunun özü kamu düzeninin varlığı değil, kapsamının ne kadar geniş yorumlandığıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı burada temel referanstır. Yargıtay kamu düzenini toplumun temel yapısı ve çıkarlarını koruyan kurallar bütünü olarak ele alırken çok önemli bir sınır çizmiştir: Her emredici hukuk kuralına aykırılık kamu düzenine aykırılık değildir. Daha önemlisi, tenfiz hâkimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu yeniden inceleyemez; aksi yaklaşım tenfiz mahkemesini adeta hakem heyetinin üst mahkemesine dönüştürür.
Bu yaklaşım tahkim bakımından daha da önemlidir. Hakemlerin Türk hukukundan farklı bir hukuk kuralını uygulaması, delilleri Türk mahkemesinden farklı değerlendirmesi veya ulaştığı sonucun Türk hâkiminin verebileceği karardan farklı olması tek başına tenfiz engeli sayılamaz. Doktrinde Prof. Dr. Nuray Ekşi başta olmak üzere birçok yazar da kamu düzeninin amacı dışında kullanılmasının “révision au fond”, yani kararın esasının yeniden incelenmesi yasağını zedelediğine dikkat çekiyor. Türk doktrininde özellikle eski Yargıtay uygulamalarının kamu düzenini geniş yorumladığı ve bunun Türkiye’nin tahkim dostu ülke algısına zarar verdiği uzun süredir eleştirilmektedir.
Çözüm: İstisnai denetim, uzmanlaşma ve hızlı tenfiz
Türkiye’nin ihtiyacı kamu düzeni denetimini kaldırmak değil, onu milletlerarası ticaretin gereklerine uygun biçimde dar ve öngörülebilir hale getirmektir. Kamu düzeni müdahalesi; savunma hakkının ağır biçimde ihlali, temel haklara açık aykırılık, yolsuzluk, hile veya Türk hukuk düzeninin temel anayasal ve ahlaki değerlerini gerçekten sarsan sonuçlarla sınırlandırılmalıdır. Doktrindeki güncel yaklaşım da kamu düzeninin olağan bir denetim aracı değil, somut olayın özelliklerine göre uygulanacak istisnai bir güvenlik supabı olması gerektiği yönündedir.
İkinci mesele zamandır. Milyonlarca dolarlık uluslararası uyuşmazlığı iki yılda sonuçlandıran tahkim kararının Türkiye’de yıllarca tenfiz davasına konu olması, tahkimin ekonomik mantığını ortadan kaldırabilir. Bu nedenle belirli ihtisas mahkemelerinde uzmanlaşma güçlendirilmeli, New York Sözleşmesi m. V’deki ret sebeplerinin sınırlı olduğu açık biçimde benimsenmeli ve istinaf-temyiz incelemeleri öncelikli dosya rejimine alınmalıdır.
Türkiye’nin İstanbul’u bölgesel tahkim merkezi haline getirme hedefi açısından mesele yalnızca kaliteli tahkim kurumlarına sahip olmak değildir. Asıl test, Türkiye dışında verilmiş bir hakem kararının Türk mahkemelerinin önüne geldiği gündür. Tahkim dostu hukuk sistemi, yalnızca kendi hakem kararını değil, yabancı hakem kararını da hukuk güvenliği içerisinde ve süratle icra edebilen sistemdir.