Bilişsel sürdürülebilirlik
YZTD YK Üyesi & Fingate.io Co-CEO ERGİ ŞENER
Son 20 yılda sürdürülebilirlik tartışmalarının odağı birkaç kez değişti. Önce şirketlerin ve iş modellerinin uzun vadeli sürdürülebilirliğini konuştuk, sonra iklimi ve gezegenin sınırlarını. Bugün çevresel, finansal ve sosyal sürdürülebilirlik artık şirket stratejilerinin ayrılmaz bir parçası.
Bütün bu süreçlerin merkezinde hep insan vardı. Şirketleri, dönüşümleri, teknolojileri hep insanlar yönetti. Günümüzde ise yapay zekâ etkisiyle insan zihni sürekli öğrenmek ve güncel kalmak zorunda. Bu nedenle, bugün ilk kez farklı bir soruyla karşı karşıyayız: İnsan zihninin sürdürülebilirliği nasıl korunacak? İnsan bilişi, bu kesintisiz tempoyu uzun vadede taşıyabilecek mi?
Ben bu yeni sürdürülebilirliği bilişsel sürdürülebilirlik olarak adlandırıyorum.
Öğrenmenin ritmi değişti
Bilişsel sürdürülebilirlik tartışmasının merkezinde sürekli öğrenme zorunluluğu var. Bu zorunluluğun kaynağına indiğimizde hepimizin ezbere bildiği kariyer tavsiyeleriyle karşılaşıyoruz: Yeni beceriler edin, değişime uyum sağla, öğrenmeyi hiç bırakma… Uzun süre bunlar iyi bir kariyer inşa etmenin tavsiyeleriydi. Bugün ise mesleki varlığını sürdürebilmenin ön koşuluna dönüştü.
Yapay zekâ işlerin doğasının yanında, öğrenmenin ritmini de değiştiriyor. Birkaç yıl önce yeni bir araç öğrenmek ciddi zaman gerektirirdi; bugün o aracın yerini kısa süre içinde bir yenisi alabiliyor. Bu yüzden yaşam boyu öğrenme hiç bu kadar popüler olmamıştı.
Ama bu tartışmalarda tuhaf bir boşluk var. Sürekli öğrenmek zorunda kalan bir zihin ne zaman dinlenecek?
Herkes geleceğin becerilerini konuşuyor. Geleceğin yorgunluğundan ise neredeyse kimse bahsetmiyor. Bu yorgunluğun arkasında artan iş yüküyle birlikte, değişen uzmanlık tanımı da var.
Dinamik uzmanlık
Uzmanlık uzun yıllar birikim üzerine kuruldu. Diplomalar, deneyimler, yıllar içinde katmanlaşan bilgi… Mantık basitti; önce öğrenir, sonra deneyim kazanır, en sonunda uzmanlaşırdık. Bugün bu sıra bozuluyor; artık önemli olan ne bildiğimiz kadar, bildiklerimizi ne kadar hızlı yenileyebildiğimiz. Bu yeni dönemde yeni bir uzmanlık ihtiyacı ortaya çıkıyor: Dinamik uzmanlık. Dinamik uzmanlık, bilgi biriktirmek kadar, değişimin hızına rağmen değer üretmeye devam edebilmek demek; yeni bir teknolojiyi öğrenirken; işe yaramayan bir bilgiyi ya da alışkanlığı geride bırakabilmek de bunun bir parçası.
Geçmişte uzmanlığın sermayesi birikimdi. Bugün ise sermaye yenilenebilme kapasitesi.
Görünmeyen maliyet
Ama her dönüşümün görünmeyen bir maliyeti de var. Yapay zekâ üretkenliği artırıyor, doğru. Aynı zamanda sessiz bir beklenti de yaratıyor: Sürekli yeni araçlara ve yeni çalışma biçimlerine uyum sağlama zorunluluğu. Sorun artık bilgi eksikliği ya da fazlalığı değil. Sorun, sürekli güncel kalma baskısı. Çünkü çoğu profesyonel, öğrendiğini içselleştirmeye fırsat bulamadan bir sonraki yeniliğe geçmek zorunda hissediyor; öğrenme döngüsü kısaldıkça derinleşmeye ayrılan alan da daralıyor.
Oysa insan zihni yalnızca güncellenmek için değil, derinleşmek için de zamana ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden, bugün yaşadığımız dönüşümü yalnızca “sürekli öğrenme” kavramıyla açıklamak yetmiyor.
Bilişsel sürdürülebilirlik; kişinin sürekli değişen bilgi, teknoloji ve iş yapış biçimlerine uyum sağlarken öğrenme kapasitesini, muhakeme kalitesini, yaratıcılığını ve karar verme gücünü uzun vadede koruyabilmesi anlamına geliyor.
Bu, çalışan mutluluğu ya da refahı programlarından farklı; amaç sürekli değişimin ortasında çalışanların düşünme kalitesini korumalarını sağlamak. Çünkü bilgi arttıkça zihinsel yük de artıyor.
Peki bu yükü taşınabilir kılmak mümkün mü? Bunun yolu öğrenmeyi yönetebilmekten geçiyor. Önümüzdeki dönemde en kritik becerilerinden biri, neyi öğrenmeyeceğine karar verebilmek olacak çünkü her yeni bilgi, araç ya da trend aynı kalıcılığı taşımıyor. Dolayısıyla, hangi bilginin gerçekten değer yaratacağını ayıklayabilmek de önemli.
Kurumlar ve liderlik için ne anlama geliyor?
Geleceğin başarılı kurumları yalnızca en hızlı öğrenen organizasyonlar olmayacak; öğrenme hızını düşünme kalitesiyle dengeleyebilenler olacak. Liderlikte de benzer bir kırılma yaşanıyor; önümüzdeki yıllarda şirketlerin en kritik yatırımı, insan zihninin sürdürülebilirliği olabilir.
Bu, performans değerlendirmesine yeni bir soru ekleyebilir: "Bu kişi hızlı mı öğreniyor, yoksa öğrendiğini kaliteli kararlara dönüştürebiliyor mu?"
Geçmişte kurumlar makinelerin, sonra sistemlerin bakımıyla uğraştı. Şimdi sırada insan zihninin bakımı var.
Son söz: Geleceğin en kritik kaynağı
Dinamik uzmanlık yapay zekâ çağının yeni gerçeği; onu sürdürülebilir kılansa öğrenme hızını, düşünme kalitesini ve zihinsel enerjiyi bir arada koruyabilmek. Artık sürdürülebilirliğin tanımı karbon ayak iziyle ya da gezegenin kaynaklarını korumakla sınırlı değil; insanın bilişsel kapasitesinin de tükenebileceğini ilk kez bu kadar net görüyoruz. Yapay zekâ çağında asıl sürdürülebilirlik meselesi, insanın kendisi.