Ayvansaray’dan Monako’ya uzanan başarı hikâyesi
50 yılı aşkın tekne yapım tecrübesini üç nesildir sürdüren SES Yachts, Türk zanaatkârlığını modern mühendislik ve hibrit teknolojiyle buluşturuyor. Kısa süre önce teslim ettiği 42 metrelik hibrit GX42 RPH’yi Monaco Yacht Show’da dünya prömiyerine çıkarmaya hazırlanan tersane, yeni EPOQ serisiyle de “gentleman’s yacht” anlayışını denize taşıyor. SES Yachts’ın kurucusu Sefer Yıldırım ve markanın yeni nesil yüzü Elif Yıldırım ile markanın yarım asrı aşan yolculuğunu, değişen lüks anlayışını ve yatçılığın geleceğini konuştuk.
İstanbul’un Ayvansaray ve Salacak semtlerinde başlayan bir tekne yapım hikâyesi, yarım asrı aşan yolculuğun ardından bugün uluslararası yatçılığın en önemli vitrinlerinden Monako’ya uzanıyor. SES Yachts, geleneksel tekne yapım kültürünü yeni nesil mühendislik ve teknolojiyle bir araya getirirken, seri üretim yerine butik ve kişiye özel üretimde ısrar ediyor.
Bugün üç neslin aynı çatı altında çalıştığı tersanenin filosunda 40 yılı aşkın süredir denizlerde olan tekneler bulunuyor. SES Yachts imzalı tekneler ikinci elde Amerika’dan Meksika’ya, Avustralya’dan Singapur’a kadar farklı coğrafyalara ulaşmış durumda.

42 metrelik hibrit yat
Markanın bugün geldiği noktayı temsil eden en yeni proje ise 42 metrelik hibrit motor yat GX42 RPH. Kısa süre önce teslim edilen yat, Monaco Yacht Show’da dünya prömiyerini gerçekleştirecek. SES Yachts’ın gelecek vizyonunun diğer ayağını ise gösterişten çok zamansızlığı ve rafine detayları öne çıkaran yeni “gentleman’s yacht” EPOQ oluşturuyor.
SES Yachts’ın kurucusu Sefer Yıldırım ve markanın yeni nesil yüzü Elif Yıldırım ile aile tersanesinin geçmişini, Türk yat sektörünün dünyadaki yerini, değişen müşteri beklentilerini ve markanın gelecek rotasını konuştuk.
SES Yachts denildiğinde nasıl bir tasarım anlayışı aklımıza gelmeli?
Sefer Yıldırım: Bizim için tasarımın merkezinde tekne sahibi var. Teknenin yalnızca güzel görünmesi değil, sahibinin yaşam tarzını ve kullanım alışkanlıklarını da yansıtması gerekiyor. SES Yachts’ın karakterini geleneksel tekne yapım kültürü, güçlü işçilik ve modern mühendisliğin birleşimi olarak tanımlayabiliriz. Bugün üç nesil aynı çatı altında birlikte çalışıyor. Bu da geçmişten gelen tecrübeyi yeni teknolojilerle birleştirmemize imkân veriyor.
Tekne sahiplerinin giderek artan kişiselleştirme ve daha esnek yaşam alanı taleplerine nasıl cevap veriyorsunuz?
Kişiye özel yat üretiminde kişiselleştirme zaten işin özü. Yerleşim planından iç mekânlara, malzemelerden teknenin kullanım senaryolarına kadar her projeyi müşterinin beklentilerine göre şekillendiriyoruz. Bazı müşterilerimizin ikinci veya üçüncü tekneleri için tekrar bize gelmesi de kurduğumuz ilişkinin doğal bir sonucu.
Yat tasarımında sizce hangisi daha zor; estetik mi, mühendislik mi?
Asıl zorluk ikisini dengede tutabilmek. Çok güzel ama kullanım açısından problemli bir tekne kadar, teknik olarak kusursuz fakat karakteri olmayan bir tekne de yeterli değil. Bu nedenle tasarım, mühendislik ve üretim ekiplerinin mümkün olduğunca birlikte çalışması gerekiyor. Bugün 3D modelleme ve detaylı mühendisliği yoğun şekilde kullanıyoruz. Ancak bunları yıllar içerisinde oluşmuş üretim tecrübemizle birleştiriyoruz.
Türkiye’nin İtalyan ve Hollandalı tersanelere kıyasla en büyük avantajı sizce nedir?
Türkiye’nin çok güçlü bir zanaatkârlık ve üretim kültürü var. Bunun yanında özellikle kişiye özel projelerde ciddi bir esneklik sunabiliyoruz. SES Yachts açısından buna aile tersanesi olmanın avantajı da ekleniyor. Müşteri doğrudan karar vericilerle iletişim kurabiliyor ve projedeki değişikliklere daha hızlı cevap verebiliyoruz. Türkiye’nin bugün geldiği noktada iyi işçilik, mühendislik kabiliyeti, esneklik ve rekabetçi üretim yapısı uluslararası pazarda önemli avantajlar oluşturuyor.
Sürdürülebilirlik ve verimlilik bugünün yat sahipleri için ne kadar önemli?
Artık eskisinden çok daha önemli. Tekne sahipleri yalnızca performansa değil; yakıt tüketimine, enerji yönetimine, sessizliğe ve genel verimliliğe de bakıyor.Biz de özellikle mühendislik tarafında buna yatırım yapıyoruz. Daha hafif yapılar, optimize edilmiş sistemler, hibrit teknolojiler ve enerji yönetimi yeni projelerde giderek daha önemli hale geliyor. Bunun en güncel örneklerinden biri de kısa süre önce teslim ettiğimiz GX42 RPH.

