Güvenliğin hukuki çerçevesi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nı sadece üç devlet arasındaki askerî ittifak olarak okumamak gerekir. Daha önemli olan üç farklı kapasitenin birleşmesi. Türkiye’nin askerî gücü ve savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın finans ve enerji kapasitesi, Pakistan’ın yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, büyük ordusu ve nükleer caydırıcılığı değişik bir Voltran oluşumu değil de nedir?

 Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne katılmış, gözlem ve deneyimleri­mi siz değerli DÜNYA okurlarıyla paylaşmıştım. Benim açımdan en dikkat çekici konu, NATO’nun ar­tık güvenliği yalnızca tank, uçak, füze ve asker sayısıyla tarif etme­mesiydi. “NATO 3.0” olarak ifade edilen yeni dönemde enerji hatla­rından yapay zekâya, kritik altya­pıdan tedarik zincirlerine, siber güvenlikten ekonomik dayanıklılı­ğa kadar çok daha geniş bir güven­lik alanı ortaya çıkıyor. NATO’nun faaliyetleri böylece Birleşmiş Mil­letler, Avrupa Birliği, Dünya Ban­kası ve diğer uluslararası kuruluş­ların çalışma alanlarıyla daha fazla kesişiyor.

Bu açıdan Ağustos 2026’da Tür­kiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke An­laşması’nı sadece üç devlet ara­sındaki askerî ittifak olarak oku­mamak gerekir. Bir tarafa yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması NATO Antlaşması’nın 5. maddesini hatırlatıyor. Fakat daha önemli olan üç farklı kapasitenin birleşmesidir: Türkiye’nin askerî gücü ve savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın finans ve enerji ka­pasitesi, Pakistan’ın yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, büyük ordusu ve nükleer caydırıcılığı değişik bir Voltran oluşumu değil de nedir?

NATO 3.0: Güvenliğin hukuku genişliyor

NATO Zirvesi’ne gelen yüzlerce siyasetçi, düşünce kuruluşu men­subu, akademisyen, askerin için­de Ankara’da gördüğüm temel de­ğişim güvenlik kavramının sınır­larının genişlemesiydi. Elektrik şebekesinin çalışması, bankacılık sisteminin siber saldırılara daya­nıklılığı, enerji arzı, kritik maden­lere erişim, limanlar, veri merkez­leri ve tedarik zincirleri artık millî güvenliğin parçaları.

Uluslararası hukuk da buna uyum sağlamak zorunda. Siber saldırının hangi aşamada “silahlı saldırı” sayılacağı, enerji altyapı­sına sabotajın kolektif savunma­yı harekete geçirip geçirmeyeceği veya ekonomik yaptırımların han­gi noktada güvenlik meselesine dönüşeceği 2030’ların önemli hu­kuk tartışmaları olacak.

Mekke Anlaşması tam bu yeni dünyanın ürünü olabilir. Mesele üç ordunun gerektiğinde birlikte savaşmasından ibaret değil; enerji güvenliği, deniz yolları, teknoloji, finansman ve ekonomik dayanık­lılık zaman içerisinde anlaşmanın askerî hükümleri kadar önem ka­zanabilir.

Üç ülkenin birbirinden çok fark­lı olması anlaşmanın stratejik de­ğerini artırıyor. Türkiye NATO tecrübesine, güçlü bir orduya ve gelişmiş savunma sanayisine sa­hip. Suudi Arabistan dünyanın önemli enerji üreticilerinden ve büyük finansal kaynakları yöneti­yor. Pakistan ise büyük ordusunun yanında nükleer kapasiteye sahip az sayıdaki devletten biri.

Haritaya baktığımızda Kara­deniz’den Doğu Akdeniz’e, Kızıl­deniz’den Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’na uzanan devasa bir coğrafya ortaya çıkıyor. Enerji ve dünya ticaretinin kritik geçiş nok­talarının önemli bölümü de bu hat­tın çevresinde bulunuyor.

Uluslararası hukuk bakımından ise anlaşmanın iç hukuka nasıl ak­tarılacağı, tarafların yükümlülük­lerinin sınırları ve mevcut ulusla­rarası anlaşmalarla ilişkisi belir­leyici olacaktır. Türkiye açısından Anayasa’nın 90. maddesinden mevcut NATO yükümlülüklerine kadar uzanan geniş bir hukuk ala­nı söz konusu. Kurulacak sekretar­ya, ortak komiteler ve yatırım me­kanizmaları geliştikçe Mekke An­laşması kendi kurumsal hukukunu üretmeye başlayacaktır.

Caydırıcılığın gücü, hukukun sınırları

En hassas konulardan biri Pa­kistan’ın nükleer kapasitesidir. Buradan Türkiye veya Suudi Ara­bistan’ın otomatik olarak Pakis­tan’ın nükleer şemsiyesi altına girdiği sonucu çıkarılamaz. Fakat stratejik caydırıcılık yalnızca an­laşma maddeleriyle işlemez; diğer devletler ittifakın toplam askerî kapasitesini hesaba katar.

Zor sorular da burada başlıyor. Pakistan-Hindistan çatışmasında Türkiye’nin yükümlülüğü ne ola­cak? Suudi Arabistan’a yönelik bir Husi saldırısı hangi noktada ko­lektif savunmayı harekete geçire­cek? Türkiye-Yunanistan gerili­minde saldırganın kim olduğuna kim ve hangi kriterlerle karar ve­recek?

