Sıradışı bir dünya turu
İran, Hürmüz, Kızıldeniz, Çin, yapay zekâ, çip, savaşlar, FED’in faiz kararı,Türkiye’nin ihracatı, Merkez Bankası’nın kararları, tarımdaki gelişmeler, İstanbul Havalimanı’nın rekorları, Irak ile imzalanan anlaşma. Bütün bu gelişmeler tek bir büyük resmin parçaları. Dünya ekonomisinde güvenli ticaretin maliyeti yükseliyor. Eskiden bir şirket satın alma kararını verirken ilk olarak fiyatı sorardı.
Bugün ise fiyatın yanında şu soruları da soruyor; bu mal zamanında gelecek mi, kullanılan deniz yolu açık kalacak mı, tedarikçinin ülkesinde enerji kesintisi yaşanacak mı, ürünün üretiminde kullanılan çip veya kritik mineral bulunabilecek mi, yaptırım veya ihracat kontrolü uygulanacak mı? İşte yeni dünyanın ticaret soruları bunlar. Bu nedenle ticarette en ucuz kavramı yerini en güvenilir kavramına bırakıyor.
Dünya ekonomisi küçülmüyor. Fakat dünya ekonomisinin kuralları değişiyor. Enerji daha stratejik hâle geliyor. Lojistik daha pahalı ve daha riskli hâle geliyor. Teknoloji daha korumacı hâle geliyor.
Finansman daha seçici hâle geliyor. Bu ortamda Türkiye’nin başarısı, yalnızca geçmişten gelen üretim gücüne dayanamaz; üretim gücümüzü teknoloji, enerji güvenliği, hızlı gümrükleme, güçlü lojistik ve uzun vadeli finansmanla desteklemeliyiz. Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar bulunuyor. Avrupa tedarik zincirini çeşitlendirmek istiyor.
Orta Koridor önem kazanıyor. Afrika ve Orta Asya büyüyor. Savunma ve havacılık talebi artıyor. E-ihracat küçük işletmeleri dünyaya açıyor. İstanbul küresel hava ulaşım merkezine dönüşüyor. Ancak fırsatların başarıya dönüşmesi için zamanında karar almak gerekir, çünkü dünyadaki diğer ülkeler de aynı fırsatların peşinde. Coğrafi konum tek başına ekonomik başarı yaratmıyor, coğrafyayı stratejiyle birleştirmek gerekir.
Ekonomi cephesinden yeni bir haber yok
Bu hafta Merkez Bankasının faiz kararını yakından takip ettik. Politika faizi yüzde 37 seviyesinde kaldı.
FED’de bizi takip etti ve orada da faiz sabit kaldı. Herkesin beklentisi faizin artacağı yönünde idi, hatta felaket senaryoları çizildi, ama öyle olmadı. ABD biz güçlüyüz mesajı verdi. Hal böyle olunca altın ve para piyasasında çok büyük dalgalanmalar beklememek gerektiğinin de altını çizmemde fayda var.
Ülkemizdeyse sanayici ve ihracatçının sesinin daha fazla duyulduğu bir dönemde olduğumuzu söylemek durumundayım. Hem İSO, hem TİM başkanlarının açıklamaları bir hayli çarpıcıydı. İhracatçı doğal olarak daha düşük finansman maliyeti istiyor; çünkü ihracatçı malı üretirken hammaddeyi, işçiliği, enerjiyi ve lojistiği önceden ödüyor; döviz gelirini ise aylar sonra tahsil ediyor.
Ancak enflasyon ve enerji fiyatları yüksekken hızlı faiz indiriminin de başka riskleri bulunuyor. Kur artabilir. Enflasyon yeniden güçlenebilir. Ekonomide öngörülebilirlik bozulabilir. Dolayısıyla asıl çözüm, bütün şirketlere ucuz kredi dağıtmak değil; ihracat, yatırım, yeşil dönüşüm ve teknoloji üreten şirketlere seçici ve uzun vadeli finansman sağlamaktan geçiyor.
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası kâr açıkladı. Kalkınma bankacılığı sadece bankanın kâr etmesi anlamına gelmez. Ülkenin hangi sektöre yatırım yapacağını belirleyen stratejik bir mekanizmadır. Türkiye’nin batarya, çip, enerji depolama, savunma elektroniği, tarım teknolojisi, makine ve lojistik altyapı gibi alanlarda uzun vadeli yatırım finansmanına ihtiyacı var. Savunma sanayimizin kilogram başına ihracat değeri Türkiye ortalamasının yaklaşık 40 katına ulaşıyor, bu rakam bize çok önemli bir ders veriyor.
Daha fazla mal satmakla daha fazla değer üretmek aynı şey değil
Bir kilogram tekstil ürünü ile bir kilogram radar sistemi aynı geliri yaratmıyor. Elbette tekstil, hazır giyim, tarım ve geleneksel sektörlerden vazgeçemeyiz. Bu sektörler milyonlarca kişiye iş sağlıyor.
Ancak bu sektörleri de teknoloji, tasarım, marka ve sürdürülebilirlik yoluyla daha yüksek katma değerli hâle getirmeliyiz. Tarımda da aynı yaklaşım geçerli. Kiraz ve vişne ihracatımızın 100 milyon doları aşması sevindirici, fakat yalnızca taze meyve satmakla yetinmemeliyiz. Dondurulmuş ürün, konsantre, meyve suyu, fonksiyonel gıda ve markalı perakende ürünü de üretmeliyiz. Ve unutmamalıyız ki tohum ihracatı yalnızca ürün satmak değil, bilgi ve teknoloji satmaktır.
Dünyada yapay zekâ rekabeti de hızla farklı bir aşamaya geçiyor. Çin gelişmiş yapay zekâ modellerine ihracat kontrolü getirmeyi düşünüyor. ABD çip ihracatını sınırlandırıyor. Bütün bunlar bize teknolojinin artık tamamen serbestçe dolaşan bir ticari ürün olmadığını gösteriyor. Teknoloji stratejik egemenlik aracına dönüşüyor. Bu yarışta yalnızca kullanıcı ülke olarak kalmamalı, kendi yapay zekâ modellerini, veri altyapısını, siber güvenlik ürünlerini ve kritik yazılımlarını geliştirmemiz şart. Her şeyi sıfırdan üretmek mümkün olmasa dahi, kritik alanlarda dışa bağımlılığın sınırını iyi belirlemek de oyunun önemli bir parçası.