“Teknenin teslim edilmesi ilişkinin sonu değil”
Satış sonrası hizmet ve uzun vadeli müşteri ilişkileri SES Yachts için ne ifade ediyor?
Bizim için teknenin teslim edilmesi ilişkinin sonu değil. Teslimattan sonra teknik destek ve bakımın yanı sıra ileride yapılacak değişikliklerde de müşterilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz.
Hedef müşteri profiliniz kim? İlk kez tekne sahibi olacak biriyle deneyimli bir tekne sahibi arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?
Genellikle birebir ilişki kurabileceği, daha butik bir tersane arayan müşterilerle çalışıyoruz. Teknenin kendi yaşam tarzlarına göre şekillenmesini ve tersanenin karar vericilerine doğrudan ulaşabilmeyi önemsiyorlar. İlk kez büyük yat yaptıran müşteriler daha fazla yönlendirme beklerken, deneyimli tekne sahipleri ne istediklerini çok daha net ifade ediyor ve detaylara daha fazla giriyor. Bizim görevimiz ise her iki durumda da müşteriyi doğru dinlemek ve beklentisini doğru tekneye dönüştürmek.
“Müşteri-tersane ilişkisi geleceğe yön verecek”
Sizce yat sektörü önümüzdeki 5-10 yılda nereye gidiyor?
Daha fazla kişiselleştirme, daha yüksek verimlilik ve daha esnek kullanım alanları göreceğiz. Tekne sahipleri artık yalnızca büyüklüğe veya gösterişe bakmıyor. Teknenin yaşam tarzlarına ne kadar uyduğu, ne kadar verimli olduğu ve farklı kullanım senaryolarına ne kadar kolay adapte olabildiği giderek daha önemli hale geliyor. Bu nedenle kişiye özel üretimin ve müşteri ile tersane arasındaki yakın ilişkinin öneminin daha da artacağını düşünüyoruz.

42 metrelik hibrit vitrine çıkıyor
GX42 RPH bu yıl SES Yachts için öne çıkan projelerden biri. Bu proje sizin için ne ifade ediyor?
GX42 RPH, teknik açıdan bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz en kapsamlı projelerden biri. 42 metrelik hibrit motor yat; enerji verimliliği, sessizlik, konfor ve yüksek teknik gereksinimleri aynı platformda bir araya getiriyor. Özellikle hibrit sistemin entegrasyonu ve tüm sistemlerin birlikte doğru çalışması ciddi bir mühendislik ve üretim koordinasyonu gerektirdi. Projeyi GX Superyachts ile birlikte hayata geçirdik. Yat uzmanı Andrea Armas üretim boyunca önemli destek verdi. İç ve dış tasarım Marco Casali / Too Design tarafından gerçekleştirildi. Mühendislik ise İtalyan NAMES ve SES Yachts ortaklığında yapıldı. Tekneyi kısa süre önce teslim ettik ve Monaco Yacht Show’da dünya prömiyerini gerçekleştireceğiz. Bizim için GX42 RPH, SES Yachts’ın geleneksel işçilik kabiliyetini yeni nesil mühendislik ve hibrit teknolojiyle bir araya getirdiği önemli bir referans proje.
Esnek, butik ve kişiye özel üretim
SES Yachts nasıl doğdu? O dönemde pazarda nasıl bir boşluk gördünüz?
Elif Yıldırım: SES Yachts’ın temelleri, kurucumuz Sefer Yıldırım’ın 50 yılı aşkın süre önce Ayvansaray ve Salacak’ta tekne imalatına başlamasıyla atıldı. Yıllar içerisinde uluslararası yat sektöründe tanınan bir tersaneye dönüştük.
Bizi başından beri farklılaştıran konu üretim adedi değil, projelere yaklaşımımız oldu. Her tekneyi kendine özgü bir çalışma olarak ele alıyoruz. Müşteriyle doğrudan iletişim kuruyor, ailenin de üretim sürecinin içinde olduğu kişisel bir çalışma modeli benimsiyoruz.
Bugün de en güçlü olduğumuz alanın bu olduğunu düşünüyoruz: Esnek, butik ve gerçekten kişiye özel üretim. Bunun en güzel göstergelerinden biri, yıllar önce özel olarak inşa ettiğimiz teknelerin bugün hâlâ dünyanın farklı noktalarında aktif olarak kullanılıyor olması. İkinci elde Amerika’dan Meksika’ya, Avustralya’dan Singapur’a kadar farklı coğrafyalara ulaşan teknelerimiz oldu. Bugün dünyanın birçok noktasında SES Yachts teknelerinin bulunduğunu biliyoruz. Filomuzda 40 yılı aşkın süredir denizlerde olan teknelerin bulunması da yaptığımız işin kalıcılığının en güzel göstergelerinden biri.