Birleşmiş Milletler Şartı’nın kuvvet kullanma yasağı ile 51. maddede düzenlenen bireysel ve kolektif meşru müdafaa hakkı bu­rada temel hukuki çerçeveyi oluş­turmaya devam edecektir. Türkiye bakımından Montrö Boğazlar Söz­leşmesi de ayrı önem taşıyor. Ye­ni ittifak yükümlülükleri mevcut uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve sorumlulukları kendiliğin­den ortadan kaldırmaz.

Askerî ittifaktan ekonomik entegrasyona

Ben Türkiye açısından uzun va­deli fırsatın askerî caydırıcılık ka­dar ekonomik tarafta bulunduğu­nu düşünüyorum. Türk savunma sanayii insansız hava araçlarından elektronik harbe, savaş gemilerin­den füze ve mühimmata kadar cid­di kapasite oluşturdu. Suudi Ara­bistan Vision 2030 kapsamında savunma üretimini yerlileştirmek istiyor. Pakistan ise geniş insan kaynağı ve savunma üretim tecrü­besine sahip.

Bu üç kapasite 2030’larda ortak üretime dönüşebilir. Hava savun­ması, insansız sistemler, elektro­nik harp, uydu teknolojileri, siber güvenlik ve askerî yapay zekâ ilk alanlar olacaktır. Suudi sermayesi, Türk teknoloji ve üretim kapasite­si ile Pakistan’ın insan kaynağı bir­leşirse Afrika’dan Orta Asya ve Gü­neydoğu Asya’ya uzanan yeni bir ihracat ekosistemi ortaya çıkabilir.

Tam burada ekonomi hukuku önem kazanıyor. Ortak girişim­ler, teknoloji transferi, fikrî mülki­yet, kamu alımları, ihracat izinle­ri, yaptırım rejimleri ve finansman sözleşmeleri üç ülke arasında gü­venilir bir hukuk altyapısı gerekti­recek. Milyarlarca dolarlık yatırım kararlarında askerî yakınlık yatı­rımcı için yeterli değildir; sermaye hukuki öngörülebilirlik ister.

2040’ın düzeninde İstanbul ve tahkim

2030-2040 döneminde dünya­nın yeniden iki bloklu bir Soğuk Savaş sistemine dönmesinden çok, iç içe geçmiş ittifaklar düze­nine ilerlediğini düşünüyorum. Türkiye bunun en ilginç örnekle­rinden biri: NATO üyesi, Avrupa ekonomisiyle bütünleşmiş, Türk Devletleri Teşkilatı’nın merkez ülkelerinden, Körfez’le ilişkileri­ni derinleştiren ve Asya ile Avrupa arasında bulunan bir devlet.

Mekke Anlaşması bu çok kat­manlı mimarinin yeni halkası ola­bilir. Ancak savunma, enerji, tek­noloji ve altyapıda büyük yatırım­lar ortaya çıktığında beraberinde kaçınılmaz olarak uyuşmazlıklar da gelecektir. İşte burada İstanbul için önemli bir fırsat doğuyor.

İstanbul Tahkim Merkezi IS­TAC bugün yerli ve yabancı taraf­lara kurumsal tahkim hizmeti ve­riyor; Türkiye ayrıca 1958 New York Sözleşmesi’ne taraf ve millet­lerarası tahkim mevzuatına sahip. İstanbul merkezli OIC Tahkim Merkezi ise 57 İslam İşbirliği Teş­kilatı üyesini kapsayan coğrafyada ticari ve yatırım uyuşmazlıkları­na yönelik kurumsal bir platform oluşturuyor; 2026 Tahkim Kural­ları acil durum hakemi ve hızlandı­rılmış yargılama gibi mekanizma­lar da getiriyor.

Devlet-yatırımcı uyuşmazlık­ları bakımından üçüncü halka IC­SID’dir. Türkiye bakımından IC­SID Sözleşmesi 2 Nisan 1989’dan beri yürürlükte. Mekke Anlaşma­sı’nın çevresinde yeni ikili yatırım anlaşmaları ve büyük ölçekli ka­mu-özel projeleri gelişirse yatırım tahkimi meselesi askerî anlaşma­nın ekonomik sonuçlarının doğal parçası haline gelecektir.

Burada Türkiye için stratejik bir hedef konulabilir: İstanbul, bu yeni coğrafyanın yalnızca serma­ye ve üretim merkezi değil, hukuk ve uyuşmazlık çözüm merkezi de olmalıdır. ISTAC ile OIC Tahkim Merkezi’nin aynı şehirde bulun­ması bunun için önemli bir ku­rumsal avantajdır.

Ankara’daki NATO Zirvesi’nde gördüğüm NATO 3.0 yaklaşımı ile Mekke Anlaşması arasında bu ne­denle doğrudan bir bağlantı kuru­yorum. 2040 dünyasında devletle­rin gücü sadece ordularıyla değil; enerjiye erişimleri, finansman ka­pasiteleri, teknolojik egemenlikle­ri, hukuk güvenlikleri ve kurdukla­rı ittifakların ekonomik değeriyle ölçülecek.

Mekke Anlaşması bugün bir or­tak savunma metni. Tarihsel değe­rini ise üç ülkenin bu askerî iradeyi kalıcı bir hukuk, yatırım, teknoloji ve ekonomik işbirliği düzenine dö­nüştürüp dönüştüremeyeceği be­lirleyecek.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.284,42 -1,67 %
Dolar 48,7673 0,07 %
Euro 56,0095 0,16 %
Euro/Dolar 1,1484 0,06 %
Altın (GR) 6.794,94 -0,30 %
Altın (ONS) 4.378,25 0,84 %
Brent 99,6910 -0,87 %